27 Aralık 2010 Pazartesi

Vi Viş Yu e Meri Kırismis

yılbaşı yaklaşıyor ve ben 24 senelik ahir ömrümün en gergin dönemlerini yaşıyorum.

sosyalleşme yaşına girdiğimden beri hep aynı soru ?

" yılbaşında ne yapıyorsun ??? "

lan kaç kere söyleyeceğim evde oturuyorum işte her yılbaşı.

değişen bir şey yok.

dışarı çıkmayacağım. eğlen diye dayatan faşist zihniyete boyun eğmeyeceğim.

off yine çok isyankarım yeaa tabiyetim kurusun

tombala oynarım, nette takılırım, yılbaşı özel programlarını izlerim, göbek atarım yaparım işte bişiler.

ama evde.

daha sormayın lan.

p.s: evet göbek atarım. türk kızıyım neticede.

23 Aralık 2010 Perşembe

Ayna

" bana kırgın mısın ? "dedi.

istediği cevap belliydi. " evet sana kırgınım çok üzdün beni ! "

oysa değildim. ve işin ilginç tarafı kırgın olması gereken tarafın kendisi olduğunu görememesiydi.

göremedi çünkü kırgındı.

egosu incinmişti belki.

belki onca çabasına değmediğimi gördü. " ulan bu kız için mi uğraştım ? " diye düşünerek kendine kızdı.

göremedi.

kalbi kırılan taraf benmişim gibi yapmak işine geliyordu.

çünkü en büyük rahatlamadır kendini suçlamak o-l-a-m-a-y-a-n ilişkilere sebep ararken.

olmadı çünkü istemedi, olmadı çünkü benden vazgeçti, olmadı çünkü beni sevmedi-leri kabullenmekten daha kolaydır -olmadı çünkü ben hatalıydım- demek.

kendimden biliyorum, senden biliyorum, ondan biliyorum işte...

sonra düşündüm. o'nun da kırılmasına gerek bir durum bulamadım.

biz olsa olsa çokça kızmış olabilirdik birbirimize.

kızdık da.

her şey farklı olabilirdi.

her anlamda.

olmadı.

şarkı çok güzel.

dinlemek istersen sen de başlığa tıklaman yeterli.

19 Aralık 2010 Pazar

Nerdeyiz ?

gerçekten komik diyebilirdim söylediğim söze, ardından deli gibi kahkaha atarken gözyaşlarına boğulmasaydım.

ben ağlamam.

sadece bazen çıkamıyorum işin içinden.

başlığa tık.

16 Aralık 2010 Perşembe

Nedeni yoktu sadece öptüm.

başladığım yere geri dönmüş gibi de değil.

bir yerden başlayamamış gibi...

12 Aralık 2010 Pazar

Ben dalgama bakarım !

bu konuda çeşitli spekülasyonlar var aslında.

bazısı gökkuşağının bittiği noktada altın dolu küpler olduğunu söyler, kimisi periler, prensler ülkesi.

prensler ülkesi de ilgimi çekebilirdi belki ama;

böyle olumlu şeylere inanmamayı tercih ederim.

o sabah 08.00 civarı evden çıktığımda hayatımda ilk defa böyle net bir gökkuşağı gördüm.

o kadar yakındı ki sanki biraz yaklaşsam değebilirdim.

dayanamayıp telefonla uzaktan bir resmini çektim.

caddenin ortasında durmak suretiyle tabi.

o arada bir kaç servis aracı arkama gelip geçmek için korna çalıyorlardı ama ben duymamazlıktan geldim.

abla biraz yana kay da geçelim be dedi biri.

gökkuşağına doğru yaklaşacakmışım güya.

yok yea dedim yiyorsa sen yaklaş.

bir kaç kare daha çekip olay mahallini terkettim.

yukardaki safsatalara elbette inanmıyorum.

benim bildiğim daha net bir gerçek var.

gökkuşağının altından geçenin cinsi dönermiş cinsi.

kadınsan erkek erkeksen kadın olurmuşsun.

allah muhafaza bu yaştan sonra erkeğe dönüşüp ibne olmaya niyetim yok.

siz hala kendinizi kandırın, altın testisi, periler ülkesiymiş götümle gülerim.

tehlikenin farkında mısınız ?

gökkuşaklarını uzaktan sevin !

cinsinizden memnunsanız tabi...


11 Aralık 2010 Cumartesi

Vahşi Kahramanıma Açık Mektubumdur.

bread's diye bir yer var içi çikolatalı nefis kuruvasanlar yapıyor bana habire onlardan al ve ben hayır yiyemem kilo yapıyor dediğim zaman " bebeğim ben seni bu halinle beğeniyorum ye hadi " diye ısrar et.

gel kurtar beni bu hayattan haşin erkeğim.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Ümmet-i Kargalara Açık Mektubumdur.

bugün tam ofise girecekken, -kulağımda kulaklık dünyayla iletişimi kesmiş halde tabi- apartmanın önünde ayı gibi bir karga gördüm.

ayy ne pis ne çirkin ne sinsi bir hayvan diye düşünüp meşhur üstüme doğru koşmak suretiyle hayvanı korkutma işini yapacaktım.

tam ayağımı atacakken sivri tırnaklı bir şeyin kafama attığı tokatla kilitlendim.

lan hangi münasebetsiz diye arkamı dönmemle kafamın üstünden uçan 2. bir kargayı görmem aynı ana denk gelir.

o sivri tırnaklı şey karganın ayağı pençesi ya da her ne bok deniyorsa osuymuş. tokat atan şey de karga.

zaten oldum olası kuş efradından götüm uçuklar hepten kısa süreli bir şoka girdim.

neyse ofise çıktım patroniçeme durumu anlattım. şöyle bir duraksadı. ve adeta bir bilge edasıyla anlatmaya başladı.

bu karga denilen hayvanlar 150-200 yıl yaşayan birbirine çok bağlı ve intikamcı bir türmüş. birinden birine bir zarar verirsen başka bir tanesi mutlaka seni bulup intikamını alırmış aq.

derken bir başka arkadaşa anlattım. yine aynı hikayeden bahsetti.

şimdi bu karga benim kankasına reva gördüğüm muameleyi gördü de baştan bir ikaz mı çaktı yoksa daha önceden allah muhafaza bir kargayla husumetimiz oldu da onun intikamının ön izlemesi miydi bu ?

allah'ım bir kargaların hedefi olmadığım kalmıştı o da oldu.

bu savaştan galip çıkamayacağımı hissediyorum.

gözümü falan oymasalar bari.

vesileyle burdan değerli ümmet-i karga dostlarıma seslenmek isterim.

bakın sevgili dostlarım siz de bir zamanlar genç oldunuz, hatırlamıyorum ama gençlik ateşiyle aramızda hoş olmayan şeyler yaşandıysa sizden çok özür dilerim. lütfen benden intikam filan almayın. ben gerçekten gerçekten çok iyi bir insanım. sizi çok seviyorum. bir daha ağzınızdan düşürdüğünüz cevizleri çalıp yemicem, kimseyle karga sesli diye dalga geçmicem, koşup koşup sizi korkutmicam :(  litfen affedin beni hafızlar !

sizi canından çok seven arkadaşınız gönül...

3 Aralık 2010 Cuma

Göster ama elletme

sevgili günlük

annem eve fotoselli sabunluk almış.

elini nah böyle altına tuttunmuydu sabun akıyor.

çok sosyeteyiz.

yine de ben sabah uyku sersemi fotoselli sabunluktan sabun aldıktan sonra elimi ısrarla musluğun altına tutup dakikalarca su gelmesini beklediğimi ( bildiğin açmalı kapamalı musluk ) kimseye anlatmam.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Odamdan bildiriyorum.

sen yanılıyorsun.

ben düzeltmiyorum.

geçmiş hatalarıma farkındalığım,

güzel olanlara saygım var.

belki bu yüzden tahammül ediyorum.

hepsi bu kadar.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Eksik

hayatına yön veren ya da yer eden bir film var mıdır sorusuyla çok karşılaşıyorum.

yön veren değil elbet ama, kalpte yer eden filmler var tabi.

bir tanesi de vizontele.

çok fazla replik yazabilirim aslında buraya.

ama bir tanesi var ki, beni, seni, belki o'nu özetliyor.

hani rıfat öldükten sonra, mezarı saydıkları o tepede siti ana ve asiye karşılaşırlar ya, işte o an siti ana sorar asiye'ye;

-nasılsın kızım ?

asiye boynu bükük cevaplar;

-eksik

ve siti ana o muhteşem cevabı verir;

-hangimiz tam ki...

işte yıllardır kim bana nasılsın dese, kalbimden ilk geçen cevap eksik...

öyleyiz yani, bir türlü bütün olamıyoruz. bir şeyler hep eksik.

ama dram yapmaya da gerek yok

çünkü;

hangimiz tam ki...

21 Kasım 2010 Pazar

Sev diyemem (:

Klibe ayrı hasta oldum, müziğe ayrı.

Binip yalnızlaaaar vapuruna, gidip bir daha dönmeyeceğimmm.

18 Kasım 2010 Perşembe

Ben aslında


zor yani.

yapı meselesi midir nedir ?

net olarak yanımda ol duygusunu bana veremezsen yakın duramıyorum.

uzattığım eli göremezsen bir daha uzatamıyorum.

istesem bile hem de.

ama emin ol, sen bir adım atarsan, karşılığını iki adım ve bir sarılmaca olarak alırsın.

yaklaştığımı gör.

tut o eli sıpaaaa (:

çünkü ;
ben aslında gördüğün o cool kadın değilim (:

hahahahah

17 Kasım 2010 Çarşamba

Quizas Quizas Quizas

o gün bugün bir şey değişmedi. hala ve hala deliler gibi yemeğe devam ediyorum.

ya da ediyordum.

şimdi başka bir sisteme geçtim.

evde kellogs special k var.

hani şu şekersiz tahıl gevreklerinden.

işte ondan günde iki öğün yersen zayıflamaya yardımcıymış.

2 öğün special k, 1 öğün ızgara gibi bi'şey.

heh ben de onu uyguluyorum.

ama tam söylendiği gibi değil tabi.

benimkisi kendini cornflexe adamak gibi bi'şey.

gün içinde mütamadiyen koca kaselere special k doldurup, üstüne soğuk süt döküyorum.

ve yavru köpekler gibi yiyorum =D

yarım litre pınar süt, bir paket special k.

ohh veri nays.

biraz önce koca bir kase yedim.

gidip bir kase daha yememek için verdiğim savaş sanmam ki kurtuluş savaşından saha zorlu olsun.

sanırım sınırlarla ilgili bir problemim var.

ya da bağlanma !

evet evet.

yiyeceklerle, elbiselerle, kozmetiklerle ve kitaplarla aşk yaşıyorum.

hayatımdaki erkeklere veremediğim sevgiyi onlara veriyorum ben =D

tamamen şeffaf, savunmasız ve gurursuzum.

oh yüce tanrım ! ben bir bağımlıyım !

en duygusal ve samimi ilişkimi bir kase cornflexle yaşadım.

en son kutudaki son pringles'ı yerken içim ayrılık acısıyla burkuldu ve gözlerim doldu.

gece uykuya dalmadan son düşündüğüm şey, kfc'nin nar gibi kızarmış tavuklarıydı.

sabah uyanır uyanmaz aklıma ilk gelen şey kahvaltıda ne yesem acaba idi ?

ve kalbimi çılgıncasına attıran son şey vitrinde gördüğüm o siyah etekti.

o kitabı alabilmek için, üzerimde mont olmadığı halde yağmurda köpek gibi ıslanarak kabalcı'ya gittim.

ve gerekirse haciz gelsin kredi kartı borçlarından o parfüm için her şeye değer diye haykırdım !

ben sevdiklerim uğruna neleri göze almışım yarabbi !

ne yani ?

etrafta hoş ve bekar bir adam vardı da biz mi gözden kaçırdık ?

velhasıl;

ben inceden kafayı sıyırıyorum. sen hala diyorsun ki, belki belki belki...

başlığa tık tık (:

14 Kasım 2010 Pazar

Zor zamanlara, eksik zamanlara...

bazen öyle bir yağmur yağar ki hiç dinmeyecek gibi gelir insana.

oysa bilmelisin her yağmurun bir sonu var.

güneşli günler de gelecek.

hem belki dalların daha da yeşersin diyedir bu yağmurlar.

bilinmez.

isyan etme. dimdik dur ayakta. hepimiz aynı yollardan geçiyoruz zaman içinde.

yola devam. gücün yetene kadar !

(:




13 Kasım 2010 Cumartesi

Sormak ister misin bir şeyler ?

yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim :) http://formspring.me/gnlbsn

Mütemadiyen yiyorum afedersin

ne zaman sinirlerim bozuk olsa o zaman dengemi kaybediyorum.

millet ağlar içine kapanır.

benimkisi iki şekilde kendini gösterir.

ya olur olmaz her şeye kendini kaybedercesine gülmeye başlarım.

ya da HUNHARCA ( evet doğru kelime  tam anlamıyla bu) yemeye başlıyorum.

ama bu oturup tabaklarca yemek yemek gibi bir şey değil. oldum bittim çok fazla yemek yiyen biri değildim zaten.

ben böyle durumlarda önüme ne gelirse onu yiyorum. ama ne gelirse.

her şey yolundaydı aslında kongre zamanı üstümüzdeki stres artınca iş arkadaşlarım bu durumda diyet yapma daha da sinirlerin bozulacak ye biraz demeye başladılar.

öğle yemeklerinde onlarla birlikte normal yemek yemeğe başladım önce ki ben, kepekli tost, ya da yoğurt ve salatayla geçiştiriyordum.

sonra bir gün funda ofise elinde bir poşetle geldi. sanırım kırılma noktası o gündü.

ya da babamın zorla rakı içelim dediği gün.

her neyse. o poşetin içinde aklına gelebilecek her tür abur cubur vardı. kek, çikolata, bisküvi, kurabiye, kola, muz, mandalina...

aman dedim. bu poşeti benden uzak tutun.

kendimi odama kapadım.

fakat heyhaaaat. poşetin mutfakta sinsice bana seslendiğini duyuyordum.

" ye bizi, bizden kaçamassın, ait olduğumuz yer senin ağzın ve miden "diye haykırıyorlardı çok net.

allah için iradeli davrandım. yerimden dahi kalkmadım oraya gitmemek için.

derken sinsi emre elinde bir bardak kola ve kek ile beliriverdi.

ve o sihirli kelimeyi söyledi.

"bak zaten çok streslisin bu kadar kasma ye bir şeyler bir iki günden zarar gelmez sonra beraber devam ederiz diyete "

allah belamı vermesin tam da duymak istediğim şeyler. başladım götürmeye.

o gün kaç bardak kola, kaç muz, kaç çikolata tükettiğimi bilemiyorum.

ama esas ilginç olan kongre günüydü.

fuaye alanının sağına ve soluna kokteyl masaları kurdurduk. üstüne de ikramlar.

benim ikramlara daha önce göz atma şansım olmadı. kongre günü gördüm her şeyi.

aman yarabbi. muhteşem porselen tabaklar içinde çıtır çıtır simitler, harika peynir tabakları, enfes kekler, kurabiyeler, minyatür brownieler, earl grey çaylar, colombia harmanı nefis kahveler.

öğleden sonra alkol büfesi, peynir tabakları, çerez ve meyve sepetleri.

o güne dair hatırladığım tek tük şeylerden biri ellerimin devamlı işlediği idi sanırım.

bir yerden bir yere yürürken iki elimi açıyordum. artık masalardan elime ne denk gelirse hoop ağzıma.

heh işte o gün bugün aynı moddayım.

biraz önce 2 adet brownie intense midemdeki yerini aldı.

üzgünüm sinirlerim çok bozuk.

ayılar gibi yiyorum.

lütfen tanrım bana dur de.

zaten brownieler de içimi baydı.

tuzlu bişi olsa bastırır.

duu ben bi bakim ?

zaten bu gece son.

iyice yiyip jubilemi yapayım ki yarın diyete devam edeyim.

hı hı. evet. ben de seni seviyorum

ciao bella (:

9 Kasım 2010 Salı

Stockholm değil Pazartesi

travmatik tabi.

iki gün tatilden sonra yeni bir haftaya başlamak. hele ki önceki hafta yorulduysan.

her neyse.

siz eşşşekler gibi çalışırken ben bugün iş yerinde pek hafif bir gün geçirip saat 12 'de arkadaşımla yemekte buluşmuş olabilirim.

sonra geri dönünce iş arkadaşlarım " bugün kendimize ödül veriyoruz " deyip beni alıp astoria'ya kaçırmış olabilir.

2 saat boyunca harika kahveler içip, süper eğlenceli sohbetler etmiş olabiliriz.

sonra güzel bir yürüyüş yapıp ofise döndüysek keyfimizin yerine gelmesi makul tabi.

akşama kadar küçük işlerle ilgilenip bol miktarda sohbete devam ederek gülmekten ölmüşüzdür belki.

ve iyi geçen bir kongre ardından bu kadar şımarmaya kimsenin laf etmeyeceği de bir gerçekse yapılacak bir şey yok.

doğrusu iyi bir gündü.

ama bebeğim bütün bunlar sizi haklı çıkarmaz.

çünkü en çok ben pazartesi sendromundan muzdaribim.

en
 çok
    ben.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Güneş burada da var...

ama şimdi gece.

ben en çok geceleri severim.

herkes uyurken, hayat yavaşlamışken, günün telaşı bitmişken.

melankolimi geceye saklarım.

geberene kadar da yaşarım. yaşarım ki dibe vurayım. dibe vurayım ki sabah yeniden başlamak hevesim olsun.

kendi sakinliğine kaçmak bu. geceleri hep daha sakinim.

mümkün olsaydı eğer, yanımda bir gece taşırdım.

gün ortasında cebimden çıkarır içine kaçardım.

saçlarım da gece rengi.

üstümde bir parçası olsun diye boyattım. oh...

seviyorum yani. yapacak bi'şey yok.

biz de böyleyiz kanka biliyon mu ?

6 Kasım 2010 Cumartesi

Nbr concon ?

miskinlikte sınır tanımıyorum.

havanın gayet şahane olduğu bir cumartesi bütün planlarımı satışa getirip evde pineklemeyi tercih ettim.

depresyona mı giriyorum yoksa kııız ?

=D

dün aşık oldum ben.

ama bugün geçti.

bu yüzden bundan sonra bana scarlet de.

scarlet o'hara..

öptüm aşkm bye

4 Kasım 2010 Perşembe

Uykusuz

8 saat sonra kongrem başlıyor.

koskoca 7 aylık bir zaman dilimini yemişiz resmen.

dün gibi işi alışım (:

bu işin cilvesi aylarca rahat olup son 2 hafta ölmek.

öyle oldu. öldük.

her zamanki gibi yine yoğun çarpıntı, stres, gerginlik ve ara ara sol kürek kemiğime giren ve beni nefessiz bırakan meşhur krampım.

az evvel eve geldim. duşumu yaptım. birazdan birkaç saat uyuyacağım.

özlemişim kongre stresini şaka maka.

bu akşam kongre merkezinde son provaları yaparken o koşuşturma, koca bir ekiple çalışma, bir sürece şekil verme hissi sarıp sarmaladı beni.


hem gerildim hem mutlu oldum.

tuhaf.

bu işi seviyor muyum ?

kasım 31'e kadar sürem var. ya devam edeceğim ya başka yol çizeceğim.

devam dersem hayatım işim olacak.

çevrem işim olacak.

istanbul'dan uzak olacağım.

herkesin beni defalarca uyardığı üzere bir aile kurmam çok zor olacak.

değer mi ?

diğer taraftan benim gibi hiçbir yere ait olamayan, burada huzurluyum diyemeyen bir kadın için belki de biçilmiş kaftan.

en azından işimden dolayı böyle oldu der avunurum.

bugün burcu sen bu iş için yaratılmışsın bana kalırsa devam et dedi.

sonra ekledi " ama parça parça bir hayatı, bir gezgin gibi yaşamayı göze alıyorsan..."

alabiliyor muyum ?

bilmiyorum.

yalnızım.

nereye ait olduğumu bilmiyorum.

kararsızım.

keşke biri çıkıp şöyle yapmalısın diyebilse.

keşke vazgeçmek istemeyeceğim bir düzenim olsa.

uyumam gerek artık.

şans dile (:

31 Ekim 2010 Pazar

Saatleri ayarlama enstitüsü.

her şey küçük bir işgüzarlıkla başladı.

kızım senin neyine evdeki saatleri ayarlamak.

sanki evde bir iş yapmaya meraklıymışsın gibi.

gece 2 olmuştu. tv'de güneydoğu'dan öyküler oynuyordu.

gözyaşlarına boğula boğula izledim.

duygusalım ya evdekilere iyilik olsun diye saatleri ayarlayayım dedim.

gidip tüm saatleri 1 saat ileri aldım.

yattım.

allah'ım uyuyamıyorum. debeleniyorum yatakta ama yok uyuyamıyorum.

lan saatler geri alınmayacak mıydı ?

hasiktir ya kalk düzelt.

naapmam gerek.

hepsini 2 saat geri alayım madem.

evet oldu. telefonumu da düzelteyim.

şimdi yatabilirim.

derken sabah oluyor.

saate bakıyorum 7.

oha amma erken uyandım. evde de kimse yok. nereye gittiler bu saatte. gidip su içeyim.

mutfaktaki saat 9 ne alaka durmuş mu nolmuş ?

salondakine bakayım. 10.

noluyo lan.

telefonuma baksam. 8.

4 farklı saat var. hangisi doğru bilmiyorum. kafayı yemek üzereyim. tv'den bakayım diyorum elektirikler kesilmiş.

zamanda kayboldum amk :D

çaresiz korkarak yatağıma siniyorum.

geleceğe dönüş filminde gibiyim.

çok fantastik bir hayatım var sanırım.

babamın saatleri benden önce ayarlamış olduğu, telefonların otomatik olarak kendini düzelttiği aklıma gelmiyor.

haliyle her saat kendi cumhuriyetini ilan etmiş.

sen diyorum kızım, işgüzarlık etme.

hayatı normal seyrine bırak.

yoksa bir şeyler şiddetli olarak çığrından çıkıyor. =D

biliyorum. bu gezegenden değilim ben de.

(:

başlığa tıkladığında çalan şarkıyı her akşam ısrarla bana dinleten, o kadın sensin diyen adam, iyi ki varsın (:

30 Ekim 2010 Cumartesi

Tut !

hadi gidelim buralardan.

daha az telaşlı başka bir yere.

başka bir kasaba, şehir, ülke, kıta.

farketmez ki (:

buralardan uzak olsun.

yepyeni 0 kilometre bir hayat olsun.

yeniden tanıyalım birbirimizi.

bu sefer şeffaf olsun her şey.

meyve sebze yetiştirelim mesela.

toprakla uğraşalım beraber.

akşam balkonumuzda kahve içelim.

şuraya bir kova su dökelim de serinleyelim diyelim mesela (:

basit mutluluklarımız olsun.

sen güzel karpuz seçebilmenle övün, ben barbunya pilakiyi tam kıvamında pişirmemle.

ben bu telaşlardan, kaçmalardan, kovalamacalardan, küçük hesaplardan çok yoruldum.

huzur istiyorum.

hadi hadi hadi...

gidelim mi ?

gülümsüyorum tam şu an.

evet.

mutluyum (:

tık.

28 Ekim 2010 Perşembe

Bekle !

günlerdir başka bir şey dinleyemiyorum.

karanlık aydınlığa kavuşacak biliyorum.

bekliyorum (:

hadi başlığa tıkla ve bana eşlik et.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Bundan sonrası için.

bence artık gelme.

anlarsın ya anlamı yok eskisi kadar.

zorlamanın da gereği yok

yani geçti.

hem şarkıda da söylediği gibi

sensizlikle oluşmuş hastalığıma senin bile çare olamayacağını

benim için artık çok gecikildiğini anladım.

A N L A D I M  (:

anlayışlıyımdır ben hem.

ama yine de,

sen artık gelme

not: şarkı her zamanki yerinde.

26 Ekim 2010 Salı

Hafif Meşrep

akaretler yokuşunu çok severim.

hem çok şık, hem çok estetik, hem yürümesi zevkli.

hep güzel adamlar güzel kadınlar var bak dikkat et.

bugün tam o cadde üstünde hoş bir binada iş görüşmesine gittim.

dönerken bir baktım hava kararmış. cadde ışıl ışıl.

en afro havamı takınıp başladım salınmaya.

allah'ım bu caddenin havası bile parfüm kokuyor.

bir an duraksasım. mağrur bir ifadeyle etrafımı süzdüm.

ve bağırdım.

seni yeniceeeem istanbullll !

yok ya bi dakka öyle değildi bu.

heh pardon

saçlarımı savurarak şuh bir kahkaha attım.

sen buraya aitsin kızım dedi dudaklarım.

tam bir femme fatale'dim yarabbi.

ben ki villalarda, yalılarda kırıtmak için yaratılmışım.

ahh ahh kadere bak.

işte tam bu düşüncelere dalmış müstehzi müstehzi gülerken yanımdan son model spor bir arabanın içinde itler gibi yakışıklı bir erkek güzeli geçti.

tutamadım kendimi haykırdım. ALLAH'IM SEN BU KULUNA NAH BUNUN GİBİ BİR PARALI KOCA NASİP EYLE !!

amin diyin anacım.

öptüm.

başlığa tık (:

hmn

25 Ekim 2010 Pazartesi

İkili delilik.

hiç beklemediğin anda pat diye yakalayıveriyor seni bazı şarkılar.

cam kırılması gibi bir ses duyuyorsun mesela.

oha, insanın içi acıyabiliyor resmen.

ve bunun yaşanmışlıkla da ilgisi yok.

hissedebilmek yeterli.

senin içinde bir yere teğet geçmesi kafi.

bu da öyleydi.  bu gecenin şarkısı. ve işin kötüsü bu gecenin hissedileni.

ikimiz için de en hayırlısını diliyorum.
hiç olmamış gibi davranabilmeyi,
bu yok ediciliği anlayabilmeyi
bir bilsen ne kadar yürekten istiyorum.

halil koçak bu şarkıyı nasıl yazmış. böyle mi hissetmiş sahiden.

üzülmüş olmalı.

düşün ki ben dinlerken ölebiliyorum.

geceyse şayet okurken bunu, başlığa tık.

duygusal yazı vol.3

24 Ekim 2010 Pazar

Cazibe Hanım'ın Gündüz Düşleri

haha

çok acaip bir rüya gördüm.

uzun zaman önce çok sık kabus görüp, bir türlü kabustan uyanamama sendromundan muzdarip olduğum için kulağımda kulaklıkla uyuyorum. böylece devamlı müzik duyduğum için uyanmam kolay olur gibi saçma sapan bir teori geliştirdim. tuttu da esasen. en azından bir kaç haftadır kabus görmüyorum.

gerçi annemin teorisine göre o kulaklık bir gece boynuma dolanıp beni boğacakmış.

her neyse bu sabaha karşı bir rüya gördüm.

çok gerçekçiydi.

benim fingirdediğim biri varmış meğersem.

telefonum çalıyor bakıyorum o.

mustafa ceceli'den söz veremem şarkısını dinletiyor. off mest oluyorum.

hayır şarkının sözleri de gayet garanti veremem belki ayrılırız falan temalı niye o kadar mutlu oluyorsam hahaha :D

her neyse derken benim fingirdediğim bu adam ki, iş bu yazıda kendisi ruhi olarak anılacaktır artık, bir anda yanımda beliriyor.

ya da ben onun yanındayım.

mekan çok romantik. bir bakkalın şarküteri ürünlerini sakladığı o iğrenç cam dolabın yanında peynirler, salamlar arasındayız.

ruhi elimi tutup konuşmaya başlıyor.

fonda müzik ve peynirler, salamlar...

ah min-el aşk !

adam galiba sevgili olalım diyecek.

hadi ruhi devam et diyorum.

ruhi tam o sihirli sözcükleri söyleyecekken, öküz gibi sıçrayarak uyanıyorum. kulağımdaki müziğin sesi bir anda yükselmiş nedense. bil bakalım ne çalıyor. söz veremem !

hayır kabul ilişkilerde çok başarılı sayılmam. oldukça kaprisli olduğum bir gerçek. tamam başlayalım demek çok zor geliyor ayıptır söylemesi =D

ama yani rüyada da üstüme gelmeyin bu kadar.

hem çok olumluydum ruhi'yi kabul edecektim yea. evet tüm peynirlere pastırmalara sucuklara rağmen !

hahaha çok duygusal laflar hazırlamıştım hatta.

ay kısmet değilmiş şekerim.


not: uyanır uyanmaz gözlerimi sımsıkı kapayıp tekrar rüyaya dönüp devamını duymak için ayı gibi kastırdım evet. ama bunu bilmenize gerek yok.


bahsi geçen şarkı için napman gerektiğini biliyorsun. başlığa tık.

mutlu pazarlar (:

23 Ekim 2010 Cumartesi

Yaz ya da söyle *

bugün güzel bir gün oldu. uzun zamandır ihmal edilen bir dostla cumartesi takılmacaları gibi bişi. evet.

sanırım siz harika bir gece klübünde çılgınlar gibi içip deliler gibi dans ediyorsunuz. avlanmaca da var mı ?

keşke yağmur yağsa.

elektirikler kesilse.

ben sakinim. sevdiğim biriyle vakit geçirince sakinleşiyorum. kalp atışlarım bile yavaşlıyor.

aslında fena biri değilim. bi'yer var orayı bulunca biri uysallaşıyorum geberene kadar.

sevildiğimi bilmem yeterli olur sanırım.

o zamana kadar kendimi bırakamam kimsenin kollarına.

çünkü

* yoruldu, duruldu, kırıldı, vuruldu bir kaç kere. yazılır hepsi hikayede...


benim hikayeme dahil olduğun zaman senden önceki kısımları da anlatırım belki.

ya da onları unutur bundan sonrakileri beraber yazarız.

duygusal yazı vol. 2

başlığa tık yine..

Öyle valla..

olur da başka bir şehre yerleşmeye karar verirsem, en çok terzimi özleyeceğim.

başka bir şey yok.

daha başka ne kalır geride diye düşünmeye korkuyorum.

bu da duygusal bir yazı olsun.

hadi başlığa tık.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Ani bir kararla...

bi de şey geldi aklıma. ben evleneyim mi acaba yeaa ?
sevgiliyle birlikte yaşamak güzel olduğuna göre evlenmek de keyifli olabilir.
gerçi hafta da 3-5 günle bir ömür aynı şey sayılmaz pek.

bir ömür mü ?

oha böyle yazınca çok korkutucu geldi şu an. evlenmesem mi ?

evet vazgeçtim.

zaten ortada koca adayı da yok.

gerçi koca adayı olmak isteyen var ama ahahaha çok küstahım yeaa. hatta en az güzel olduğum kadar.

:)

gülümsemeyi seviyorum.

ve
evet
kafam
çok
karışık.

Bişi anlatiim de gül gül öl..

evet bugün cumartesi noolmuş ? dün de cumaydı zaten. hepinizi gidip çılgınca kopun tamam mı ? ben evde takılıcam.
yatak ve yorganla bütünleştiysem tamam.
hala pijamalarımlaysam ayıp ediyor olabilirim.
yatağımın içinde laptopum, kitabım, filmlerim, kremim, telefonum, suyum, termosta yeşilçayım varsa ve yalnızca çiş yapmak için kalkıyorsam üşengeç sayılabilirim.
mağazaları arayıp arayıp " merhaba siz dee düz renkli mini mini etekler var mı varsa nasıl modeli bi tarif etsenizeee " diyorsam terbiyesizlik etmişimdir peki.
hüzünlü şarkılarla bunalım moduna giremediysem, filmlerin en acıklı sahnelerini izleyip duygulanmaya çalıştıysam suç mu ?
öff bigün de biriyle şöyle komik bir olay yaşamıştık diye düşünüp gülme krizine giriyorsam sonra kendi kahkahamdan daha da hislenip hepten koopuyorsam bu yüzden bana deli der miydiniz bebeYim ?

hee bi de body shop'tan body butter krem alıp misler gibi kokmayı planlıyor, ama 2343454 tane çeşidin arasından seçemeyip alamıyorsam noolmuş ?
ayrıca ejderha dövmeli kız çok sıkıcı bir kitap hiç sevmedim.
ve gün geçtikçe daha beter hale gelen öksürüğüm için herhangi bir ilaç almamaya devam edersem muhtemelen yakında geberirim. ama keşke eczane yatağa kadar ilaç servisi yapsa.

bi de ben koca yatağın en sağ tarafına kıvrılıp uyuyorum sol tarafında kocaman bir boşluk oluyor. bu da böyle bir anımdı.

peki bu söylediklerime bakarak hakkımda bir fikir sahibi olabilir misiniz tatlım ? çok darkness ve gizemli bir kadın olduğumu hala keşfetmediyseniz size kaba etlerimle gülebilirim.

evet.

şimdi defolup gidin ve kopun ben evimde mutluyum ve hayır içim filan geçmedi. evi seviyorum hepsi bu.

12 Ekim 2010 Salı

Böyleyken böyle..

selam şekerim. büyük küçük harfe dikkat etmeden yazıyorum diye huzursuzum. ama diğer taraftan, böyle yazmanın da hafif bir atilla ilhan karizması var. her neyse, bırrak dağınık kalsın.
hastayım biraz. grip oldum. melikem sağolsun ondan bana geçti. ama çok iyi oldu biliyor musun ? uzun zaman sonra ilk kez bir iş günü evde vakit geçirdim ki özlemişim bunu.
hoş buna da vakit geçirmek denmez ya. hem gribin hem ilaçların etkisiyle uyudum devamlı. koskoca gün mışıl mışıl uyuyan bir nünü. negzel ama ben normalde o kadar az uyuyan biriyim ki hoşuma gidiyor böyle uykusal kaçamaklar.



* kış başlıyor sevgilim, hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor. bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan...



melankoli pençesine aldı yine. hep bir miktar hüzün. hüzün de denemez aslında tuhaf bir yalnızlık hissi bu. etrafımdaki herkese sıkı sıkı sarılasım var. bırakıp kaçıverecekler beni gibi geliyor. devamlı orada olduklarını duymak istiyorum. nedendir ?





yarın iş var diye bile ağlayabilirim şu an. içimde okula yeni başlayan çocukların hissettiği o ince tedirginlik.
bana ne oluyor bebeYim ? lütfen mevsim değişikliğinden olsun.





alışveriş yapsak ya. gidip kendimize güzel güzel şeyler alsak. boşluğumuzu böyle unutmaya çalışsak.
mesela şu sıra mac'ten prep prime ya da mavi'de gördüğüm o vay vay vay çantasını alsam tüm bu ruh halimden sıyrılabilirim bir saatliğine.  yüzeysel bir tüketim bağımlısı gibi davranmayı seviyorsam tamam.



ne dersiniz anlaşabilir miyiz tatlım ?


hee bir de ona bişi sölicem,



...ve seni çok özledim. nerelerdesin ? omzunda uyuyabilir miyim  ya da göğsünde ?  hem belki saçlarımla oynarsın...



böyleyken böyle işte . bugünlük vaziyet bu. yarın yazar mıyım acaba ? her gün yazsam ya. sonra okurum. yazarım belki. öptüm aşkım by.







* Murathan Mungan elbet...

11 Ekim 2010 Pazartesi

Benim ne eksiğim var ?

hayır yani bir yere kadar. herkesin var ben kapılmayayım bu furyaya dedim.
cool ol kızım yapma dedim.
zaten her sosyal paylaşım sitesinde varsın bari burda olma dedim.
zaten daha teşhir edebilecek neyin kaldı anacım dedim.
dinlemedi.
hem kendime yazarım burdan belki. kendi gizli net günlüğüm olur.
çünkü artık hep bilgisayar başındayız ya heh işte o yüzden kalemli kağıtlı yazdığım günlükler yalan oldu.

neyse.

merhaba ben nünü.