28 Ekim 2013 Pazartesi

Bir devam filmi (Duvar)

İçimde duvarlar, içimde koca dağlar, içimde benim; bir adamın göğsünde kalp diye taşıdığı et kadar sert ve kendine dahi yumuşak başlılık göstermeyen ve elyafımsı bir hisse dönüşmeyen bir incinmişlik var.

Biraz endişeliyim, çünkü biliyorum;
Bir an olacak, ve ben tek başıma yediğim yemeklerden birinde kendimi alenen kontrol altına alamayıp hıçkırıklara hıçkırır bir vaziyette bulacağım.
Ekmeğin topuzuna küseceğim.
Dilerim o sırada ''wake up alone'' çınlıyor olmaz kulağımda, hiç gocunmaz ölürüm.
Arabayı tek hamlede park etmeyi beceremediğim zamanlardaki kadar utanıyorum bundan, ben kendimden bazen fazlaca yüzümü gizliyorum.
Bana ne olduğu hakkında hiçbir fikre sahip olmayan ama ''tanıyorum seni, senden daha iyi tanırım hem de'' diyenlere ben cumartesi geceleri yastığıma yüzümle neler yaptığımı sorarım.
Hayır, daha fazla değilim, daha az da.
''Yetiniyorum''
Artık ben heybeme tıktığım kinlerin insafından da faydalanamıyorum.
Üzerimdeki hafiflik bu sayede yüküm oluyor benim.
Bunu anladım.

Artık tanımadığım insanlara baktığım gibi bakıyorum affettiklerime ve büyük ölçüde ''unuttuklarıma'' ve yüzümde hiçbir yaşanmışlığın izi olmadan.
Kendimi çok daha adil buluyorum bu şekilde.
Minnet duygusu kurtulamadığım bir illet gibi yapışmasın diye belleğime, affedecek kadar bağlarımı kopardıklarıma bunu yapmak zorundayım.
Başka türlüsü güç.
Olmuyor.

İçimde, asla değil ama zaman zaman en azından, yıkıcı olmayan ve bir fırtınaya dönüşmeyen bir mevsimle, öfkem de kırgınlığım gibi kör değil artık.
Kelime haznem ''hiçbir şey söyleyemeyeceğim'' cümlesi kadar hiçliğe dönüştüğünde, ve içim de zerre giz'e dönüşmüş, öteki odalara atılmış ve en ufak bir durum izahı kalmadığında; hoyrat bir sessizliğe çekilmekte beis görmüyorum.
Bu geçmişe, bu kimseye geçilmiş bir kıyak değil; yalnızca kendimi yoğun bir endişeden kurtarmaya çalışıyorum.
En kızgın zamanlarımda bile varlığıyla ruhumu ağırlaştıran bu endişeden tamamiyle kurtulduğum oranda varlığımı kanıtlayacağım.

Sonrası eylül, sonrası hüzün ve yoğun bir sis'le gelen sinsi bir sus payı, içimdeki incinmişliğe..

Duvar

Duvarlar yanlışlıkla oluşmaz, duvar isteyerek örülür, bir engeldir.
Mahsustan esarettir.
Bir seçimdir, tercihtir, kader değil, kasıtlı bir tecrittir.
İçimde benim cüceler var mesela, bazı olaylara, karakterlere, kişilere hususi belki, duvar ören, sıvayan ve yıkan cüceler.
Muhakkak senin içinde de var bunlardan.
Bir tanesi benim içindi, onu da sevdim, gölgem düşerdi duvarına, onu da severdim.
O duvarların öyle katı ki; bizim bakışlarımız denk gelmiyor hiçbir yerde, hiçbir yerde çarpışmıyoruz, hiçbir iletişim aracını lazım görmüyoruz, kopardığımız bağlara araç olsun diye.
Belki bir ses olur, bir şarkıdır, özlem diner, çok beklenen vuslat olur.
Belki öfke dinmiştir, aşk hiç olmadığı kadar olmuştur, öyle ki ''böyle olmamalıydı'' demişsindir, demişimdir, belki benzer rüyalarla uyanıp aynı şeylere özlem duyarak avuçlarımızın arasına düşürmüşüzdür başımızı, ''aç karınla içme şunu'' lafını duyamamanın acısıyla bir de kahve yapmışızdır.
Belki aynı anları, anıları düşüne düşüne eskitmişizdir..
Çok düşündüğüm için, ayet gibi okuduğum yüzünü hatırlamakta güçlük çektiğim için alkolden ve sonrasında bundan cesaret alarak fotoğrafından medet umduğum gibi yapmışsındır sen de, tıpkı benim gibi, belki özlemişsindir de, söyleyememişsindir..
Ama duvarlar demiştim sevgilim, bu yüzden işte sesimiz de aynı duvarların içinde çarpışmıyor uzun zamandır.
Kesişmiyor yollarımız da, benim semtimdeki otobüslere de hiç binmiyorsun, bunların hepsi birer tercih belki, benden uzay kadar uzak durduğun gibi..

Söylesene, benden başka hiç kimse kaldı mı ördüğüm duvarlarının içinde?

20 Ekim 2013 Pazar

Ağır Ölüm

"Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar. 

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler. 

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler. 

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar. 

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar. 

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir. 

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına. "


Pablo Neruda 

7 Ekim 2013 Pazartesi

Yok

insanlardan çok sıkıldım. yeni insanlardan da sıkılıyorum. yaz henüz bitmesine rağmen yazı özlüyorum.

bozcaada'da olmak istiyorum. her gün ayazma'dan denize girip, akşamları rum mahallesi'nde dolaşmak, kahve içmek, bira içmek istiyorum...

etrafımda olan, olmaya çalışan herkesten bıktım. soğudum. 1-2 arkadaşımı tenzih ederim..

söylediğim her sözü, her duyguyu üstüne alınanlardan bunaldım.

kış beni bozdu..