7 Kasım 2016 Pazartesi

Olduğu kadar

Aslında dün her şey aklımdaydı. Ne yazacağımı içimi nasıl satır satır dökeceğimi adım gibi biliyordum. Ama unutuyorum. Yazı yazmak bende anlık bir eylem. Eğer o an yazmazsam bir daha aynı sözleri toparlayamıyorum.

Neyse sorun şu. Neden her zaman bir şeyler için eksik kalıyoruz. Ya da neden her zaman yaptığımızın daha iyisini yapabileceğimiz iddia ediliyor.
İnsan neden hep daha fazlasını istiyor. Bu kadarı yeter diyememek, karşısındakinin elinden gelenin bu olduğuna ikna olamamak ne kötü. Ya da kendimiz için böyle hissetmek. Hep duymuyor muyuz? Sen yaparsın, sen daha iyisini de yaparsın, sen çok güçlüsün, istesen dünyaları devirirsin bilmem ne bilmem ne..

Seni bilmem sayın okuyucu ama ben artık yetebilmek istiyorum. Herhangi bir konuda yaptığım şeyin “tamam demek bu kadar becerebiliyor” denerek kabul görmesini istiyorum. Bu yetersizlik hissiyle boğuşmaktan çok yoruldum. Devamlı elimde imkan varken kullanmayan, yapabilecekleri sınırsızken potansiyelinin yüzde 10’unu lütfeden bir lapacı gibi hissetmekten yoruldum.

Yapman istenen-yapabileceğin-yapmak istediğin-yaptığın. İşte biz hep burada tıkanıyoruz. Bir olasılığa takılı kalıyoruz. “yapabileceğin!!!”

İyi de bunu kim belirliyor? Yapabileceğimizin her zaman yaptıklarımızın ötesinde olduğunu bilen o üst akıl kim?
Ya da yapmak istediklerimizin hep göz ardı edilme sebebi ne?

Neden hep birilerini, kurumları falan memnun etmek zorundayız ki? Neden hep daha fazlası için koşmak zorundayız. Üstelik bu koşmak hedefe varmaktan ziyade yürüyüş bandı koşularına benziyor. Seni bir yere vardırmıyor, boş , kuru bir yorgunluk veriyor sadece.


Bilmiyorum sayın okuyucu. Belki de ben gerçekten bir lapacıyım kim bilir. Sadece artık benim isteklerim, benim yapabileceklerim, benim sınırlarım da önemsensin istiyorum. Daha fazlası yok, şu saniye elimizde ne varsa, hepsi bu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder