31 Temmuz 2013 Çarşamba

uyuşukluk

uyuşma var.

el ve ayak aman yarabbi.

kesip atasım geliyor.

aypodumu bozdum. aytunsun da alla belasını vere.

şarkı yüklemeye çalıştım beceremedim, eşzamanlayayım derken hepsi silindi.

steve jobs ters dönüyordur mezarında yeminle.

sikim sokum işler afedersin. yani tak usb'yi aç hafızayı at şarkıyı bitsin.

nedir bu kadar ıncık cıncık?

benim kafam ermiyor hacı amca? alla alla.

aşırı sinirliyim şu an lan.

camdan dışarı sarkıp bütün dünya göttür diye bağırmak istiyorum.

bilhassa sen en büyük götsün.

bedelini ödersin ama.

bye!

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Merhaba

çocuklar;

ağırlıklı olarak burada yoğun duygusal yazılara yer veriyorum.

benim duygularımı ifade edebildiğim tek yer yazılı ortamlar.

bu demek değil ki ben hep 7*24 bir melankoli bulutu ortasında yaşıyorum.

üstelik bulutlar bana göre içinde yaşamak için değil yemek için ideal.

ve bu demek değil ki ben yazdıklarımın hepsini hissediyorum/yaşıyorum/adıyorum.

beni devamlı takip eden birileri varmış burada,

sözlükten bulup mesaj attılar, güzel güzel sözlerle onore ettiler.

çok içten bulmuşlar yazdıklarımı.

teşekkür ederim.

gerçeğim.

hayallerim var.

gerçeklerimle karışık.

onları kelimelerle cisimlendirmeyi seviyorum.

benimle olduğunuz için teşekkür etmek istedim.

sizin için yazıyorum.

ve kim olduğunu bilmediğim ama her gün giren;

o mac sahibi

firefox kullacısı,

ukrayna'lı.

umuyorum ki sizler aynı kişilersiniz. her gün farklı bir mac kullanıcısı, firefox browser seven, ukrayna'lı farklı insanlar beni ziyaret etmiyordur.

bu 3 kişi her kimse, tanımak isterim.

diğerleri zaten selamlarını eksik etmiyorlar.

sizi
seviyorum.

benimle olduğunuz için teşekkürler.

buraya düşen her harf sizin için biraz da. bilin istedim :)

23 Temmuz 2013 Salı

Uyanırken

her zaman değil.

zaman zaman.

gün hiç aydınlanmıyor.

o zaman hafif uykulu yattığım yerden doğrulup kalbime dönüyorum.

"geceler mi uzadı? bu karanlık ne?"

kalbim beni affetmiyor..

özür dilerim.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

İsyancılık

bugün biraz asiliğim üzerimde.

"neden ben hep bir şeyleri özlemek zorundayım bana bir izah edebilir misin acaba?" dedim benim tanrım.

"ben bunu hakedecek ne yapıyorum sence" dedim?

sonra verdiğin güzel şeyler geldi aklıma. biraz korktum.

tamam o'nlar için teşekkür ediyorum ama hep özlüyorum ve biraz yoruldum.

esasen çok yoruldum.

kimi sevsem sonradan çok özlüyorum..

bu sebeple kimseyi sevmek istemiyorum.

bu sebeple çok yakın arkadaşım olsun istemiyorum.

eski sevgili "neden her gün ayrılalım diyorsun" sevgimi mi sınıyorsun derdi.

alakası yok aslında.

nasıl olsa gün gelecek özleyeceğim daha çok sevmeden gitsin bari psikolojisi bu.

şimdi şimdi farkediyorum..

nilüfer'cimler taşınıyor. tayinleri çıktı samsun'a..

çocuklukta zaten birlikte yaşadık. evlendi izmit'e gelin gitti 1 sene sonra ben üniversite'yi kazandım yanına gittim.

1 sene yanlarında yaşadım. sonra ayrı evdeydim ama hep beraberdik.

sonra ben döndüm. o'nlar İstanbul'a döndü.

konuşabildiğim, anlaşabildiğim, anlayabildiğim, her şeyi paylaşabildiğim yegane insanlardan.

en az 2 haftada bir mutlaka beraber kalıp vakit geçiririz.

tam 10 gün sonra kilometrelerce uzağa gidiyor. en az bir 5 yıl dönmeyecek..

ben yine burada. yine özlemle..

bizim tatlı yudum. ilkokul arkadaşım. benimle birlikte işe başladı sağolsun.

aşırı naif ve sevgi doludur. geldiği günden beri beni ilgi alakaya hiç alışık olmadığım bir sevgiye boğdu.

zaman zaman cinnet noktasına geldiğim de oldu. hani bilen bilir içten içe duygusal olmama rağmen gösteremem.

biri bana gösterdiğinde de taş kesilir kalırım.

yudum işte öyle bir kız. devamlı sarılır, öper. dokunur. konuşur.

kahve getirir, çay getirir. saatlerce sırtımı kaşır ben çalışırken, saçımla oynar.

hayatı kolaylaştırır. dinler.

bazen saflığa varan naifliği beni çıldırtsa da çok alıştım varlığına.

beni kayıtsız şartsız seven ilgilenen biri iyi geldi..

ve gitti.

ani bir şekilde başka bir iş buldu evine daha yakın. ağlaya ağlaya gitti "sensiz ne yapacağım" diye.

esas ben seni çok özleyeceğim diyemedim tabiki.

ben yine aynı yerde kaldım. özlemle..

en iyi arkadaşımdan, sevdiğimden, ankara'daki dostumdan, antalya'dakinden bahsetmiyorum bile artık.

ben yerimde özlemle kalakalmaktan çok yoruldum.

sevmeye yüz tuttuğum birilerinin hep gitmesinden de biraz..

özlemeyi bir hayat biçimi haline getirmeyi reddediyorum benim tanrım.

sonra varsın bana sevemiyor, soğuk, arkadaşlık edemiyor desinler.

bir gün sonunda kendini hiç özletmeyecek biri çıkıp gelirse,

eğer gelirse,

geri gelirse,

yeni gelirse,

yeri gelirse,

bekliyorum...

7 Temmuz 2013 Pazar

Şarköy

ismi ne basit oldu.

ama ne bileyim. şu an aslında yoğun bir baş dönmesinden muzdaribim. pek yazcak halim yok ama şimdi yazmazsam belki hiç yazamam...

güzeldi. hep güzel olur.

kopamadım. dile kolay 27 sene. çocukluğum boyunca kendimi en mutlu hissettiğim yer orasıydı.

hala seviyorum. bir ucundan diğerine 10 dakikada yürünen minicik bir sahil kasabası. meydanından araba geçmez.

en gelişmiş yeri küçücük bir migrostur mesela :)

3 gün boyunca tırım tırım tarak arayıp bulamadım yahu :)

herhangi bir markanın varolmadığı bir yerdir orası. ne bilindik bir cafe, ne bir lokanta, ne bir butik yoktur.

her şey yerel ve oraya özgüdür. lokantalarında ne varsa onu yersiniz, butiklerinde ne varsa onu giyersiniz..

pazarları şahanedir. sebzenin meyvenin en şahanesi, en tazesi, en ucuzu.

insanı bir tanedir. has trakyalı. saf. sapına kadar cumhuriyetçi. donla gezseniz ne giymiş bu diye dönüp bakmazlar.

r'leri vurgulayarak hafif hızlı konuşurlar, ilk harfi h ile başlayan kelimelerde h harfini hep yutarlar. be demeyi çok severler. ya demeyi de.

güleç yüzlüdürler. uzun yaşarlar.

geç yatarlar.

tatilcilere bayılırlar. yere göre sığdırmaz, kendi özel misafirleriymişcesine yardımcı olurlar.

simidi meşhurdur. 75 kuruştan satılır. her daim sıcaktır. istanbul simidine benzemez. en ünlü fırını şenol'dur.

köftesi lezizdir. ayhan'ın yeri en şahane köfteyi yapar. çiftlik market 20'den fazla yıldır en çok işleyen marketidir.

lunapark'ı çok şirindir. gidip de görmemek, görüp de bir gondol'a binmemek şarköy'e ihanettir.

gelelim bana...

gelelim mi?

erkan motel'e gittim yine. her seferinde" yav burası eski ne demeye buraya geliyorum her sene" dedim yine.

cadı cadı indim aşağı bu çarşaflar pis bu oda pis diye carladım her zamanki gibi.

soktular kadınları odaya. baştan aşağı temizlediler. çarşafları değiştirdiler.

yine ikna olmadım ama alıştım.

yine yatağın yayları battı. yine yastık sert geldi. yine banyo küçük geldi :)

ama biliyorum ki seneye yine oraya gideceğim koştur koştur.

alışkanlıklarım...

saatlerce güneşlendim. içtim. yedim. müzik dinledim. şarkı söyledim. dansettim. ağladım. güldüm.

tanışmak için gelip gidenlere ben evliyim dedim :)

sokağın kokusunu içime çektim.

gece sahilde şezlonglarda yatıp dalga seslerini dinledim.

eski evime gittim..

uzunca bir süre balkonumuzu izledim.

çocukluğumu düşündüm.

komik gelecek belki ama belki 15 dakika orada öylece izledim..

apartmanımıza baktım.

sonra dayanamayıp girdim içeri.

merdivenler aynı..

hafif kumlu yine. denizden gelenlerden kalma..

benim bisikletimin yerinde başka bisiklet zincirli ama.

sonra kapımızın önüne geldim.

başka terlikler...

biz denizden döndüğümüzde ev kumlanmasın diye kapının önüne bi kova su koyar ayaklarımızın kumunu arıtır eve öyle girerdik :)

kapıda bir süs asılıydı kapı açılıp kapandıkça çınlardı. 12 numara...

zilimiz bile aynı kalmış :)

o kapının önünde merdivenlere oturdum...

düşündüm.

çok düşündüm.

kim bilir kaç kez, kaç farklı duyguyla inip çıktım o merdivenleri.

ne çok anı, ne çok duygu biriktirmişim.

dışarıdan biri görse halimi deli bu derdi.

deliyim belki de.

özlediklerimi bazen çok özlüyorum.

anlatabildim mi?

bazen geride kalanları çok özlüyorum.

ben uzun zamandır bir şeyleri çok özlüyorum sevgili okuyucu.

sonra kendimi oralarda buluyorum.

anıların mekanlarında..

hem çok güzel. hem yaraya neşter gibi..

canım pelin'le gitmiştik geçen sene. gelemedi.

pelin'in sevdiği şeyleri de yaptım.

istediği yerlerde gezdim. birlikte oturduğumuz şezlongda oturdum o gece.

emre'yle yürüdüğümüz yollardan geçtim. o'nun çok sevdiği köfteden yedim.

tuğçe'ciğim benimleydi. mutsuzdu. unutmak için gelmişti.

unutabildi mi bilmiyorum.

ama çook içtik. çook dansettik.

çook güldük. unutsun diye elimden geleni yaptım.

harika sesi olan bir müzisyenle tanıştım. oradaki bir mekanda çalıyordu. fazla iyiydi.

son akşam senin için dedi ve kardan adam'ı söyledi gözlerime baka baka.

ilk kez başıma geliyor. heyecan vericiydi.

ama doğru şarkıyı seçmişti. çünkü şarkı bitince gözlerimle teşekkür ve veda edip gittim.

benden daha fazlası olmazdı.

bitti.

hah!

pelin;

selçuk sana çok selam söyledi, seni özlemiş ve en yakın zamanda bekliyormuş haberin olsun.

bitti.







2 Temmuz 2013 Salı

Acı

dünyadaki tüm acıları hissedebilmek mümkün mü?

bazen hissedebiliyorum.

emre ve arkadaşları tarafından kapıcı çocuğu diye dışlanan özgür'ün acısı,

 okulda "emre'yi yok etmece" oynayan arkadaşları emre'yi tekmeyince emre'nin acısı.

bir anne olarak kardeşimin acısı.

bir anne olarak özgür'ün annesinin acısı.

pelin'in dinmeyen mutsuzluğu.

bay monk'un yalnızlığı.

evet evet bay monk'un yalnızlığı ve çaresizliği.

tuğçe'nin itiraf edemediği kalp kırıklıkları.

annemin geçmişinden taşıdığı mutsuzluk izleri

gamze'nin kanser oluşu.

dünyada kanser oluşu.

birilerini hasta olması.

mc donald's da oğluna bir hamburger patates alıp karşısında bir şey yemeden oturan baba.

çoktan ölüp ben sensiz de yaşarım diyen o dilim.

ah bütün mutsuzluklar..

hepsini hissediyorum bazen.

çok acı var dünyada.

dayanamıyorum doktor.

verdiğin ilaçlar da bir boka yaramıyor esasen.

ben yine seans boyunca ağladığım gibi tüm dünya için ağlıyorum.

çok acı var.

yarın gidiyorum.

bir süre için acıları,

hani hep değil dönünce yine teslim alırım diyerek

tam buraya bırakıyorum.

gözyaşlarımdan ıslaklar biraz.

dönene kadar kururlar ben. 

ve 6. sezon 6. bölüm.

bay monk hala çok yalnız.

hala çok zavallı.

hala trudy'i çok özlüyor.

sizi tahmin edemeyeceğiniz kadar çok seviyorum Adrian :)