25 Şubat 2013 Pazartesi

Sondan sonra

içimde kalmasın..

çivi çiviyi söksün istemedim.

çok kişiyle tanıştım.

bazen hoşlandım.

olur gibi gelen de oldu.

ama olmasın istedim.

sen nasıl ki senden öncekini unutturdun,

o da seni unutturacaktı. istemedim.

seni unutmak istemedim.

senin için üzüldüklerime değsin istedim.

unutmaya kıyamadım.

sevmemeye kıyamadım.

bitirmeye kıyamadım.

aylar sonra senin de diğerleri gibi "öylesine biri" haline gelmeni istemedim.

senin olduğun yerde başkası olsun istemedim.

sana söylenmiş sözleri başkasına söylemek istemedim.

sana dokunmuş ellerim başkasına değsin istemedim.

senin adından başka ismin yanına sevgilim koymak istemedim.

istemedim.

istemiyorum.

gel gör ki elimden bir şey gelmiyor.

böyle olmasına sebep oldumsa

böyle olmasını da istemedim...





9 Şubat 2013 Cumartesi

Böyleyken böyle..

durup dururken araya mesafe koyuyormuşum.

vallahi değil.

senden sebep değil.

ayrılalım sevgilim sorun sende değil bende.

bittabi bunlarla en çok ben alay ettim.

fakat cidden sorun kimsede değil.

bazen konuşmak çok yorucu geliyor.

ben insanlara sıkıntımı anlatırken bunalıyorum.

insanlar bana akıl verince de bunalıyorum.

duymak istemediklerimi duyunca da bunalıyorum.

fekat heyhat! sadece duymak istediklerimi söyleyen o mübarek varlık henüz bahşolunmadı bana.

mutsuz değilim.

ama daha mutlu zamanlarım da olmuştu.

sadece huzursuzum.

yaptığı hataları göremeyen insanların varlığında rahatsızım.

bulunduğun yerde takılıp kaldığını hissediyorsan yer değiştirmelisin dostum.

yer değiştiriyorum.

hayır sezen bu sefer yanılıyor. tebdil-i mekanda bal gibi ferahlık vardır.

devamlı normalin üzerinde bir hızla atan kalple yaşamaktan da yoruldum.

sol bileğime bak Anderson!

ben iki sefer boşuna mı deştirdim orayı lanet bir iğneyle.

tam damarımın üstüydü üstelik.

riski kabul ediyorum diye imzalar attım.

şimdi orada kendime söz verdiğim şey yazarken..

olmaz böyle devam etmek kendime haksızlık.

mutsuz da değilim üstelik.

halden anlayanlar bunu yanlış yorumluyor.

aşk mı diyorlar.. vah vah.

aşk mı?

ya bırak sevdiceğim şu saatten sonra yenisi gelene kadar da kim siker aşkı.

bilemiyorum.

sanıyorum ki bu son yazım..

bu zamana kadar beni okuduğunuz için teşekkürler.

yolumuza başka yerlerden devam etmek üzere, kesişirse ne ala diyerek hepinizi tek tek kucaklıyorum.

hoşçakalın...


gönül/09.02.2013 23.54

3 Şubat 2013 Pazar

Acı

"öyle düşünme ama olacağın önüne geçilemez.."

son birkaç gündür sıkça duyduğum cümlelerden biri.

oysa ben tam da öyle düşünüyorum.

aklımda hep o sahne.

hastane odasında eli elimdeyken soruyorum.

"dayı sen antalya'ya gitmek istiyor musun?"

gözleri nemleniyor.

"istemesem n'olcak? bu durumdayken annen bakamaz bana. kızlarım çalışıyor."

"istemiyorsun yani" diyorum..

gözlerindeki o acı içime doluyor.

"sizden, annenden uzakta ölürüm diye korkuyorum."

gitmesin diyemiyorum.

zaten kızları kararlı.

oranın havası iyi gelir diyorlar. doktoru da orda. bakılır.

annem teyzemi de kanserden kaybetti. o'na baktı. aylarca toparlayamadık.

ya yine bir şey olursa, ya kaldıramazsa diye korkuyorum.

en azından birkaç hafta antalya'da kalsın. belki toparlar vücudu, kemoterapi alır hale gelir. o zaman geri getiririz diyoruz.

hastaneden çıkmadan O'na biraz harçlık bırakıyorum.

şimdi öğreniyorum ki benden sonra her gelene gururla göstermiş. "gönül bana harçlık bıraktı" demiş...

öpüyorum O'nu resimlerini çekiyorum.

son görüşüm olduğunu bilmeden aceleyle atıyorum kendimi dışarı.

ertesi gün antalya'ya götürüyorlar.

gittiği gün fenalaşıyor. hastaneye yatırıyorlar..

doktorlar ertasi gün durumu iyi görüp ameliyat etmeye karar veriyorlar.

ameliyat oluyor.

uyanamıyor..

uyanamıyor..

uyanıyor..

iyiyim diyor.

tekrar uyuyor.

sonra hiç uyanmıyor.

750 kilometre öteden bir kadın sesi "hastanız kötü durumda, son saatleri olabilir başına gelin" diyor..

kızları gidiyor önce.

ertesi gün biz gideceğiz.

ertesi gün oluyor. telefonum çalıyor.

arayan nilüfer. biliyorum.. açmak istemiyorum.

açıyorum..

ağlıyor. gitti diyor.

gerisini flu.

gülşah'ın kollarında odama geldiğimi hatırlıyorum ofiste.

sonra tolga'yı görüyorum. "canım?" diyor.

gardım düşüyor. kendimi masama kapanmış hıçkırırken buluyorum..

sonunda tolga'yı duyuyorum omzuma dokunup hadi diyor.

her şeyim toplanmış.

tüm itirazlarıma rağmen beni eve o götürüyor.

bir ara yolda emniyet kemerimi taktığını duyuyorum..

dayım son zamanlarda bizde kalıyordu.

kızlarıyla uzun süre küstü.

sonra annem bir akşam zorla barıştırdı. ölümünden 1 ay evvel.

o akşam kızlar gidince, biz annemle mutfakta otururken dayım da sevinçten evi turluyor. gece olmuş saat 10.

hasta. ama kanser olduğunu bilmiyoruz. sadece çok zayıf ve devamlı kusuyor.

anneme laf arasında canım cips çekti diyorum.

dayım duyuyor.

bir bakıyoruz o haliyle montunu giymiş.

"noluyo yakışıklı" diyorum.

"sevgilim cips istemiş gidip almaz mıyım" diyor.

"dayı etme eyleme hastasın gece saat 10!"

dinlemiyor. "iyi" diyorum "ben de geliyorum o zaman."

beraberce yürüyoruz. çok yavaş yürüyor sadece o dikkatimi çekiyor.

kol kolayız. "biliyor musun evlatlarımla barıştım ya, 3 sene üstüne ilk kez bu gece rahat bir uyku uyuyacağım" diyor.

o gece cidden yatağına girdiği an uyuyor..

kafamda hep bu sahne canlanıyor.

ah.. yazdıklarım da kafam gibi dağınık..

çok vicdan azabı çekiyorum ben.

buna mahkum edildim.

göndermeyecektim. ne olursa olsun göndermeyecektim...

bizden uzakta, burdan uzakta tecrübesiz doktorların yanlış kararı yüzünden ölmeyecekti..

bilmediği bir şehirde, kimsesinin olmadığı bir mezarda, taa anasını sattığımın 750 km ötesinde yatmayacaktı..

çok acıyor kalbim..

bununla nasıl yaşanır...