26 Kasım 2011 Cumartesi

Hayvanlar !

dağınıklıktan hoşlanmam.

ama dağınıklığı toplamaktan da hoşlanmam.

hep diyorum benim bi alfonso, bi miguel, bi sebastian tarzı kıçımı toplayacak bi uşağa ihtiyacım var.

her neyse sabah kalkıp odamın içler acısı halini görünce adamakıllı toplamaya karar verdim.

o sandalyenin üzerine attığım birbirine düğüm olmuş giysi tepeciğini çözüp yerlerine asmak zaten uzun zamanımı aldı.

temizlemeydi, şuydu buydu derken baktım saatler geçivermiş. aklımda akşam sinemaya gitmek var.

neyse girdim duşumu aldım. aman yarabbi bir uyku bastı ki sorma, biraz kitap okuyayım dalan derken baktım iyice kendimden geçmek üzereyim dedim kalk kızım nünü.

froggyciğimle de konuşmuştuk, eve erken dönmesi lazımmış bugün, işlerini erken bitirde 4-5 gibi buluşalım dedi kızcağız.

bense yattığım yerden kıçımı kaldırmayı başardığımda saat 6 olmuştu. giyinip bir yere çıkmam en az 1 saat. çünkü daha dolabı açıp 350 saat hangi elbiseyi giyeceğimi düşüneceğim, sonra 346 saat hangi çorabı giyeceğime karar vermeye çalışacağım. sonra giydiklerimin koca kıçımı daha da koca gösterdiğine karar verip nefretle hepsini çıkarıp bambaşka kombinasyonlar için dolabın önüne geri döneceğim. hazırlanınca bu sefer acaba arabayla mı gitsem, ulan ya parkedecek yer bulamazsam ama otobüse binmeye de üşeniyorum yea tarzı hezeyanlar geçireceğim.

velhasıl froggy ile buluşmayı yarına aldım.

bu esnada çeşitli arkadaşlardan sosyalleşme teklifi aldıysam da reddettim. çünkü sinemaya gitmek istiyordum ve bazen sadece bazı insanlarla vakit geçirmeye tahammülüm oluyor nedense.

o insanlardan biri de sevgili justforlol olunca kendisine teklifimi ilettim. o da hastaymış pis şişko. yemiş yemiş ishal olmuş. ay çıkamam, ay tuvaletten ayrılamam diye zırladı durdu. ay dedim allah hepinizin belasını vermesin koca götlü pislikler.

böylece elime kitabımı alarak yatağıma geri döndüm. ve gecenin geri kalanını evde geçirecek olmanın yarattığı sinir krizleriyle başa çıkmak için kendimi şekerli gıdalara verdim. bulduğum her şeyi koca bir öğütücü gibi ağzıma atıp yiyorum hala.

zaten dişe dokunur yiyecek bir şey de yok. biraz kahve dünyasından alınmış draje, biraz çeri domates felan.
ne bi kutu kola, ne biraz cips var yani. aa dur lan mutfakta muz gördüm sanki. gidip bir tane çakayım ondan da. battı balık yan gider.

bu akşam dışarıda güzel bir film izleyecek olanlar, sıcak ve hoş bir mekanda karşılıklı kahve içenler, keyifli bir akşam yemeği sonrası kaliteli bir mekanda eğlenip dansedecek olanlar velhasıl güzel vakit geçirecek herkesten kucak dolusu nefret ediyorum.
ben sinemada dedemin insanları izleyip oradan eğlenceli bir mekana akıp tekila üstüne tekila shotlamak, gerizekalıca türkçe şarkılarla dansedip, jessie j. / price tag karaokesi yapmak isterken eve tıkılıp kaldım.

umarım sizin de geceniz bok gibi geçer. ne bileyim bağırsaklarınız felan bozulsun. ayağınız burkulsun, sinemada önünüze yiyişen bir çift düşsün de dikkatiniz dağılsın. geberin lan :(

22 Kasım 2011 Salı

Klip tadında !

keşke beni acımasızca terkeden zalim bir sevgilim olsaydı.

belki o zaman gecenin bu saatinde mikrofon niyetine bir kumandayla koltuk tepelerine çıkıp, atarlı triplerle, emre aydın şarkıları söylememin geçerli bir sebebi olurdu. en azından nefret ve sitem dolu bakışlarımı terkeden sevgiliymiş gibi yaptığım koltuğun yastıklarına sabitlemek yerine, o'nun fotoğrafına falan bakardım.



adam kölen olsun senin ben olmaaaaaağğğm !

21 Kasım 2011 Pazartesi

Bir annenin anatomisi

ben kızıma güveniyorum hiç korkmuyorum arabasına binmekten diyor,

iki arabanın arasından geçerken ben, yan koltukta ellerini kafası içine alıp, sesli ve derin bir nefes alıyor. mimiklerinin anlamı net ÖLECEĞİZ !

gayet normal bir şekilde yolumuza devam ettiğimizi görünce bana çaktırmadığını düşünerek hareketini saçma sapan bir esnemeye çeviriyor.

yolculuk sona erdiğinde sinsice hiç korkmadığını, harika bir sürücü olduğumu iddia ediyor.

en az benim kadar sinsi.

o bir anne.

19 Kasım 2011 Cumartesi

NHR

Sevebilirim, 
hem de nasıl, 
dile benden ne dilersen, 
canımı, gözlerimi ...

Kızabilirim,
ağzım köpürmez,
ama devenin öfkesi haltetmiş benimkinin yanında,
devenin öfkesi, kinciliği değil.

Anlayabilirim
çoğu kere burnumla,
yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak
ve döğüşebilirim,
doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum herşey için, herkes için,
yaşım başım buna engel değil,
ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı.
Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık
ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni.
Yazık.

'' Nazım Hikmet Ran ''

17 Kasım 2011 Perşembe

Mutsuzluk.

melankoli mi, mutsuzluk mu tam kestiremediğim bir halim var.

mutsuzsam da mutsuz olmaktan mutsuz değilim.

bir nevi mevcut duruma alışanlardan olmak bu.

yani bazen kimseye bir şey anlatmak istemiyorum.

söylenen her şeyi önceden duydum ben.

sıkılıyorum hepsinden.

en çok gece tek başıma araba kullanırken mutluyum.

ya düşünmek bazen çok yorucu vallahi.

uzun bir tatile çıkmak istiyorum.

13 Kasım 2011 Pazar

Bir miskinin güncesi..

uyandığımdan beri yatağımdan çıkmadım.

şahane bir durum. ama acıktım. şu dardanel'lin kepekli sandviçleri var domates ve peynirli. onlardan istiflemek lazım eve. böyle zorlu durumlarda işe yarayabilir. 

neyse benim tek yaptığım kalkıp türk kahvesi makinesinin tuşuna basmak, ve çıkan kahveyi içmek oldu.

sonrasında bu zorlu aktivitenin beni ne kadar yorduğunu farkedip yatağıma geri döndüm.

kitap okumayı ne çok özlemişim. İskender'e gömdüm kendimi.

buralardan çok uzaktayım. kitapta bahsedilen dünyaya girdim bile.

hayalperest olduğumdan mıdır nedir, okuduğum ya da izlediği şeye kendimi kaptırırsam kendi gerçekliğimden kopuyorum hep. o dünyanın içine dahil oluyorum. kolay kolay da çıkamıyorum o havadan.

ben bunları niye yazdım.

unuttum şimdi. ama bi ilah-i adalet var.