10 Mart 2016 Perşembe

Merhaba

uzuuun uzun zamanlar sonra tekrardan merhaba sevgili blog. sanırım bu yazıyı yazarken bir kahve yapmalıyım ama misafir bekliyorum. bu aralar fazla kahve tüketemiyorum çünkü lanet olası kalbim bana ihanet etmekle meşgul. benim hantal denebilecek yavaşlığıma inat o tüm hızıyla çarpıp bana hayatı anımsatıyor. haliyle bünyem taşikardi denen bu iletten yorgun düşüyor. ben de işte bir adet ritm düzenleyici ve daha az kahve ve dik yokuşlar ile idare ediyorum.

sana yazmadığım sürede neler oldu. bir projem ve yüzlerce çocuğum. adı dilek fabrikası. sanırım googleda birkaç gazete haberi bulabilirsin hakkında, zira uzun uzadıya buraya yazmayacağım.

en yakın arkadaşım hamile ve başka şehre taşınıyor. bakalım hayatımıza giren bu yenilikle nasıl başedeceğiz ya da edebilecek miyiz? belki O da vazgeçer benden çocuğu olunca.

kimsenin hayatında başrol oynamıyorum. kimse de benim hayatımın başrolü değil. haha! ıssız kaldım. dönüyorum sarı kum çiçeklerime (in Zuhal we trust)

telefon çaldı. konuşuyorum şu an.

misafir geldi..

1 Temmuz 2015 Çarşamba

12 Mart 2015 Perşembe

Ben

bi bakalım.

düşüncelerim dağılmadan yazabilecek miyim acaba bu  kez. çoğu zaman imkansız benim için malum.

düşünceler bir çığ halinde akın ediyor, aynı hızda eriyor. uzun zamandır kısa cümlelerle kısa hikayeler anlatmaya çalışıyorum. uzun cümleler başladığı yerden bitmiyor çünkü. zihnim karman çorman bir oda.

evet. konumuz insanlar.

insanlar neden dürüst değil sevgili günlük?

ya da ben neden fazla dürüstüm? evet evet dürüstüm. en azından kendimle ilgili. açık bir kitap gibiyim. zaaflarımın, hatalarımın farkındayım mesela.

ne kadar da "riyakarım" diyebiliyorum. "ha yok ben değilimdir" diyor beriki. bunu söylerken bile dibine vurduğu riya kelimesinin anlamını sorsan bilmez.

kızıyorum. seziyorum kötü niyetleri.

kıskancım mesela. elbette benden daha başarılı daha mutlu olanları kıskanıyorum. kötülük yapma peşinde değilim ama.

sen değilsin değil mi? sen hiçbir şeyi  kıskanmazsın.

politik değilim mesela. o an bana yanlış hissettiriyorsa tüm gemileri yakabilirim. milyarlık maaşımı teptiğim gibi.

kötülük de yaparım. kötülük görürsem.

insanları kolay manipüle ederim.

yargılamam.

kendimi yargılarım.

seviyorsam ve sevildiğimden eminsem, dünyayı yakarım o'nun için. dost aile aşk farketmez.

hiçbir yanlışını görmem. her yanlışını affederim. omzum gözyaşlarına amadedir. kalbim yaralarına. kulaklarım saçmalamalarına, cüzdanım ihtiyaçlarına..

bir tek sarılmayı beceremem. fiziksel temastan korkarım. insanların vücut ısılarını hissetmekten hoşlanmam.

ağlarım. ağlarken görülmekten hoşlanmam ama ağladığımı söylerim.

midem kendini üzüntülerimin baş muhatabı sanır hep.

amy winehouse'un back to black albümüyle saatlerce oyalanabilirim.

wake up alone'u bana yazdığına inanırım.

wake up alone ile benimle saatler boyu dansedecek adamı bulamadığım sürece aşka inanmayı reddeceğim.

sevdiğim adamlar oldu artık yok.

artık sevilmediğimi kabullendim. bu yıllarımı aldı. geç kavrıyorum.

çayı sevmem. ara ara içerim. kahveye deli olurum.

peynirsiz bir hayat düşünemem.

bira en sevdiğim içkidir.

kendimi ödüllendirmek istediğimde sakinleştirici ilacımı 7 damla damlatırım suya.

sık sık sakinleşmeye ihtiyaç duyarım.

zihnimde istediğim şarkıyı çalabilirim.

işaretlere inanırım. bunun çok zararını görsem de.

geri adım atmakta zorlanırım.

iyi araba kullanırım. tek sorunum sağ tarafımdaki mesafeyi algılayamamak. araba nereden geçer nereden geçmez bunu kavrayamam çoğu zaman şansıma güvenirim.

2. ve 3. dövmemin ne olacağı belli ama maddi kaynak bulamıyorum. mükemmel işimi 1 ayda bırakınca boşa saçacak 1000 liram kalmadı.

her şey yoluna girer mi bilmem. ummak saçma.

yani kısaca;


Sizin alınız al, inandım.
Morunuz mor, inandım.
Tanrınız büyük, âmenna.
Şiiriniz adamakıllı şiir,
Dumanı da caba.
Ama sizin adınız ne?
Benim dengemi bozmayınız.



Bütün ağaçlarla uyuşmuşum,
Kalabalık ha olmuş, ha olmamış.
Sokaklarda yitirmiş, cebimde bulmuşum.
Ama sokaklar şöyleymiş,
Ağaçlar böyleymiş,
Ama sizin adınız ne?
Benim dengemi bozmayınız.



Aşkım da değişebilir, gerçeklerim de.
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara,
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum,
Hiçbirinizle döğüşemem.
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var,
Sizin alınız al inandım,
Sizin morunuz mor inandım,
Ben tam dünyaya göre,
Ben tam kendime göre,
Ama sizin adınız ne?
Benim dengemi bozmayınız...



Turgut Uyar
(1927 - 1985)



25 Ocak 2015 Pazar

Galata

yanlış anlaşıldım.

yanlış anlatıldım. kendimce kendim tarafımdan yanlış anlatıldım hem de.

bir keresinde birisi "zayıf düşmekten o kadar korkuyorsun ki kimseye güvenebileceğine inanmıyorum." demişti.

 bir keresinde birisi "aşkı güçsüzlük bellemişsin, savaş gibi yaşıyorsun" demişti.

bir keresinde birisi "sevmeyi incinmek sanmışsın, sevdiğinde kaçıyorsun" demişti.

bir keresinde birisi "incinirsen ölürsün sanıyorsun ama mutlu olmaya sevmek sevmeye incinmek de dahil" demişti.

yanlış anlaşıldım. kendimce kendim tarafından yanlış anlatıldım.

kimseyi suçlamıyorum. anlaşılmak istemedim ben. çünkü insanları anladığımda da değişen bir şey olmadığını farkettim.

anlamak da en az  anlaşılmak ve mütamadiyen anlaşılmayı ummak kadar bir işe yaramıyor.

sanıldığı kadar dolambaçlı düşünmedim hiç. çoğu kez düşünmeden yaşadım. hep söyledim. eğer bir yanlış yapmaya meyilliysem bunu gizleyecek kadar da akıllıyım. oysa ben hiçbir şey gizlemedim. çünkü yanlış yapmadım. çok konuştum sadece. dalgaya vurdum. oysa benim sadece dilimdeydi tehlikeliliğim, fettanlığım, uçarılığım.

haber almadan senelerce aynı kişiyi düşündüm ben tek kelime etmeden.

pek kötülük de beklemedim kimseden. tek yaptığımız geyik bahis olan adam tanıdım. güzel dost oluruz dedim. eski sevgilimin iş arkadaşıymış. bana ne? benim seninle tek bir özel sohbetim olmamışken sen istersen kardeşi ol. fakat bu öyle büyük bir olaya dönüştü ki anlamlandıramadım. kimbilir yine nerelerde nasıl yanlış anlaşıldım. ne korkunç. halbuki tüm konuşmalar satır satır elimdeydi. sustum. çünkü,

anlamak da en az  anlaşılmak ve mütamadiyen anlaşılmayı ummak kadar bir işe yaramıyor...

kimseyi de suçlamıyorum. hepsi benim hatamdı. kendimi anlatmayı bilemediğim gibi gizlenmeyi de bilemedim.

halil sezai çalıyor şimdi. bana biraz utanç verici geliyor dinlemek. bazı melankoli bana bile ağır geliyor.

ama tişörtümü sırılsıklam edene kadar ağlıyorum aynı şarkıda şimdi. kimseler bilmez.

içimde çok başka biri var benim. ben gösteremem onu. çok çabuk inciniyor. üstüne ördüğüm kabuk adeta bir hendek. düşmanlar düşüyor içine zarar veremeden.bazen dostlar. ama en çok da ben düşüyorum.

şu hayatta kendime verdiğim zararın onda birini kimse veremedi bana.

beni kimse üzmedi. ben kendime yenildim.,,

beni kötü bilmeyin. öyle sadığım ki her sevgiye kalpten. aile,dost,aşk,hayvan.

ben yanlış yapmadım. beni kötü bilmeyin.

sonsuz bir akşam üstü şimdi..







22 Eylül 2014 Pazartesi

Rövanş ve Veda

bu bir rövanş mı yoksa hakiki bir unutuluş mu hiç bilemeyeceğim.

bilinçli bir karar mı yoksa bir yanlış anlama mı?

ben hakiki olduğuna inanıyorum. hislerim de bana hiç yalan söylemedi.

helal olsun. sağlam yürek varmış.

ben istememiştim bugüne dek. bugünden sonra son yazımdır buna dair.

unutmaya inandım. bundan sonra bana istese de ulaşamayacak. tüm yolları kapadım.

günün birinde şayet allah varsa ki ben inanıyorum. bunun bedeli çok ağır olacak.

dualar kabul olmak içindir. beddualar hayat mahveder.

vesileyle blog yazılarıma bu kanalda son veriyorum şimdilik.

bu zamana kadar tenezzül edip okumuş, beğenilerini,eleştirilerini gizlememiş herkese sonsuuuz teşekkürler. yazmaya motive oluşum sayenizdedir.

öperim. iyi kalın!

gönül b.


8 Eylül 2014 Pazartesi

Yağmur

o şarkı çok ovarrated değil mi ya diye alay edildiğinde özendim en çok öyle hissetmeye.
belki de özendiğim tek hissetmekti o hayatımda.

oysa biz, bizim nesilden biraz biz, hepimiz değil, bir kısmımız -ama biz- ya da o'nlar. 
belki de biz o'nlarız. olduramayanlar, tutunamayanlar, oğuz atay'ın hikayeleştirdikleri.
fırat tanış'ın "yani" ile yıllar önce kaderini yazdıkları. işte biz daha nasıl anlatayım.

biz o şarkıyı her dinlediğimizde "zaman düşer ellerimizden yere, oradan tahta boşa" ve bir başkası ovarrated bulup dalga geçer. ne lüks..

eren'le bu şarkıyı yıllar evvel ilk dinlediğimizde "sözlere dikkat et yıllar sonra kaderimiz olacak" demişti. ben o zamanlar başkaydım. hayat başkaydı. ya da ben başka sanıyordum.

ama şimdi geriye dönüp baktığımda görüyorum. biz olduramadık. olması gereken neyse olduramadık.
ya da olanı kabullenemedik. orası biraz karışık..

son 3 yılımı hep bu hisle geçirdim. hep yakın zamanda her şeyin düzeleceğine inandım. ama bir şey düzelmedi. ben de çabalamadım zaten.

Şimdi en azından hiçbir şeyin düzelmeyeceğini biliyorum. Ummuyorum. Belki de düzelmesini beklediğim aslında olması gerekendir diyorum.

ve sağ gösterip sol vuruyor, başka bir şarkıyla hoşçakal diyorum.


2 Eylül 2014 Salı

ne yapıyor ne ediyor Gönül sana varıyor.

(o'nun ben avzına sıçayım)