23 Aralık 2016 Cuma

Fakirlik hayatım..

Aslında tek başına yemek yiyen insanların hüzün dolu hikayelerine fokuslanacaktım. Geçen gün tek başıma içli köfte ve Buhara pilavı zıkkımlanırken etrafı kesip epey hislenmiştim. Ama açıkçası o anki duygulara geri dönmek çok zor. O sebeple başka bir dramdan bahsedeceğim.

Ay sonuna 1 hafta var ve hesabımda oldukça az para kaldı. Anca biraz benzin ve önümüzdeki haftanın yemek parası. Oysa canım nasıl da burger house’da çılgıncasına hellim stick yemek istiyor. Sonrasında da güzel bir film izlemek ve bir kahveyle devam etmek. Şimdi ben bunları hesapladım. Totalde bana en az (yani demek istiyorum ki tatlı yemezsem) 55 liraya malolacak. 55 lira benim ofiste 3 günlük yemek param. VE ŞU AN BUNU HARCAYAMAM! YAPAMAM BUNU! Yani çok istesem yaparım da para biriktirmeye çalışıyorum.


Neyse sonuçta bu bilgiler doğrultusunda eve gitmeye karar verdim. Kestane pişirip friends izlicem. Fakat devamlı bunları unutup telefonu elime alıyor ve akşama kimi buluşmaya çağırsam diye kafa yoruyorum. Daha az yorulup daha çok para kazanmalıyım. Fakir olmak çok zor.

12 Aralık 2016 Pazartesi

2016

2016 keyifsiz bir yıldı. Hoş dersen 2015-2014 falan nasıldı diye, onlardan da çok verim aldım diyemem. Ama 2016 daha bir tatsızdı sanki. Hani nasıl izah etsem bu seneyi, diyelim yaşamak için yemeğe ihtiyacın var ama yiyebileceğin tek şey tatsız tuzsuz haşlanmış kabak. 1 sene boyunca hep bunu yemek zorundasın. Açlıktan ölmüyorsun, karnın da doyuyor ama zerre keyif almıyorsun. Anlatabildi mi derdimi? Belki saçma bir örnek oldu ama sanırım ne demek istediğim anlaşılmıştır.

Ne zaman böyle şeylerden bahsetsem vicdan azabı hissediyorum. Ya daha kötü şeyler olsa, ya dermansız dertlerimiz olsa diye.. O sebeple her şeye rağmen şükrediyorum. Hayattayız şimdilik, aç değiliz, açıkta değiliz. Tabi ki binlerce şükür tüm bunlar için.

Benim bahsettiğim başka şeyler. Ne bileyim mutlu, refah dolu bir ülke, sevdiğin keyif aldığın bir iş, sevdiklerinle ve dostlarınla keyifli zamanlar geçirmek, zaman zaman kaçıp gidebilmek birkaç günlüğüne…

Hangisine sahibiz? Ben şahsen hiçbirine diye cevap veriyorum buna. Ülkenin hali parlak değil, patlamalar ölen masum canlar, acı, kan, gözyaşı. İş desen o ayrı bir dava, 8 aydır çalışıyorum aynı yerde. İyi de insanlar patronlarım genel olarak. Ama iş? İşte öylesine çalışıyor gibiyim burada. Çok bir değer yarattığım, dünyayı kurtardığım yok. Belki benden, belki işimin uzmanlık alanımla alakası olmamasından ne bileyim. Sabahları ayaklarım geri geri geliyor bazen. Başka iş bul diyorlar, beğenmiyorsan istifa et diyorlar. İnsanlar her şeyi çok kolay diyorlar.. İş bulmak, hele hele mobinge uğramadan yapabileceğin sevdiğin işi bulmak öyle zor ki. Hem beni bilen bilir, stres altında çok kuvvetli değilimdir. Yeni ortamlara uyum sağlamakta zorlanırım. Alınganımdır. Dolayısıyla zaten iş bulamıyorum o ayrı, bulsam bile devamlı o işten öbür işe atlayan biri olmaktan yoruldum. Yahu 2 senesi üniversite öncesi olmak üzere 9 senedir iş hayatının içindeyim. Sadece tek bir işimde yıllık izin hakkına sahip olabildim J diğer uzun soluklu işimde de 3 seneye yakın çalışmama rağmen sigortasız çalıştırdıkları için yıllık izin haklarımı da kullandırmadılar. Daha sonraları girdiğim 2-3 işte ise zaten 1 yılı hiç bulamadım. Şimdi kendimi bari birkaç sene olsun adam gibi kalıcı ol bir yerde diye motive etmeye çalışıyorum. Hoş ben dayansam O’nlar ne kadar tutar o da belirsiz.

Sevdiklerimle keyifli zaman geçirme kısmına giresim yok zaten. Ailem harici pek kimseyi gördüğüm yok. Uzak hissediyorum kendimi herkese, her şeye. Eski kırgınlıklar geliyor aklıma. Her ne kadar her şeyi geride bırakıp yola devam edelim desek de bazı sözler, bazı şeyler, bazı olanlar unutulmuyor. Yıllar sonra harekete geçmeyi bekleyen bir yanardağ gibi sinsice püskürmeyi bekliyor. Yapamıyorum. Artık kalbimi kıran insanları affetmek gün geçtikçe daha da zor oluyor. Sırf yalnız kalmamak uğruna bana aslında değer vermeyen insanları hayatımda tutmaya devam edemiyorum.

Tatile falan da kaçamadım. Param olsa hevesim olmadı, hevesim olsa param. Tüm tatiller yaza denk geldi. Şimdi yıllık izin tarihim nisan 2017’ye kadar tatil falan da yok. Tabi umarım o kadar dayanırım da tek sorun tatil olmaması olur.


Ne bekliyorum yeni yıldan? En kötüsü de bu galiba, hiçbir şey. O kadar uzun zamandır güzel diyebileceğim bir şeyler olmadı ki, artık aklıma olabilecek şeyler de gelmez oldu. Ben ve sevdiklerim sağlıklı huzurlu olalım yeter diyorum. Mutluluk da olsa. Bilmem zaten şu sıra hiç halim yok.. 

7 Kasım 2016 Pazartesi

Olduğu kadar

Aslında dün her şey aklımdaydı. Ne yazacağımı içimi nasıl satır satır dökeceğimi adım gibi biliyordum. Ama unutuyorum. Yazı yazmak bende anlık bir eylem. Eğer o an yazmazsam bir daha aynı sözleri toparlayamıyorum.

Neyse sorun şu. Neden her zaman bir şeyler için eksik kalıyoruz. Ya da neden her zaman yaptığımızın daha iyisini yapabileceğimiz iddia ediliyor.
İnsan neden hep daha fazlasını istiyor. Bu kadarı yeter diyememek, karşısındakinin elinden gelenin bu olduğuna ikna olamamak ne kötü. Ya da kendimiz için böyle hissetmek. Hep duymuyor muyuz? Sen yaparsın, sen daha iyisini de yaparsın, sen çok güçlüsün, istesen dünyaları devirirsin bilmem ne bilmem ne..

Seni bilmem sayın okuyucu ama ben artık yetebilmek istiyorum. Herhangi bir konuda yaptığım şeyin “tamam demek bu kadar becerebiliyor” denerek kabul görmesini istiyorum. Bu yetersizlik hissiyle boğuşmaktan çok yoruldum. Devamlı elimde imkan varken kullanmayan, yapabilecekleri sınırsızken potansiyelinin yüzde 10’unu lütfeden bir lapacı gibi hissetmekten yoruldum.

Yapman istenen-yapabileceğin-yapmak istediğin-yaptığın. İşte biz hep burada tıkanıyoruz. Bir olasılığa takılı kalıyoruz. “yapabileceğin!!!”

İyi de bunu kim belirliyor? Yapabileceğimizin her zaman yaptıklarımızın ötesinde olduğunu bilen o üst akıl kim?
Ya da yapmak istediklerimizin hep göz ardı edilme sebebi ne?

Neden hep birilerini, kurumları falan memnun etmek zorundayız ki? Neden hep daha fazlası için koşmak zorundayız. Üstelik bu koşmak hedefe varmaktan ziyade yürüyüş bandı koşularına benziyor. Seni bir yere vardırmıyor, boş , kuru bir yorgunluk veriyor sadece.


Bilmiyorum sayın okuyucu. Belki de ben gerçekten bir lapacıyım kim bilir. Sadece artık benim isteklerim, benim yapabileceklerim, benim sınırlarım da önemsensin istiyorum. Daha fazlası yok, şu saniye elimizde ne varsa, hepsi bu..

28 Ekim 2016 Cuma

Eyvallah

Selamlaaar, selamlaaar!

7 aydır uğramamışım buralara, doğrusu pek aklıma da gelmedi. Yarım gün olan iş saatimizi doldurmaya çalışırken neler yazmışım bir göz atayım dedim. Pöööh amma aşk acısı çekmişim, amma dramatik yazılar yazmışım. Bir zamanlar ağlayarak yazdıklarımı şimdi kahkaha atarak okumak da ilginçmiş. Fakat yazıya yeteneğim yadsınamaz. Keşke bunun üstüne gitseydim. Neyse. Hayat değişti her şey değişti. Kimse için üzülmeyin uzun zaman boyunca cidden hiç değmiyor. Değmemesini de geçtim, geçiyor yahu. Ama geçmesini gerçekten istediğin zaman. Hayatı yaşayın. Vakit varken toplayın tomurcukları ve carpe diem falan filan…

Eyvallah. Bir daha ne zaman gelirim bilinmez.