31 Mart 2014 Pazartesi

Dönemez beni ölür sanmıştı
Dönemez buna alışacak
Dönemez bana bir söz vermişti
Dönemez bu söz tutulacak.


dinle

29 Mart 2014 Cumartesi

Ah

yanıbaşımda durur gibisin,
hasretin büyütür bak seni. 
ah...
bu kadar uzak olup, kalbimde uyuman ne tuhaf.

24 Mart 2014 Pazartesi

Çay

birikimini anılardan yapmış bir insanın bazı şeyleri unutmak için alzheimer olması gerektiğine dair inancımı yitirmeye yüz tuttuğum günlerden biriydi unutmaya karar verdiğim an.
henüz 28 yaşındaydım, demans için bile erken sayılırdı, filmlerde oluyordu böyle şeyler ekseriyetle. hem o'nu unuttum diye arkamdan kahrolmayacak biri olmadığı sürece demans olmakta anlamsızdı. ben kısa vadede bana fayda sağlamayacak her şeyden uzak durmaya yemin edeli 198 gün oluyor..

uzak geçen yüzlerce gün. seneyi de devirdik. ne yapmalı? tüm birikimini kumarda yiyen bir kumarbaza emanet edip "bunları da harca, çatır çatır ye, kaybedersen de helali hoş olsun" diye vermeye kalktım anılarımı.
"benim oynadığım salonda bunlar geçmez" dedi. 

unutamadığın anılar değil aslında, bir türlü dolduramadığın o boşluk hissi. kış günü camı kırılmış bir pencere kenarında oturmaya benziyor. o camı değiştirip yerine yenisini koymazsan, hiç olmadı geçici bir örtüyle kapatmazsan o deliği, o soğuk taa iliklerine işliyor. benim soğukla aram hep çok iyidir fakat bu üşütüp hasta olmama engel olmadı hiç. 


acı hafifledi, yastığımın altında tuttuğum anı kumbaramı kırmak için alzheimer olmayı beklemedim, bir şeye ne kadar çok odaklanırsan bir süre sonra o kadar çok sıkılırsın düşünmekten'i tecrübe ettim.
yüzleşmekte, hatırlamakta, ağlamakta, üzülmekte, uyuyamamakta beis görmedim.
kalbim bir sebepten dolayı öne çıkmaya çalıştıkça ona mantığımla çelme taktım, ona vurdum, onu kırdım.


işte yine bir cumartesi gününe uyandığım o sabah sordum kendime. "ben ne yapacağım?"
"ne demek ne yapacağım? kahvaltı edeceksin işte" dedi bana ses.

kalktım. iki dilim tahıllı ekmeğin arasında 2 dilim kaşar koydum. biraz da zeytin ezmesi sürüverip attım tost makinasına. 

her şeyi bilen bir adam vardı bi keresinde çay demlemişti bana. "ben çok güzel çay demlerim." demişti elime fincanı verdiğinde.

ben pek çay içmezdim ama o çay gerçekten çok lezzetli gelmişti.

sonra bastım ketıla suyu ısıttım. bir fincan dolusu çay yaptım kendime. fena da olmadı. yarısını içtim afiyetle.
beni görse çok gurur duyardı.

bir dönem kahvaltı etmeyi pek severdim, sabahları neşeyle uyanırdım, güneşe yüz verirdim pencereden, ısınırdım. 

bir gece evvel çok sevdiğim biri bana ''mutsuz şeyler yazıyorsun, üzülüyorum, her sabah okuyorum ve üzülüyorum'' demişti.
o'na yazmak için, bir şeylere değinmek için onu yaşıyor olmanın gerekmediğini söyledim, onu ikna ettim üzülmemesi için.
artık bunları okurken üzülmeyecek, ben de yazarken üzülmemeye devam edeceğim, bazılarını yaşarken, bazılarını yazarken, bazılarını hatırlamaya çalışırken üzülmenin dibini gördüm çünkü.

20 Mart 2014 Perşembe

not

ameliyat falan olmuyorum amk. doktor fos çıktı. uyardığım halde bana penisilinli ilaç vermesi sonucu geberip gidiyordum şu genç yaşta.

söylediği burun, bademcik ve küçük dil ameliyatlarını da hiç gerekli bulmadı başka doktorlar. burun kemiğinin alınması gerekliymiş bir tek. o da çok mühim değil.

ne pezevenk insanlar var ya. ne istedin benim bademciklerimden be adam!




15 Mart 2014 Cumartesi

Günce

"seni 3 aşamalı ameliyat etmemiz gerek" dedi doktorum. üstelik yalnız gitmiştim muayeneye. uzunca bir süre taş kesilmiş olacağım ki "üzülme yaşam kaliten bak nasıl artacak sonra" dedi. yaşam kalitesiymiş peeeh. "bizimki bir süredir bim yaşam, le yaşam doktor amca" diyemedim.

"ameliyatın bir aşaması da burun olduğu için, hazır elin değmişken şeklini de bir düzeltirsin o zaman " diye bir mutluluk sebebi cıvıldadım kendisine. "ben estetisyen değilim kızım" dedi. hah! kıçım. ben senin  neşterinin altına burnumu koymayı kabul etmişim sen yarıp kıracaksın ama düzeltmeden kaldıracaksın beni. yok öyle iş doktor civanım. zaten ameliyat işini kabullenmek zor "hadi ucunda hokka gibi bir buruna sahip olmak hayaliyle bir ihtimal belki kabullenirim" diyorsun. başka türlüsü güç.

neyse boğazımla ilgili olan kısma hiç girmiyorum. o kısmı düşünmek bile istemem. en nihayetinde boğazımı ses tellerimi ne kadar iyi ameliyat ederse etsin, açıp da kimseye gösterip hava atamam. french kissler de görüntülü değil be babam, bu iş neresinden tutarsan tut zarar bana.

zaten benim çok sağlıklı olmak gibi bir iddiam da olmadı. son zamanlarda habire kısılan sesimin seksi olduğuna bile inandırmıştım kendimi. baş dönmeleri ise dramatik bir hava katıyordu bana. devamlı akan burnum ise, hmmm o pek bir şey katmamıştı doğrusu. elimde beyaz bir mendille habire burnumu kurcalıyor, makyajımı da mahvediyordum. bu arada mendil üreticileri niye siyah mendili hiç düşünmüyorlar yahu. çok daha gotik olmaz mı? yalnız ben gotiklikten nefret ederim. bana buhranlı yılları hatırlatırlar nedense. evet yapı itibariyle sık sık buhranlar geçiririm ama sadece yalnızken. mesela şu gonca vuslateri. ben böyle uyuz bir insan görmedim hayatımda yahu. seviştikten sonra ağlayıp şiir yazarmış. niye abi. ben yüzümdeki sonsuz sırıtmaya mani olamayıp sevgilimin göğsünde yatarken " ulan çook mutlu olucaz galiba" diye hayal kurarım mesela. kurardım yani. yaklaşık 87 senedir sevgilim yok da..

narkoz yedikten sonra ölürüm diye korkuyorum aslında. genel olarak ölmekten korkuyorum. buradaki sevdiklerimi özlerim diye. bir de ailem çok üzülür diye galiba. yoksa ameliyatlar ölümcül değil herhalde. gerçi belki sonrasında enfeksiyon kapar öyle ölürüm. ya da hastahane mikrobu? ıyy.

ben narkozdan ayılırken çok salak oluyorum bir de. 3 sene evvel eşşek cennetine gitmem yakınken beri aniden ameliyata aldıklarında uyandığımda beni uyandıran yakışıklı erkek hemşirenin eline yapışıp "beni bırakmaaaa, yanımdaaa kal" diye odamda dakikalarca tutmuşum. asdfasaddadsad. 

şimdi de uzun zamandır içimde sakladığım ne varsa onları sayıklayarak uyanırım diye korkuyorum.
o'nun adını sayıklarım diye belki.

narkoz zor iş.

10 Mart 2014 Pazartesi

Roz'dan

"Sana bugün, seni neden sevdiğimi söyleyecektim, ama ülkenin gündemi buna müsaade etmedi, ben sana ''seni neden seviyorum biliyor musun'' diyecektim ama kapımın önünde bir adamın kafasına sıkmışlar bugün, ben sana seni neden sevdiğimi söyleyecektim ama siyah bir arabanın içinde kafası omzuna düşmüş çok kırmızı bir yüz gördüm bugün, benilkdefaölübiryüzgördüm..
Ben oysa sana varmak için en rahat ayakkabılarımı giyecektim, içimin en kuytusunu alacaktım yanıma, kaygılarımı, endişelerimi sabah kahvaltıda yemiştim çünkü, sana kusursuz, sorusuz gelecektim, bir şarkı duymuştum çünkü balkonda kahve içerken ''ama kendinden yanadır ya hep yürek, feda edip aşkı, korur ya kendini''
İşte ben kendimi sana karşı korumam gereken herhangi bir durumun var olmadığından bahsedecektim.
Ben sana bugün ''seni nasıl seviyorum biliyor musun'' diyecektim ama biri vurduğum kıyılardan beni çekti ve bana hiç geyik görmediğini söyledi, sana ben seni neden seviyorum biliyor musun diyecektim ama alt yazı geçti, kar geliyormuş, yağmur geliyormuş, gelmezse yazın kuraklık olacakmış.
Sana niye geldim biliyor musun diyecektim, çünkü sana seni neden sevdiğimden bahsedecektim, ölü filleri içimden ayıklamama yardımcı olmanı rica edecektim senden.
Seni seviyorum ama neden biliyor musun diyecektim, yollara hep benimle çıkıyorsun çünkü, diyecektim ki ben kahvaltıları seninle sevdim, nefes almayı da, uyumayı da.
Aynaya baktım, aynaya baktım, aynaya, aynada kendime baktım.
Ayna bana ''gitme'' dedi, ayna bana ''artık gelme'' dedi."

2 Mart 2014 Pazar

Blog

saat 14.10 itibariyle ikinci kahvemi içip bir portakallı kurabiyenin yarısını dişlerken, kendimi spora gitmeye ikna etmeye çalışıyorum.

pijama ve sabahlıkla yatakta oturup en sevdiğim bloglarda gezinirken minik müzik setimde Zuhal Olcay'ın en sevdiğim cd'si çalıyor.

bütün günü aynı tembellikte geçirebilirim.

yine de size anlatmak istediğim bir hikaye var..

annemlerin rahmetli komşusu çullu emine'nin hikayesi bu.

"ne yapıyorsun emine" diye hatır soran herkese farklı işleri aynı kalıba sokup cevap veren emine.

yemek yapıyorum, YAPMASAK İYİ AMA KADINLIK...

çamaşır yıkıyorum, YIKAMASAK İYİ AMA KADINLIK.

düğme dikiyorum, DİKMESEK İYİ AMA KADINLIK..

:)

işte ben bir sonraki yazımda Çullu Emine ve kocası Yandı Para Osman ile ilgili bir hikaye anlatacağım size.

anlatmasam iyi ama kadınlık :)))