31 Ekim 2010 Pazar

Saatleri ayarlama enstitüsü.

her şey küçük bir işgüzarlıkla başladı.

kızım senin neyine evdeki saatleri ayarlamak.

sanki evde bir iş yapmaya meraklıymışsın gibi.

gece 2 olmuştu. tv'de güneydoğu'dan öyküler oynuyordu.

gözyaşlarına boğula boğula izledim.

duygusalım ya evdekilere iyilik olsun diye saatleri ayarlayayım dedim.

gidip tüm saatleri 1 saat ileri aldım.

yattım.

allah'ım uyuyamıyorum. debeleniyorum yatakta ama yok uyuyamıyorum.

lan saatler geri alınmayacak mıydı ?

hasiktir ya kalk düzelt.

naapmam gerek.

hepsini 2 saat geri alayım madem.

evet oldu. telefonumu da düzelteyim.

şimdi yatabilirim.

derken sabah oluyor.

saate bakıyorum 7.

oha amma erken uyandım. evde de kimse yok. nereye gittiler bu saatte. gidip su içeyim.

mutfaktaki saat 9 ne alaka durmuş mu nolmuş ?

salondakine bakayım. 10.

noluyo lan.

telefonuma baksam. 8.

4 farklı saat var. hangisi doğru bilmiyorum. kafayı yemek üzereyim. tv'den bakayım diyorum elektirikler kesilmiş.

zamanda kayboldum amk :D

çaresiz korkarak yatağıma siniyorum.

geleceğe dönüş filminde gibiyim.

çok fantastik bir hayatım var sanırım.

babamın saatleri benden önce ayarlamış olduğu, telefonların otomatik olarak kendini düzelttiği aklıma gelmiyor.

haliyle her saat kendi cumhuriyetini ilan etmiş.

sen diyorum kızım, işgüzarlık etme.

hayatı normal seyrine bırak.

yoksa bir şeyler şiddetli olarak çığrından çıkıyor. =D

biliyorum. bu gezegenden değilim ben de.

(:

başlığa tıkladığında çalan şarkıyı her akşam ısrarla bana dinleten, o kadın sensin diyen adam, iyi ki varsın (:

30 Ekim 2010 Cumartesi

Tut !

hadi gidelim buralardan.

daha az telaşlı başka bir yere.

başka bir kasaba, şehir, ülke, kıta.

farketmez ki (:

buralardan uzak olsun.

yepyeni 0 kilometre bir hayat olsun.

yeniden tanıyalım birbirimizi.

bu sefer şeffaf olsun her şey.

meyve sebze yetiştirelim mesela.

toprakla uğraşalım beraber.

akşam balkonumuzda kahve içelim.

şuraya bir kova su dökelim de serinleyelim diyelim mesela (:

basit mutluluklarımız olsun.

sen güzel karpuz seçebilmenle övün, ben barbunya pilakiyi tam kıvamında pişirmemle.

ben bu telaşlardan, kaçmalardan, kovalamacalardan, küçük hesaplardan çok yoruldum.

huzur istiyorum.

hadi hadi hadi...

gidelim mi ?

gülümsüyorum tam şu an.

evet.

mutluyum (:

tık.

28 Ekim 2010 Perşembe

Bekle !

günlerdir başka bir şey dinleyemiyorum.

karanlık aydınlığa kavuşacak biliyorum.

bekliyorum (:

hadi başlığa tıkla ve bana eşlik et.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Bundan sonrası için.

bence artık gelme.

anlarsın ya anlamı yok eskisi kadar.

zorlamanın da gereği yok

yani geçti.

hem şarkıda da söylediği gibi

sensizlikle oluşmuş hastalığıma senin bile çare olamayacağını

benim için artık çok gecikildiğini anladım.

A N L A D I M  (:

anlayışlıyımdır ben hem.

ama yine de,

sen artık gelme

not: şarkı her zamanki yerinde.

26 Ekim 2010 Salı

Hafif Meşrep

akaretler yokuşunu çok severim.

hem çok şık, hem çok estetik, hem yürümesi zevkli.

hep güzel adamlar güzel kadınlar var bak dikkat et.

bugün tam o cadde üstünde hoş bir binada iş görüşmesine gittim.

dönerken bir baktım hava kararmış. cadde ışıl ışıl.

en afro havamı takınıp başladım salınmaya.

allah'ım bu caddenin havası bile parfüm kokuyor.

bir an duraksasım. mağrur bir ifadeyle etrafımı süzdüm.

ve bağırdım.

seni yeniceeeem istanbullll !

yok ya bi dakka öyle değildi bu.

heh pardon

saçlarımı savurarak şuh bir kahkaha attım.

sen buraya aitsin kızım dedi dudaklarım.

tam bir femme fatale'dim yarabbi.

ben ki villalarda, yalılarda kırıtmak için yaratılmışım.

ahh ahh kadere bak.

işte tam bu düşüncelere dalmış müstehzi müstehzi gülerken yanımdan son model spor bir arabanın içinde itler gibi yakışıklı bir erkek güzeli geçti.

tutamadım kendimi haykırdım. ALLAH'IM SEN BU KULUNA NAH BUNUN GİBİ BİR PARALI KOCA NASİP EYLE !!

amin diyin anacım.

öptüm.

başlığa tık (:

hmn

25 Ekim 2010 Pazartesi

İkili delilik.

hiç beklemediğin anda pat diye yakalayıveriyor seni bazı şarkılar.

cam kırılması gibi bir ses duyuyorsun mesela.

oha, insanın içi acıyabiliyor resmen.

ve bunun yaşanmışlıkla da ilgisi yok.

hissedebilmek yeterli.

senin içinde bir yere teğet geçmesi kafi.

bu da öyleydi.  bu gecenin şarkısı. ve işin kötüsü bu gecenin hissedileni.

ikimiz için de en hayırlısını diliyorum.
hiç olmamış gibi davranabilmeyi,
bu yok ediciliği anlayabilmeyi
bir bilsen ne kadar yürekten istiyorum.

halil koçak bu şarkıyı nasıl yazmış. böyle mi hissetmiş sahiden.

üzülmüş olmalı.

düşün ki ben dinlerken ölebiliyorum.

geceyse şayet okurken bunu, başlığa tık.

duygusal yazı vol.3

24 Ekim 2010 Pazar

Cazibe Hanım'ın Gündüz Düşleri

haha

çok acaip bir rüya gördüm.

uzun zaman önce çok sık kabus görüp, bir türlü kabustan uyanamama sendromundan muzdarip olduğum için kulağımda kulaklıkla uyuyorum. böylece devamlı müzik duyduğum için uyanmam kolay olur gibi saçma sapan bir teori geliştirdim. tuttu da esasen. en azından bir kaç haftadır kabus görmüyorum.

gerçi annemin teorisine göre o kulaklık bir gece boynuma dolanıp beni boğacakmış.

her neyse bu sabaha karşı bir rüya gördüm.

çok gerçekçiydi.

benim fingirdediğim biri varmış meğersem.

telefonum çalıyor bakıyorum o.

mustafa ceceli'den söz veremem şarkısını dinletiyor. off mest oluyorum.

hayır şarkının sözleri de gayet garanti veremem belki ayrılırız falan temalı niye o kadar mutlu oluyorsam hahaha :D

her neyse derken benim fingirdediğim bu adam ki, iş bu yazıda kendisi ruhi olarak anılacaktır artık, bir anda yanımda beliriyor.

ya da ben onun yanındayım.

mekan çok romantik. bir bakkalın şarküteri ürünlerini sakladığı o iğrenç cam dolabın yanında peynirler, salamlar arasındayız.

ruhi elimi tutup konuşmaya başlıyor.

fonda müzik ve peynirler, salamlar...

ah min-el aşk !

adam galiba sevgili olalım diyecek.

hadi ruhi devam et diyorum.

ruhi tam o sihirli sözcükleri söyleyecekken, öküz gibi sıçrayarak uyanıyorum. kulağımdaki müziğin sesi bir anda yükselmiş nedense. bil bakalım ne çalıyor. söz veremem !

hayır kabul ilişkilerde çok başarılı sayılmam. oldukça kaprisli olduğum bir gerçek. tamam başlayalım demek çok zor geliyor ayıptır söylemesi =D

ama yani rüyada da üstüme gelmeyin bu kadar.

hem çok olumluydum ruhi'yi kabul edecektim yea. evet tüm peynirlere pastırmalara sucuklara rağmen !

hahaha çok duygusal laflar hazırlamıştım hatta.

ay kısmet değilmiş şekerim.


not: uyanır uyanmaz gözlerimi sımsıkı kapayıp tekrar rüyaya dönüp devamını duymak için ayı gibi kastırdım evet. ama bunu bilmenize gerek yok.


bahsi geçen şarkı için napman gerektiğini biliyorsun. başlığa tık.

mutlu pazarlar (:

23 Ekim 2010 Cumartesi

Yaz ya da söyle *

bugün güzel bir gün oldu. uzun zamandır ihmal edilen bir dostla cumartesi takılmacaları gibi bişi. evet.

sanırım siz harika bir gece klübünde çılgınlar gibi içip deliler gibi dans ediyorsunuz. avlanmaca da var mı ?

keşke yağmur yağsa.

elektirikler kesilse.

ben sakinim. sevdiğim biriyle vakit geçirince sakinleşiyorum. kalp atışlarım bile yavaşlıyor.

aslında fena biri değilim. bi'yer var orayı bulunca biri uysallaşıyorum geberene kadar.

sevildiğimi bilmem yeterli olur sanırım.

o zamana kadar kendimi bırakamam kimsenin kollarına.

çünkü

* yoruldu, duruldu, kırıldı, vuruldu bir kaç kere. yazılır hepsi hikayede...


benim hikayeme dahil olduğun zaman senden önceki kısımları da anlatırım belki.

ya da onları unutur bundan sonrakileri beraber yazarız.

duygusal yazı vol. 2

başlığa tık yine..

Öyle valla..

olur da başka bir şehre yerleşmeye karar verirsem, en çok terzimi özleyeceğim.

başka bir şey yok.

daha başka ne kalır geride diye düşünmeye korkuyorum.

bu da duygusal bir yazı olsun.

hadi başlığa tık.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Ani bir kararla...

bi de şey geldi aklıma. ben evleneyim mi acaba yeaa ?
sevgiliyle birlikte yaşamak güzel olduğuna göre evlenmek de keyifli olabilir.
gerçi hafta da 3-5 günle bir ömür aynı şey sayılmaz pek.

bir ömür mü ?

oha böyle yazınca çok korkutucu geldi şu an. evlenmesem mi ?

evet vazgeçtim.

zaten ortada koca adayı da yok.

gerçi koca adayı olmak isteyen var ama ahahaha çok küstahım yeaa. hatta en az güzel olduğum kadar.

:)

gülümsemeyi seviyorum.

ve
evet
kafam
çok
karışık.

Bişi anlatiim de gül gül öl..

evet bugün cumartesi noolmuş ? dün de cumaydı zaten. hepinizi gidip çılgınca kopun tamam mı ? ben evde takılıcam.
yatak ve yorganla bütünleştiysem tamam.
hala pijamalarımlaysam ayıp ediyor olabilirim.
yatağımın içinde laptopum, kitabım, filmlerim, kremim, telefonum, suyum, termosta yeşilçayım varsa ve yalnızca çiş yapmak için kalkıyorsam üşengeç sayılabilirim.
mağazaları arayıp arayıp " merhaba siz dee düz renkli mini mini etekler var mı varsa nasıl modeli bi tarif etsenizeee " diyorsam terbiyesizlik etmişimdir peki.
hüzünlü şarkılarla bunalım moduna giremediysem, filmlerin en acıklı sahnelerini izleyip duygulanmaya çalıştıysam suç mu ?
öff bigün de biriyle şöyle komik bir olay yaşamıştık diye düşünüp gülme krizine giriyorsam sonra kendi kahkahamdan daha da hislenip hepten koopuyorsam bu yüzden bana deli der miydiniz bebeYim ?

hee bi de body shop'tan body butter krem alıp misler gibi kokmayı planlıyor, ama 2343454 tane çeşidin arasından seçemeyip alamıyorsam noolmuş ?
ayrıca ejderha dövmeli kız çok sıkıcı bir kitap hiç sevmedim.
ve gün geçtikçe daha beter hale gelen öksürüğüm için herhangi bir ilaç almamaya devam edersem muhtemelen yakında geberirim. ama keşke eczane yatağa kadar ilaç servisi yapsa.

bi de ben koca yatağın en sağ tarafına kıvrılıp uyuyorum sol tarafında kocaman bir boşluk oluyor. bu da böyle bir anımdı.

peki bu söylediklerime bakarak hakkımda bir fikir sahibi olabilir misiniz tatlım ? çok darkness ve gizemli bir kadın olduğumu hala keşfetmediyseniz size kaba etlerimle gülebilirim.

evet.

şimdi defolup gidin ve kopun ben evimde mutluyum ve hayır içim filan geçmedi. evi seviyorum hepsi bu.

12 Ekim 2010 Salı

Böyleyken böyle..

selam şekerim. büyük küçük harfe dikkat etmeden yazıyorum diye huzursuzum. ama diğer taraftan, böyle yazmanın da hafif bir atilla ilhan karizması var. her neyse, bırrak dağınık kalsın.
hastayım biraz. grip oldum. melikem sağolsun ondan bana geçti. ama çok iyi oldu biliyor musun ? uzun zaman sonra ilk kez bir iş günü evde vakit geçirdim ki özlemişim bunu.
hoş buna da vakit geçirmek denmez ya. hem gribin hem ilaçların etkisiyle uyudum devamlı. koskoca gün mışıl mışıl uyuyan bir nünü. negzel ama ben normalde o kadar az uyuyan biriyim ki hoşuma gidiyor böyle uykusal kaçamaklar.



* kış başlıyor sevgilim, hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor. bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan...



melankoli pençesine aldı yine. hep bir miktar hüzün. hüzün de denemez aslında tuhaf bir yalnızlık hissi bu. etrafımdaki herkese sıkı sıkı sarılasım var. bırakıp kaçıverecekler beni gibi geliyor. devamlı orada olduklarını duymak istiyorum. nedendir ?





yarın iş var diye bile ağlayabilirim şu an. içimde okula yeni başlayan çocukların hissettiği o ince tedirginlik.
bana ne oluyor bebeYim ? lütfen mevsim değişikliğinden olsun.





alışveriş yapsak ya. gidip kendimize güzel güzel şeyler alsak. boşluğumuzu böyle unutmaya çalışsak.
mesela şu sıra mac'ten prep prime ya da mavi'de gördüğüm o vay vay vay çantasını alsam tüm bu ruh halimden sıyrılabilirim bir saatliğine.  yüzeysel bir tüketim bağımlısı gibi davranmayı seviyorsam tamam.



ne dersiniz anlaşabilir miyiz tatlım ?


hee bir de ona bişi sölicem,



...ve seni çok özledim. nerelerdesin ? omzunda uyuyabilir miyim  ya da göğsünde ?  hem belki saçlarımla oynarsın...



böyleyken böyle işte . bugünlük vaziyet bu. yarın yazar mıyım acaba ? her gün yazsam ya. sonra okurum. yazarım belki. öptüm aşkım by.







* Murathan Mungan elbet...

11 Ekim 2010 Pazartesi

Benim ne eksiğim var ?

hayır yani bir yere kadar. herkesin var ben kapılmayayım bu furyaya dedim.
cool ol kızım yapma dedim.
zaten her sosyal paylaşım sitesinde varsın bari burda olma dedim.
zaten daha teşhir edebilecek neyin kaldı anacım dedim.
dinlemedi.
hem kendime yazarım burdan belki. kendi gizli net günlüğüm olur.
çünkü artık hep bilgisayar başındayız ya heh işte o yüzden kalemli kağıtlı yazdığım günlükler yalan oldu.

neyse.

merhaba ben nünü.