29 Kasım 2010 Pazartesi

Odamdan bildiriyorum.

sen yanılıyorsun.

ben düzeltmiyorum.

geçmiş hatalarıma farkındalığım,

güzel olanlara saygım var.

belki bu yüzden tahammül ediyorum.

hepsi bu kadar.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Eksik

hayatına yön veren ya da yer eden bir film var mıdır sorusuyla çok karşılaşıyorum.

yön veren değil elbet ama, kalpte yer eden filmler var tabi.

bir tanesi de vizontele.

çok fazla replik yazabilirim aslında buraya.

ama bir tanesi var ki, beni, seni, belki o'nu özetliyor.

hani rıfat öldükten sonra, mezarı saydıkları o tepede siti ana ve asiye karşılaşırlar ya, işte o an siti ana sorar asiye'ye;

-nasılsın kızım ?

asiye boynu bükük cevaplar;

-eksik

ve siti ana o muhteşem cevabı verir;

-hangimiz tam ki...

işte yıllardır kim bana nasılsın dese, kalbimden ilk geçen cevap eksik...

öyleyiz yani, bir türlü bütün olamıyoruz. bir şeyler hep eksik.

ama dram yapmaya da gerek yok

çünkü;

hangimiz tam ki...

21 Kasım 2010 Pazar

Sev diyemem (:

Klibe ayrı hasta oldum, müziğe ayrı.

Binip yalnızlaaaar vapuruna, gidip bir daha dönmeyeceğimmm.

18 Kasım 2010 Perşembe

Ben aslında


zor yani.

yapı meselesi midir nedir ?

net olarak yanımda ol duygusunu bana veremezsen yakın duramıyorum.

uzattığım eli göremezsen bir daha uzatamıyorum.

istesem bile hem de.

ama emin ol, sen bir adım atarsan, karşılığını iki adım ve bir sarılmaca olarak alırsın.

yaklaştığımı gör.

tut o eli sıpaaaa (:

çünkü ;
ben aslında gördüğün o cool kadın değilim (:

hahahahah

17 Kasım 2010 Çarşamba

Quizas Quizas Quizas

o gün bugün bir şey değişmedi. hala ve hala deliler gibi yemeğe devam ediyorum.

ya da ediyordum.

şimdi başka bir sisteme geçtim.

evde kellogs special k var.

hani şu şekersiz tahıl gevreklerinden.

işte ondan günde iki öğün yersen zayıflamaya yardımcıymış.

2 öğün special k, 1 öğün ızgara gibi bi'şey.

heh ben de onu uyguluyorum.

ama tam söylendiği gibi değil tabi.

benimkisi kendini cornflexe adamak gibi bi'şey.

gün içinde mütamadiyen koca kaselere special k doldurup, üstüne soğuk süt döküyorum.

ve yavru köpekler gibi yiyorum =D

yarım litre pınar süt, bir paket special k.

ohh veri nays.

biraz önce koca bir kase yedim.

gidip bir kase daha yememek için verdiğim savaş sanmam ki kurtuluş savaşından saha zorlu olsun.

sanırım sınırlarla ilgili bir problemim var.

ya da bağlanma !

evet evet.

yiyeceklerle, elbiselerle, kozmetiklerle ve kitaplarla aşk yaşıyorum.

hayatımdaki erkeklere veremediğim sevgiyi onlara veriyorum ben =D

tamamen şeffaf, savunmasız ve gurursuzum.

oh yüce tanrım ! ben bir bağımlıyım !

en duygusal ve samimi ilişkimi bir kase cornflexle yaşadım.

en son kutudaki son pringles'ı yerken içim ayrılık acısıyla burkuldu ve gözlerim doldu.

gece uykuya dalmadan son düşündüğüm şey, kfc'nin nar gibi kızarmış tavuklarıydı.

sabah uyanır uyanmaz aklıma ilk gelen şey kahvaltıda ne yesem acaba idi ?

ve kalbimi çılgıncasına attıran son şey vitrinde gördüğüm o siyah etekti.

o kitabı alabilmek için, üzerimde mont olmadığı halde yağmurda köpek gibi ıslanarak kabalcı'ya gittim.

ve gerekirse haciz gelsin kredi kartı borçlarından o parfüm için her şeye değer diye haykırdım !

ben sevdiklerim uğruna neleri göze almışım yarabbi !

ne yani ?

etrafta hoş ve bekar bir adam vardı da biz mi gözden kaçırdık ?

velhasıl;

ben inceden kafayı sıyırıyorum. sen hala diyorsun ki, belki belki belki...

başlığa tık tık (:

14 Kasım 2010 Pazar

Zor zamanlara, eksik zamanlara...

bazen öyle bir yağmur yağar ki hiç dinmeyecek gibi gelir insana.

oysa bilmelisin her yağmurun bir sonu var.

güneşli günler de gelecek.

hem belki dalların daha da yeşersin diyedir bu yağmurlar.

bilinmez.

isyan etme. dimdik dur ayakta. hepimiz aynı yollardan geçiyoruz zaman içinde.

yola devam. gücün yetene kadar !

(:




13 Kasım 2010 Cumartesi

Sormak ister misin bir şeyler ?

yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim :) http://formspring.me/gnlbsn

Mütemadiyen yiyorum afedersin

ne zaman sinirlerim bozuk olsa o zaman dengemi kaybediyorum.

millet ağlar içine kapanır.

benimkisi iki şekilde kendini gösterir.

ya olur olmaz her şeye kendini kaybedercesine gülmeye başlarım.

ya da HUNHARCA ( evet doğru kelime  tam anlamıyla bu) yemeye başlıyorum.

ama bu oturup tabaklarca yemek yemek gibi bir şey değil. oldum bittim çok fazla yemek yiyen biri değildim zaten.

ben böyle durumlarda önüme ne gelirse onu yiyorum. ama ne gelirse.

her şey yolundaydı aslında kongre zamanı üstümüzdeki stres artınca iş arkadaşlarım bu durumda diyet yapma daha da sinirlerin bozulacak ye biraz demeye başladılar.

öğle yemeklerinde onlarla birlikte normal yemek yemeğe başladım önce ki ben, kepekli tost, ya da yoğurt ve salatayla geçiştiriyordum.

sonra bir gün funda ofise elinde bir poşetle geldi. sanırım kırılma noktası o gündü.

ya da babamın zorla rakı içelim dediği gün.

her neyse. o poşetin içinde aklına gelebilecek her tür abur cubur vardı. kek, çikolata, bisküvi, kurabiye, kola, muz, mandalina...

aman dedim. bu poşeti benden uzak tutun.

kendimi odama kapadım.

fakat heyhaaaat. poşetin mutfakta sinsice bana seslendiğini duyuyordum.

" ye bizi, bizden kaçamassın, ait olduğumuz yer senin ağzın ve miden "diye haykırıyorlardı çok net.

allah için iradeli davrandım. yerimden dahi kalkmadım oraya gitmemek için.

derken sinsi emre elinde bir bardak kola ve kek ile beliriverdi.

ve o sihirli kelimeyi söyledi.

"bak zaten çok streslisin bu kadar kasma ye bir şeyler bir iki günden zarar gelmez sonra beraber devam ederiz diyete "

allah belamı vermesin tam da duymak istediğim şeyler. başladım götürmeye.

o gün kaç bardak kola, kaç muz, kaç çikolata tükettiğimi bilemiyorum.

ama esas ilginç olan kongre günüydü.

fuaye alanının sağına ve soluna kokteyl masaları kurdurduk. üstüne de ikramlar.

benim ikramlara daha önce göz atma şansım olmadı. kongre günü gördüm her şeyi.

aman yarabbi. muhteşem porselen tabaklar içinde çıtır çıtır simitler, harika peynir tabakları, enfes kekler, kurabiyeler, minyatür brownieler, earl grey çaylar, colombia harmanı nefis kahveler.

öğleden sonra alkol büfesi, peynir tabakları, çerez ve meyve sepetleri.

o güne dair hatırladığım tek tük şeylerden biri ellerimin devamlı işlediği idi sanırım.

bir yerden bir yere yürürken iki elimi açıyordum. artık masalardan elime ne denk gelirse hoop ağzıma.

heh işte o gün bugün aynı moddayım.

biraz önce 2 adet brownie intense midemdeki yerini aldı.

üzgünüm sinirlerim çok bozuk.

ayılar gibi yiyorum.

lütfen tanrım bana dur de.

zaten brownieler de içimi baydı.

tuzlu bişi olsa bastırır.

duu ben bi bakim ?

zaten bu gece son.

iyice yiyip jubilemi yapayım ki yarın diyete devam edeyim.

hı hı. evet. ben de seni seviyorum

ciao bella (:

9 Kasım 2010 Salı

Stockholm değil Pazartesi

travmatik tabi.

iki gün tatilden sonra yeni bir haftaya başlamak. hele ki önceki hafta yorulduysan.

her neyse.

siz eşşşekler gibi çalışırken ben bugün iş yerinde pek hafif bir gün geçirip saat 12 'de arkadaşımla yemekte buluşmuş olabilirim.

sonra geri dönünce iş arkadaşlarım " bugün kendimize ödül veriyoruz " deyip beni alıp astoria'ya kaçırmış olabilir.

2 saat boyunca harika kahveler içip, süper eğlenceli sohbetler etmiş olabiliriz.

sonra güzel bir yürüyüş yapıp ofise döndüysek keyfimizin yerine gelmesi makul tabi.

akşama kadar küçük işlerle ilgilenip bol miktarda sohbete devam ederek gülmekten ölmüşüzdür belki.

ve iyi geçen bir kongre ardından bu kadar şımarmaya kimsenin laf etmeyeceği de bir gerçekse yapılacak bir şey yok.

doğrusu iyi bir gündü.

ama bebeğim bütün bunlar sizi haklı çıkarmaz.

çünkü en çok ben pazartesi sendromundan muzdaribim.

en
 çok
    ben.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Güneş burada da var...

ama şimdi gece.

ben en çok geceleri severim.

herkes uyurken, hayat yavaşlamışken, günün telaşı bitmişken.

melankolimi geceye saklarım.

geberene kadar da yaşarım. yaşarım ki dibe vurayım. dibe vurayım ki sabah yeniden başlamak hevesim olsun.

kendi sakinliğine kaçmak bu. geceleri hep daha sakinim.

mümkün olsaydı eğer, yanımda bir gece taşırdım.

gün ortasında cebimden çıkarır içine kaçardım.

saçlarım da gece rengi.

üstümde bir parçası olsun diye boyattım. oh...

seviyorum yani. yapacak bi'şey yok.

biz de böyleyiz kanka biliyon mu ?

6 Kasım 2010 Cumartesi

Nbr concon ?

miskinlikte sınır tanımıyorum.

havanın gayet şahane olduğu bir cumartesi bütün planlarımı satışa getirip evde pineklemeyi tercih ettim.

depresyona mı giriyorum yoksa kııız ?

=D

dün aşık oldum ben.

ama bugün geçti.

bu yüzden bundan sonra bana scarlet de.

scarlet o'hara..

öptüm aşkm bye

4 Kasım 2010 Perşembe

Uykusuz

8 saat sonra kongrem başlıyor.

koskoca 7 aylık bir zaman dilimini yemişiz resmen.

dün gibi işi alışım (:

bu işin cilvesi aylarca rahat olup son 2 hafta ölmek.

öyle oldu. öldük.

her zamanki gibi yine yoğun çarpıntı, stres, gerginlik ve ara ara sol kürek kemiğime giren ve beni nefessiz bırakan meşhur krampım.

az evvel eve geldim. duşumu yaptım. birazdan birkaç saat uyuyacağım.

özlemişim kongre stresini şaka maka.

bu akşam kongre merkezinde son provaları yaparken o koşuşturma, koca bir ekiple çalışma, bir sürece şekil verme hissi sarıp sarmaladı beni.


hem gerildim hem mutlu oldum.

tuhaf.

bu işi seviyor muyum ?

kasım 31'e kadar sürem var. ya devam edeceğim ya başka yol çizeceğim.

devam dersem hayatım işim olacak.

çevrem işim olacak.

istanbul'dan uzak olacağım.

herkesin beni defalarca uyardığı üzere bir aile kurmam çok zor olacak.

değer mi ?

diğer taraftan benim gibi hiçbir yere ait olamayan, burada huzurluyum diyemeyen bir kadın için belki de biçilmiş kaftan.

en azından işimden dolayı böyle oldu der avunurum.

bugün burcu sen bu iş için yaratılmışsın bana kalırsa devam et dedi.

sonra ekledi " ama parça parça bir hayatı, bir gezgin gibi yaşamayı göze alıyorsan..."

alabiliyor muyum ?

bilmiyorum.

yalnızım.

nereye ait olduğumu bilmiyorum.

kararsızım.

keşke biri çıkıp şöyle yapmalısın diyebilse.

keşke vazgeçmek istemeyeceğim bir düzenim olsa.

uyumam gerek artık.

şans dile (: