27 Mayıs 2014 Salı

Uzun ve sağlıklı saçların sırrı

şu sıralar anlatacak bir hikayem yok.

yok anlatacaklarım var aslında.

genelde yıkanırken geliyor aklıma, uzun uzun şekillendirip kurguluyorum onları. saçımı kurutana kadar ise küsüyorlar. ben cümlelerimi tam o an yazıya dökemezsem kilitli kalıyorlar aklımda. ya da lezzetini yitiriyorlar.

her saniye elimde kalem veya klavyeyle dolaşamayacağıma göre,

sanırım saçımı kestirmeliyim..

11 Mayıs 2014 Pazar

Kardeş olmak

anneler gününde kardeşler için yazı yazmak tuhaf mı? benim içimden böylesi geldi. idare ediveriniz.
annem bir devlet bankasında yönetici olarak çalıştığı için yoğun bir hayatı vardı. beni kız kardeşlerim büyüttü diyebilirim. hatta büyük ablama anne diyordum. öyle izah edeyim. annem eve geldiğinde genelde yorgun, bazen de gergin olurdu. kolay bir işi yoktu elbette, bunu bir eleştiri olarak yazmıyorum. o günlerdeki çalışmaları sonucunda devletin o'na layık gördüğü pek bir komik emekli maaşıyla çalışan beni ve emekli babamı bile hala o toparlar maddi olarak.

hah ne diyorduk? evet beni ablalarım büyüttü. o sebeptendir ki 20'li yaşların sonlarına geldiğim şu günlerde standart kardeş ilişkisini yeni yeni oturtuyoruz. daha evvel anne-kız minvalinde yürüyordu biraz.

büyümek ne tuhaf değil mi? bunu yeni yeni kabulleniyorum. 30'uma yaklaştığımı söylemiştim. biraz geç mi olgunlaştım acaba? yoksa büyük teyzemin her zaman derin bir iç çekişle söylediği "insanın gönlü yaşlanmıyor kızım" cümlesi gerçekten doğru mu?

ergenlikten yetişkinliğe adım atılan süreç biraz bunalımlı geçiyor aslında. alışılmış o neredeyse çeyrek asırlık koruma-kollanma-bakılma-ihtiyaçların giderilmesi-nazlanma dönemini geride bırakırken başlıyor bocalamalar. artık hayatla tek başına yüzleşmek zorundasın. paran varsa harcayacak, kendini dünyaya karşı koruyacak, havaya göre giyinmesini bilecek, sıkıntılarında kimsenin seni nazlamayacağını anlayacak, hatalarının hoş görülmeyeceğini öğreneceksin.

şirkette 50'li yaşlarının sonlarındaki Şemsettin Bey'in bana Gönül Hanım diye hitap ettiği o gün anladım bir çok şeyi. ben artık iş yerlerinde küçük olduğu için nispeten daha çok kollanan ve hoşgörülen çaylaklardan değildim. isminin sonuna Hanım eklenmiş bir yetişkindim. ve eskiden saygı icabı hal hatır sorup muhabbetlerini biraz bayık bulduğum görece ihtiyar insanlarla ortak bir paydada buluşup gayet hoş sohbetler edebiliyor, bir arkadaş sayılıyordum. değişikti bu olanlar. heyecan verici ve biraz da korkutucuydu.

işte bu garip süreçte kendimi olanlara kaptırıp yetişkin olmayı benimsemiş,kendimi olduğumdan çok daha olgun hissetmeye başlamış ve öyle davranır olmuştum.

fakat kalbimde bir türlü dolmayan bir boşluk beni kemirip duruyordu zaman zaman. kendimi pek yalnız hissediyordum. hani sanki dünyaya "siz hepiniz ben tek" demiş gibi bir küskünlük oturdu içime. kendimi herkesten korumak ihtiyacı duyuyor, uzaklaşıyordum.

sonra bir akşam kardeşlerime gittim. çok sevdiğim 24 dizisinden bahsettik. sonra yüklü gelen telefon faturama güldük. yemeğimi yaptılar, pudingimi yedirdiler, yakınmalarımı dinlediler, annemle babamı çekiştirdik, epilasyondan bahsettik, güldük.

gece sonunda eve giderken ince giyindiğimden yakındığım için üstüme bir şeyler verdiler, fakat ablam benden ince olduğu için montları komik duruyordu üstümde. derken eniştem üstündeki poları çıkarıp verdi. pek sevdiğim iyi bir markaydı. o da yeni almış çok severek üstelik, pahalı da meret. üstüme büyük oldu, oldum olası büyük kıyafetlerin içinde olmaktan çok hoşlanırım. poları giyip eve gittim. bu arada bir daha geri vermemek için hain planlar kurmaya başladım. poları çaldırdığıma dair komik ve saçma bir hikaye anlatırken eniştem hiç düşünmeden hediye etti bana. bende daha güzel durduğunu, lafı bile olmayacağını söyledi. komikti. yıllardır hep abilik etmişti bana usanmadan. araba kullanmayı, bir yokuşun başında saatlerce dur kalk yaptırarak öğretmişti mesela. o günden sonra asla araba kaydırmadım.

sonra büyük ablam geldi. salonda dvd izlemeyi sevmediğimi söylediğim için odama bir dvd ve 24'ün full sezonlarıyla. hatta üşenmedi kurdu dvdyi. bense utanmadan küçük bir çocuk heyecanla tepinerek bekledim kurmasını.

sonra o çok yakındığım telefon faturasını ödediler. oysa çalışan bendim. üstelik faturayı da ödeyebilirdim.

anneme ortaklaşa almayı planladığımız uçak biletinin bana düşen payını ödememe izin vermediler sonra. oysa yine ve yine çalışan bendim.

demek benim bile hala korunması ve kollanması gereken bir tarafım kalmıştı. demek ismimin yanına eklenen harfte hafif histe ağır Hanım kelimesi bir şey ifade etmiyordu. ben o'nların küçük kız kardeşiydim. şımartılan, cebine para konan, koruyup kollanan bir çocuktum hala.

bir an hafiflediğimi hissettim. burada bahsetmediğim bir çok yük taşıyorum kalbimde hala. ama bir yerlerde kendimi kollarına bırakacağım insanlar olduğunu bilmek güzel. kardeş olmak çok güzel.

ben bu son haftada olanlar ve malesef soğuk tabiatim sebepli pek sık söyleyemediğim cümleyi burada söylemekten bir beis görmüyorum.

sizi seviyorum kızlar. ve yanılıyorsunuz uzaklara gidersem eğer sizi gerçekten çok özlerim :)

(kardeşlerim Şebnem ve Alev için)