20 Ocak 2011 Perşembe

Salon Kadını.

bir iki oje ve nemlendirici almak için girdim mağazaya.

satış danışmanı yanımda beliriverdi hemen. şu oje iyi, nemlendiricinin şu markası şöyle bu markası böyle.

neyse istediklerimi getirdi.

" bu arada " dedi. "gözaltlarınız için ne kullanıyorsunuz bilmiyorum ama tam size uygun bir krem var bakmak isterseniz. "

sıçılası merakım depreşti atladım hemen. neymiş bakayım dedim.

hedehödö kremi sizin gibi -gözaltlarında İNCE ÇİZGİLER OLUŞMAYA BAŞLAMIŞ kadınlar- için ideal dedi.

o an orda da tokatlayabilirdim.

ama ben iyi yetişmiş bir salon kadınıyım.

o'na iyice sokulup, " ne kırışığı lan sürtük " demeyi tercih ettim.

sonrası mühim değil.

18 yaşında göründüğüm konusunda hemfikiriz diyeyim yeter.

adamın götünden kan alırlar kamil kan...

18 Ocak 2011 Salı

O kız (:

2006 senesiydi sanırım. üniversiteye hazırlanıyordum. final dershanesine kayıt oldum. nedenini hatırlamıyorum.

seviye belirleme sınavı yapıldı. ve Tanrı bilir nasıl oldu, ben 10 kişilik özel sınıfa düştüm.

dershanenin en iyilerinin toplandığı bir sınıf.

ilk günkü korkum hala aklımda. in gibi küçücük bir sınıf ve içerde birbirinden çalışkan görünümlü kafalarını kitaplardan kaldırmaya korkan asosyal tipler.

bakın orasının bir ilim irfan yuvası olduğunu biliyorum ama ben hayatımı henüz 21 yaşındayken ilim irfana adayamazdım. deli gibi pişman olmuştum o dershaneye geldiğime.

neyse bir kızın yanına oturdum. muhabbet etmeye başladık falan. gel çıkışta etüte gidelim test çözeriz falan diyo bana.

abi manyak mısın dershanenin ilk gününde ne testi gidelim kahve falan içelim gezelim işte yani.

yok hatun belli o kafada değil.

derken 2. dersin ortalarına doğru içeri bir kız girdi. geç kalmaktan hiç rahatsız olmuşa benzemiyordu. uzun boylu uzun saçlı, moda degilerinden fırlamış gibi giyinmiş oldukça güzel bir kız.

ufak tefek merhabalaşmaya başladık ama çok ilerlemedi muhabbet. benim diğer inek hatun beni kafeslemiş habire etütlere sürüklüyordu.

derken 2. bir seviye belirleme sınavı yapıldı. ve bingo 3 sınıf birden düşme başarısını gösterdim.

işin kötüsü sanırım tek düşen bendim. yine de yeni sınıfım eğlenceli bir yere benziyordu. kimsenin test çözmekle alakası yoktu. birbirimizi tanımak için çaba gösteriyorduk hatta.

derken yine 2. dersin ortalarına doğru kapı açıldı ve taaa taa bizim uzun boylu stil ikonu içeri giriverdi. o da benim gibi sınıf düşmüştü. hatta sadece ikimiz düşmüşüz o sınıftan sonradan öğrendik.

gülümsedim gülümsedi. yanıma oturdu. çıkışta bir türk kahvesi mi içsek dedik. ve her şey o gün başladı.

insanlar çılgınlar gibi ders çalışırken biz her gün çılgınlar gibi geziyorduk. türk kahveleri fallar. o kadar çok ortak yönümüz vardı ki şaşırmamak elde değildi. derken bir sürü yeni arkadaş edindik. sabahları derse girmek yerine buluşuyor topluca kahvaltı ediyor, sonra 1-2 saat derse girip gezmeye devam ediyorduk.

zaman hızlı aktı. öss'ye girdik. o istanbul'da kaldı. ben kocaeli'ye gittim. açıkçası üniversite hayatı arkadaşlığımızı etkiler diye düşündüm. her şeyden evvel mesafeler sorun olacaktı. yeni insanlarla tanışacaktık. birbirimize ihtiyacımız kalmayabilirdi.

ama hayat işte ilk kez yanıldım. tanıştığım kimse de o'nunla yaşadığım dostluğun yarısını dahi bulamadım. buna gerek de kalmıyordu çünkü zaten her akşam telefonlaşıyorduk. ve o kız benim her istanbul'a dönüşümde beni karşılıyor, böylece hemen hemen her hafta sonu görüşmüş oluyorduk. bırak kopmayı günden güne daha sağlamlaştı her şey.

sonra ben mezun olup döndüm. o 6 aylığına Yunanistan'a gitti. açıkçası bilen bilir o dönem oldukça zor bir dönemdi benim için. ilişkimde sorunlar yaşıyordum. işimde sorunlar yaşıyordum. istanbul'a adapte olamamıştım. kafamı karıştıran yeni biri vardı ve zordu. böyle bir dönemde yanımda olmayacak diye üzüldüm ne yalan söyleyeyim.

ama bir kez daha yanıldım. ordayken de her akşam msn'de ve kamerada görüştük. her anlamda bana destek vermeye devam etti.

ve ve ve özlem bitti. artık biraradayız.

birbirmizde kalıyoruz sık sık. geziyoruz. amiyane tabirle kopuyoruz. gece yarısı pizza yemeye karar verip pizzacılara -kapıyı çalmayın bak- diye notlar yazıyoruz.

mutlak güven duygusu çok önemli. benim o'nunla olan dostluğumun temeli de bu.
o benim kayıtsız şartsız güvendiğim, rahatça arkamı dönebildiğim, a'dan z'ye her sırrımı bilen tek insan.
öyle de olacak. egolardan sıyrılabilmek çok önemli. bu ilişkide egolar yok. ailemden sonra hatta ailemle beraber gelen biri. öyle bir sevgi yani.

umarım hepinizin hayatında vardır böyle biri.

ah unutmadan gelecek vaadeden bir moda blogger'ı olduğunu söylemiş miydim ?

açıkçası bu yazıyı şimdi yazmamanın bir sebebi de o. birkaç ay sonra meşhur olduğunda bizim dostluğumuz çok eskiye dayanıyor demek için bir kanıt olsun elimde.

buraya tık tık yapın hadi. ve o'ndan birkaç stil önerisi kapmaya bakın. takip etmeyi ihmal etmeyin.

öperiiimmm.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Hazmedeceksin..

kaç gündür içimde hissediyorum.

kıpır kıpır.

doğmayı bekleyen bi bebek gibi.

haşarı, aceleci, sabırsız.

görmezden gelmeye çalışırken,

saçımı kurutup ayna da kendime bakarken görüyorum onu.

bir an gözlerimde, sonra dudaklarımda.

ışıldıyor. gülümsetiyor.

anlıyorum beni azad edecek.

" ama ben inancımı kaybettim " diyorum.

beni odama götürüyor. yatağımın altındaki pembe kutuyu çıkartmamı istiyor.

ki ona aylardır bakmamıştım.

açıyorum.

resimlerimizi buluyorum.

yazdığı notları, mektupları...

ah diyorum iyi ki saklamışım.

hem geçmişte nasıl sevdiğimi, nasıl sevdiğimi hatırlatıyor, hem de geleceğe dair umut veriyor.

ben bir zamanlar doğru adamı buldum. sevdim. sevildim.

ve ömrünü tamamladı.

bitti.

nasıl bittiğini defalarca sorgulayıp, kendime kızmaktan da vazgeçiyorum.

o ilişki beni büyüttü. mutlu etti. yaralarımı sardı.

misyonu buydu. tamamladı ve gitti.

ne kadar teşekkür etsem az.

iyi ki o'nu tanıdım.

o'ndan sonra ya da o varken de hayatıma girenler oldu.

öyle yanlıştıki her şey, inancımı kaybettim.

yok dedim, sevemiyorum. yapamıyorum.

zor kadın oldum.

ardı ardına hatalar yaptım.

belki olabilecek ilişkileri mahvettim.

ama bakıyorum da zaten değmezmiş.

bu gece bir umut doğdu.

ben yeniden sevebilirim.

ben doğru bir ilişki yaşayabilirim.

ben kaprislerimden arınabilirim.

biliyorum.

hissediyorum.

hoşgeldin umut. iyi ki doğdun.

(:

11 Ocak 2011 Salı

Based on a true story

- oha gönül o ellerin amma soğuk öyle

+ evet genelde soğuktur zaten ama kışın hep böyle

- ama normal bi soğukluk değil bu bence ya ne biçim soğuk oha.

+o ne demek şimdi ?

- ya bence semin sinirlerin bozuk ondan.

+ oheaa ya nası bağladın nalaka ?

- kızım öyle işte sinirlerin bozuk her şeye tesir ediyor, ellerin soğuk, yüzün de solgun gibi üzgünsün yani.

+ manyak mısın ya üzgün falan değilim hava buz gibi ve ellerim soğuk olay bu !

- ya bırak hava gayet iyi bu hava mı soğuk, resmen sinirlerin bozuk.

+ ocak ayındayız amk !!

- hava gayet iyi, senin sinirlerin bozuk.

+ ......

- aha ağlıyorsun demedim mi ben sinirlerin bozuk diye bildim işte, gel bi anlat lan nooldu ?

+ aq senin ben gerizekalı

muhahahahahahah

10 Ocak 2011 Pazartesi

Bazen

beynim çok hızlı çalışıyor gibi geliyor bazen.

hayır amacım çok zekiyim iması yapmak değil. bunun zekayla da alakası yok.

sadece çok hızlı. çok hızlı düşünüyorum, çok hızlı karar veriyorum. çok hızlı üzülüyorum. çok hızlı seviniyorum.

çok hızlı öfkeleniyorum bir de. en kötüsü o sanırım.

o anlarda kendime hakim olmak öyle zor ki.

söylenenlere göre, hareketlerim hızlanıyormuş :D sesim yükseliyormuş, tiksinti dolu bir ifade takınıp, karşımdakini en fazla ne kırarsa onu söylüyormuşum.

hoş değil tabi.

işte bu yüzden bazen ydü'lere ihtiyaç duyuyorum.

beni yavaşlatacak bir şeyler lazım. beynimi sakinleştirecek, huzur verecek.

o her neyse. her neyse,

her neyse

neyin iyi olduğunu düşünüyorsam mesela.

bana zarar vermez.

yazar

duruma

hakim.

2 Ocak 2011 Pazar

Ağız tadıyla bunalmak da yasak.

gecenin melankolisi sarmış, yalnızım, odam loş, ortaçgil'in sesiyle derinlere gidiyorum.

sonra değirmenler'in videosunu facebook'ta paylaşıyorum.

melankoliye kapılmış dostlarımda benim gibi  dinliyor, kimisi mesaj atıyor " hüzünlendim " diye. kimisi yorum yazıyor.

hah diyorum tamam. ben ve arkadaş kitlemin bir bölümü bunalıma girdi. damara bağlanma vaktidir.

derken videoya bir yorum geliyor.

- OHA BİLENT GENŞKEN DE ŞARKICIYMIŞ HEHE...

velhasıl ufuk geliyor (teşbihte hata olmazmış kusura bakmayın başka türlü ifade edemeyeceğim ) ortamın a.ına koyuyor.

ben gülmekten kendimden geçiyorum haliyle.

hani bilen bilir kesin bir yerde bir düğme var bir kelimeyle tetiklenen ve biri o kelimeyi bulduğu zaman bende ipler kopuyor.

dün akşamki de BİLENT imiş anlamış olduk.

her zamanki gibi bunalımım yarım kalıyor.

yüzünü dökme küçük kız felan dinliyorum ama nafile.

mütemadiyen kikirdiyorum BİLENT deyip.

babamın adı da Bülent belki o yüzden daha da komik geliyor.

muauhauahuaha. bi ağız tadıyla gece boyu bunalıma giremiyorum mınıskim.

arkadaşlarım da en az benim kadar ruh hastası.

iyi ki ama...

teşekkürler bayım.

1 Ocak 2011 Cumartesi

Değirmenler

geceleri ısrarla karanlıkta oturmayı tercih eden ben, bu gece ışık istedim biraz.

kırmızı tatlı bir gece lambası hediye gelmişti. ama çok az ve kırmızı bir ışık veriyor diye kullanmıyordum.

odamın lambası da fazla gelecekti.

küçük gece lambasını kırmızı şapkasından kurtardım. şimdi bir pasta tabağı üstüne dikilmiş ampül görünümünde, eski havasını kaybetti parçalanınca. ama olsun. artık onu seviyorum. ışık tam istediğim gibi.

bu gece karanlıkta kalmak istemedim işte.

ortaçgil'den küçücük bir arşiv yapıp kopyaladım masaüstüme. aklım hep o şarkılarda. gece olsa kulaklığımı takıp dinlesem diye bekliyorum kaç gündür.

ortaçgil en çok geceye yakışıyor. ve ben belki 100. kez değirmenler'i dinliyorum..

Ve sen / ben,
değirmenlere karşı
bile bile birer yitik savaşçı.
Akarız dereler gibi denizlere,
belki de en güzeli böyle...


ne güzel tanrım. hissedebiliyorum. taa en derinde. tam söylediği gibi.

Resimlerde sarı güneşsizlikten.

bu gece yalnız olmak istemiyorum nedense.

her gece yalnız olmak isteyen ben bu gece yalnız olmak istemiyorum işte.

tam anlamıyla ters köşe yaşatıyor alışkanlıklarım bana.

inadına da öyle yalnız hissediyorum ki.

belki ilk kez..

saatler çalışır izinsiz, hep bir sonraya...

ah evet zaman çok hızlı geçiyor.

zaman düşer ellerimden yere, oradan tahtaboşa..

bu gece çok daha anlamlı geliyor bana bu şarkı.

aptal gibi gözlerim doluyor.

resimler sarı güneşsizlikten

bu cümle niye bana bu kadar dokunuyor bilmek istiyorum.

biri bana açıklasın istiyorum.

ben bu gece yalnız kalmak istemiyorum.

resimler sarı güneşsizlikten

resimler sarı güneşsizlikten

resimler sarı güneşsizlikten

resimler sarı güneşsizlikten


resimler sarı güneşsizlikten

şarkı için başlığa tık.