26 Mayıs 2012 Cumartesi

Öğrenci evi..

twitter'da hashtag'i görünce dayanamayıp başladım yazmaya.

ama baktım 140 karakterlik cümleler yetmiyor o zamanları paylaşmaya, dedim uzun uzun yazayım çıksın benden.

ah öğrenci evi...

4 sene olmuş benimkinden ayrılalı. 4 saniyesini unutmamışım görüyorum ki.

bir yaz günü kahvaltı masasında annemlere kuzenimin yanında daha fazla kalmak istemediğimi söylüyorum. genç evli çift onlar zira. zaten 1 sene kalmışım.

fakat durum ciddi. onlar kesinlikle istemiyorlar yanlarından taşınmamı, anneme babama da yalvarıyorlar sakın gitmesin bizden diye...

annemler de daha huzurlu elbet. kuzenimin eşi asker. yalova sınırında askeri bir lojmanda kalıyoruz. güvenlik tam yani.

o sabah annem ve babamı karşıma alıp durumu anlatıyorum. huzursuz olduğumu kendi düzenimi kurmak istediğimi.

ama sen yurtta kalamazsın kızım diyor babam. senin huyun suyun değişik. yapamazsın öyle toplu düzende.

yurt değil diyorum ev istiyorum ben.

ikisi de şaşkın. sen yatak toplamayı bilmezsin gönül diyor annem. bir evin sorumluluğunu üstlenecek ciddiyeti göremiyorum sende kusura bakma..

kararımın kesin olduğunu anlıyor babam ama. uzattırmıyor lafı anneme. peki diyor, madem öyle yaz bitmeden bir gün git izmit'e bak bakalım evlere. sonra tekrar konuşuruz.

benim gönlümdeki ev belli aslında, aklımdaki ev arkadaşı da.

başka bir yaz günü o'nunla buluşup gidiyoruz emin abi'nin evini görmeye.

bir villa'nın bahçe katı bizimkisi. önü alabildiğince bahçe. bizi vuran da bu oluyor.

bir de bahçeye konuverilmiş üstü yastık dolu tahta sedir. kendimizi geceleri o sedirin üstüne kurulup sabaha kadar sohbet ederken hayal ediyoruz.

o çimenlerin üstünde, gül dalları arasında uzanırken de.

yağmur yağarken küçücük odamıza sığınıp sıcacık çaylarımızla dışarıyı izleyip müzik dinlerken..

kimselere haber vermeden dilediğimiz saatte girip çıkarken. istemediğimiz sürece dağıttığımız hiçbir şeyi toplama zorunluluğumuz yokken..

veeeeee sonunda oluyor.

evi tutmaya karar veriyoruz.

2 kişi daha gelecek yanımıza. onları tanımıyoruz. umrumuzda da değil pek. herkesin odası ayrı nasılsa.

kızlardan biri bizim sınıftan çıkıyor, diğeri de kendi halinde gibi.

ve tam da hayal ettiğimiz hayatı yaşıyoruz.

sonuna kadar dağınığız, sonuna kadar özgür.

evimiz sahile çok yakın. komşularımıza bir telefon ediyoruz, hoop gece 3'te sahilde buluyoruz kendimizi. elimizde keyif sigaraları şarkılar söylüyoruz ayaklarımızı denize sarkıtırken..

o sedirde sabahlara dek muhabbet ediyoruz. yağmurda elektirik sobamızın sıcaklığıyla odamıza sığınıp, hüzünlü şarkılar eşliğinde melankolik geceler yaşıyoruz.

hava güzel olduğunda kendimizi bahçemizin çimenlerine atıyoruz. saatlerce güneş altında kestiriyoruz orada. evimiz yol üstü, kampüs içi..

dersi biten, yoldan geçen arkadaşlar geliyor yanımıza ara ara.

teklif yok, kimisi yanımıza uzanıp kestiriyor, kimisi bir sigara içmelik duruyor. kimisi laf atıp gidiyor.

yaşlı komşumuz burhan amca bakkaldan çikolatalar almış bırakıveriyor ellerimize.

sonra ev sahibimiz emin abi'nin kafesine gidip mangal köftelerimizi yiyoruz.

hayat hızla akıyor.

evimiz hiç boş kalmıyor.

makarna, yumurta kızarmış patates ana yemeklerimiz. 2,5'luk kola resmi içeceğimiz.

keyfimiz çok yerindeyse tost ekmeği artı nutellayla taçlandırılan kahvaltılar ediyoruz.

geleni göndermiyoruz. yataklar birleşiyor, yere şilteler atılıyor. 6-7 kişi koyun koyuna uykuya dalıyoruz.

kimi zaman melankoli geceleri düzenliyoruz.

küçücük odamıza onlara arkadaşı dolduruyoruz. sigara, bira, cips.

ortada sesi en çok çıkan telefon. hüzünlü şarkıları sırayla çalıp son sigaraları döndürüyoruz. ışık hep kapalı. nedensiz hüzünlüyüz.

kimi zaman delirme geceleri yaşıyoruz. televizyonda bir müzik kanalını son ses açıp sabaha kadar delirmiş gibi dans ediyoruz.

emin abi muhteşem bir adam. onca gürültüye bir kez olsun of demiyor. üstelik üst katımızda oturuyor.

her hafta canlı müzik gecesi düzenliyor kafesinde.

biz de ordayız tabi. gece 12'de bitiyor. bizimse enerjimiz tavan. kafe yavaş yavaş boşalıyor. sonunda sadece birbirini az çok tanıyan küçücük bir grup kalıyor.

tamam diyor emin abi.

sizi bu gece bir yormak lazım anlaşıldı.

kafenin kapısını kapıyor. geçiyor müzik setinin başına, açıyor son ses en sevdiğimiz şarkıları, masaları çekiyor kenara, önce kendisi atlıyor ortaya dans etmeye, arkasından biz kopuyoruz. sabaha kadar delicesine en sevdiğimiz şarkılarda kah göbek atıyoruz, kah halay çekiyoruz, kah birileri memleketinden havalar oynarken tempo tutuyoruz.

öğrenci evi bu süprizlerle dolu. bir sabah kapıyı açmamla ödümün kopması bir oluyor.

bahçemizde onlarca kara tavuk. hayatta en tiksindiğim hayvan bunlar be peeeh.

adım atacak yer yok. kalpten gitmek üzereyim. tavuktan korkulur mu demeyin. bunlar ordu ! organize olsalar kampüsü ele geçirirler yeminle.

başka bir gece tam uyumaya yüz tutmuşken cama bir şey tıklıyor.

arkadaşımla yüreğimiz ağzımıza geliyor. gecenin o saatinde camın önündeki o silüet nedir yarabbi. elele tutuşup cama gidiyoruz. kalbim çarpmayı geçmiş, resmen tekmeliyor göğsümü. perdeyi hafifçe aralayıp celladımıza bakıyoruz ! o ne ayol. koyun gibi bir köpek avel avel bize bakıyor.

sonra huy haline getiriyor bunu her akşam camımızda takılıyor kendince. koyun köpek kalıyor adı.

bir gece canımız öyle sıkılıyor ki, gece saat 3'te bir sokak ilerdeki çocuk parkına atıyoruz kendimizi.

çocukluktan özendiğimiz her şeye biniyoruz. geceyi sadece kahkahalarımız bölüyor..

peki hep mi mutluyuz.

yoo esasen mütemadiyen kavga ediyoruz. büyük kavgalar üstelik.

temizlik sırası sorun oluyor, çöp atma sırası sorun oluyor, yiyecek içecek paylaşımı sorun oluyor.

ve hatta en sonunda can dostum dediğim oda arkadaşımın 1 sene boyunca gizli gizli benden nefret edip, arkamdan dolaplar çevirdiğini öğreniyorum tesadüfe.

heyhat..

mutsuz sonlar beni bozmaz.

yaşadığım mutlu anlar hepsine bedel. yazdığım onlarca güzel anıya karşılık ödediğim tek cümlelik bir bedel işte o ihanet.

ben hep güzel şeyleri hatırlıyorum o günlere dair.

çok özlüyorum. çok arıyorum.

öğrenci evinde yaşamak her öğrencinin tatması gereken muhteşem bir deneyim.

bir anı kutusu. ömür boyu kalbinde taşıyacağın, hayatının umarsızca ve dibine dek özgürce yaşadığın belki de ilk ve son zaman dilimi..

bak yine nasıl uzatmışım..

4 Mayıs 2012 Cuma

Tatil Hayalleri

öncelikle belirtmeliyim ki bu yazıyı 2 kocaman sakinleştiriciyle dumanlanmış kafamla yazıyorum.

akşam üstü kötü bir trafik kazası atlattım ama şükür şimdi evimdeyim.

evimde miyim ? aklım hiç buralarda değil artık.

uzun bir tatil hayal ediyorum şimdilerde.

içinde telefon, bilgisayar olmayan bir tatil.

minnacık bir kasaba, tertemiz bir deniz, sıcacık kumlar.

ben sabah kahvaltımı yapayım, sonra denize gideyim. akşama kadar o şezlongun üstünde kitap okuyup, uyuklayayım.

akşam uzun yürüyüşler, sonrası yine kumların üstünde kulaklıkla gökyüzü izlemece...

yoruldum ya..

odaklanamıyorum.

hep o ilaçlar.

uyusam mı ? O_o