13 Şubat 2017 Pazartesi

Kardeyşan

tam buraya girip "blogumu uzun zamandır ihmal ettim" falan tarzı yazılar yazacak oluyorum ki içimden bir ses "ULAN SENDEN BAŞKA KİM OKUYOR SANKİ BLOGU DA İHMAL EDİLMİŞ OLSUN" diyor.

böyle küçük farkındalık anlarını seviyorum. aynısını kalçalarımı kardeyşan gibi sanıp sonradan sadece şişko ve koca götlü olduğumu anlayınca yaşamıştım.

6 Ocak 2017 Cuma

o yaz

Aklımda 13-14 sene evvelki bir yaz gecesi. Şarköy’deyiz. Şu an evli olan çok sevdiğim bir arkadaşım var. Hafiften yanığız birbirimize ama çaktırmıyoruz. Her öğlen buluşup denize gidiyoruz. Ara ara ben boğuluyor gibi yapıyorum o geliyor elimden tutup kurtarıyor falan. Ölümüne çocuğuz acayip masumuz. Öğlen denizden sonra akşamüstü eve gidip yıkanıp paklanıyor, süsleniyor yine buluşup gece gezmesine çıkıyoruz. Canlı müzik çalan barları geziyoruz. Zar zor birer bira içiyoruz. Yürüyoruz, dondurma yiyoruz. Ama çok eğleniyoruz.

Derken benim son gecem geliyor yazlıkta. O akşam lunaparka gitmeye karar veriyoruz. Büyük bir karar daha vermek üzereyiz. Gondola binsek mi!?? Büyük karar çünkü Şarköy efsanelerinden biri de “gondol öyle hızlıymış ki çocuğun biri içinden fırlayıp yere çakılıp ölmüş!!”
Neyse uzun münazaralar sonucu binmeye karar veriyoruz. Fırsattan istifade belki kolkola gireriz düşüncesi de var alttan alta.

Biniyoruz. Gondol gerçekten çok hızlı. Korkuyoruz bağırıyoruz falan ama ciddi bir problem var ki o da feci şekilde midemin bulanması. Sesleniyoruz durdurun falan diye ama nafile kimsenin durdurduğu yok. Sonunda bitiyor. İniyoruz fakat ben yerimde duramıyorum. Deli gibi başım dönüyor midem bulanıyor. Arkadaşım  koluma giriyor J büfeden birer soda alıyoruz midemize iyi gelir diye. Bunca şeye rağmen bir taraftan da olanlar feci komik geliyor ki durmadan kıkırdıyoruz.

Eve gitmek istemiyorum ama ayakta duracak halim de yok. Kumsala gitmeye karar veriyoruz. Yan yana iki şezlong buluyoruz. Uzanıyoruz.

Bir gökyüzü var tepemizde, aman yarabbi böyle bir şey yok ışıl ışıl. Ötemizde deniz, dalga sesleri, kumsalın kokusu. Konuşuyoruz. Şuradan buradan. Birbirimize dönüp öyle devam ediyoruz konuşmaya. Derken gözgöze geliyoruz. Bir süre zaman duruyor sanki. Arkadaşım elini beceriksizce yanağıma koyuyor. Muhtemelen kıpkırmızı kesiliyoruz. Gözlerimizi birbirimizden kaçırıyoruz. Bir süre eli orada kalıyor. Sessizce duruyoruz.

Sonra eve gitme saati geliyor. Az önceki o duygu yoğunluğu yerini hafif utanca bırakıyor. Şakalaşmaya çalışıp eve kadar yürüyoruz. Apartmanın önünde vedalaşıyoruz. Tuhaf bir yanaktan öpüşme derken sarılsak mı tereddüdü bizi iyice garip bir hale sokuyor. Ayrılıyoruz ve evlerimize dönüyoruz. Bütün kışı kontörümüz oldukça mesajlaşarak, olmadığı anlarda da birbirimize çağrı bırakarak geçiriyoruz. Sonra zaman, büyümek, başka arkadaşlıklar, hoşlantılar giriyor araya. Biz yazlığımızı satıyoruz. Arkadaşımı son görüşümmüş o gece.

Yıllar sonra birbirimizi buluyoruz. Elbette o çocuksu hisler geride kalıyor. Kısa sohbetler ediyoruz. Benim sevgililerim, O’nun evliliğe dönüşen güzel bir ilişkisi oluyor.

Arkadaşımı ve o masum duyguları her zaman derin bir sevgiyle anıyorum. Zerrin Özer’in “o yaz” şarkısını ne zaman duysam aklıma bizim zamanımız geliyor. Arkadaşım da benimle hemfikir. O bizim şarkımız. Zerre kirlenmemiş iki güzel ruhun en güzel zamanlarının şarkısı.


Sevgili arkadaşım ömür boyu mutlu olsun.. 

23 Aralık 2016 Cuma

Fakirlik hayatım..

Aslında tek başına yemek yiyen insanların hüzün dolu hikayelerine fokuslanacaktım. Geçen gün tek başıma içli köfte ve Buhara pilavı zıkkımlanırken etrafı kesip epey hislenmiştim. Ama açıkçası o anki duygulara geri dönmek çok zor. O sebeple başka bir dramdan bahsedeceğim.

Ay sonuna 1 hafta var ve hesabımda oldukça az para kaldı. Anca biraz benzin ve önümüzdeki haftanın yemek parası. Oysa canım nasıl da burger house’da çılgıncasına hellim stick yemek istiyor. Sonrasında da güzel bir film izlemek ve bir kahveyle devam etmek. Şimdi ben bunları hesapladım. Totalde bana en az (yani demek istiyorum ki tatlı yemezsem) 55 liraya malolacak. 55 lira benim ofiste 3 günlük yemek param. VE ŞU AN BUNU HARCAYAMAM! YAPAMAM BUNU! Yani çok istesem yaparım da para biriktirmeye çalışıyorum.


Neyse sonuçta bu bilgiler doğrultusunda eve gitmeye karar verdim. Kestane pişirip friends izlicem. Fakat devamlı bunları unutup telefonu elime alıyor ve akşama kimi buluşmaya çağırsam diye kafa yoruyorum. Daha az yorulup daha çok para kazanmalıyım. Fakir olmak çok zor.

12 Aralık 2016 Pazartesi

2016

2016 keyifsiz bir yıldı. Hoş dersen 2015-2014 falan nasıldı diye, onlardan da çok verim aldım diyemem. Ama 2016 daha bir tatsızdı sanki. Hani nasıl izah etsem bu seneyi, diyelim yaşamak için yemeğe ihtiyacın var ama yiyebileceğin tek şey tatsız tuzsuz haşlanmış kabak. 1 sene boyunca hep bunu yemek zorundasın. Açlıktan ölmüyorsun, karnın da doyuyor ama zerre keyif almıyorsun. Anlatabildi mi derdimi? Belki saçma bir örnek oldu ama sanırım ne demek istediğim anlaşılmıştır.

Ne zaman böyle şeylerden bahsetsem vicdan azabı hissediyorum. Ya daha kötü şeyler olsa, ya dermansız dertlerimiz olsa diye.. O sebeple her şeye rağmen şükrediyorum. Hayattayız şimdilik, aç değiliz, açıkta değiliz. Tabi ki binlerce şükür tüm bunlar için.

Benim bahsettiğim başka şeyler. Ne bileyim mutlu, refah dolu bir ülke, sevdiğin keyif aldığın bir iş, sevdiklerinle ve dostlarınla keyifli zamanlar geçirmek, zaman zaman kaçıp gidebilmek birkaç günlüğüne…

Hangisine sahibiz? Ben şahsen hiçbirine diye cevap veriyorum buna. Ülkenin hali parlak değil, patlamalar ölen masum canlar, acı, kan, gözyaşı. İş desen o ayrı bir dava, 8 aydır çalışıyorum aynı yerde. İyi de insanlar patronlarım genel olarak. Ama iş? İşte öylesine çalışıyor gibiyim burada. Çok bir değer yarattığım, dünyayı kurtardığım yok. Belki benden, belki işimin uzmanlık alanımla alakası olmamasından ne bileyim. Sabahları ayaklarım geri geri geliyor bazen. Başka iş bul diyorlar, beğenmiyorsan istifa et diyorlar. İnsanlar her şeyi çok kolay diyorlar.. İş bulmak, hele hele mobinge uğramadan yapabileceğin sevdiğin işi bulmak öyle zor ki. Hem beni bilen bilir, stres altında çok kuvvetli değilimdir. Yeni ortamlara uyum sağlamakta zorlanırım. Alınganımdır. Dolayısıyla zaten iş bulamıyorum o ayrı, bulsam bile devamlı o işten öbür işe atlayan biri olmaktan yoruldum. Yahu 2 senesi üniversite öncesi olmak üzere 9 senedir iş hayatının içindeyim. Sadece tek bir işimde yıllık izin hakkına sahip olabildim J diğer uzun soluklu işimde de 3 seneye yakın çalışmama rağmen sigortasız çalıştırdıkları için yıllık izin haklarımı da kullandırmadılar. Daha sonraları girdiğim 2-3 işte ise zaten 1 yılı hiç bulamadım. Şimdi kendimi bari birkaç sene olsun adam gibi kalıcı ol bir yerde diye motive etmeye çalışıyorum. Hoş ben dayansam O’nlar ne kadar tutar o da belirsiz.

Sevdiklerimle keyifli zaman geçirme kısmına giresim yok zaten. Ailem harici pek kimseyi gördüğüm yok. Uzak hissediyorum kendimi herkese, her şeye. Eski kırgınlıklar geliyor aklıma. Her ne kadar her şeyi geride bırakıp yola devam edelim desek de bazı sözler, bazı şeyler, bazı olanlar unutulmuyor. Yıllar sonra harekete geçmeyi bekleyen bir yanardağ gibi sinsice püskürmeyi bekliyor. Yapamıyorum. Artık kalbimi kıran insanları affetmek gün geçtikçe daha da zor oluyor. Sırf yalnız kalmamak uğruna bana aslında değer vermeyen insanları hayatımda tutmaya devam edemiyorum.

Tatile falan da kaçamadım. Param olsa hevesim olmadı, hevesim olsa param. Tüm tatiller yaza denk geldi. Şimdi yıllık izin tarihim nisan 2017’ye kadar tatil falan da yok. Tabi umarım o kadar dayanırım da tek sorun tatil olmaması olur.


Ne bekliyorum yeni yıldan? En kötüsü de bu galiba, hiçbir şey. O kadar uzun zamandır güzel diyebileceğim bir şeyler olmadı ki, artık aklıma olabilecek şeyler de gelmez oldu. Ben ve sevdiklerim sağlıklı huzurlu olalım yeter diyorum. Mutluluk da olsa. Bilmem zaten şu sıra hiç halim yok.. 

7 Kasım 2016 Pazartesi

Olduğu kadar

Aslında dün her şey aklımdaydı. Ne yazacağımı içimi nasıl satır satır dökeceğimi adım gibi biliyordum. Ama unutuyorum. Yazı yazmak bende anlık bir eylem. Eğer o an yazmazsam bir daha aynı sözleri toparlayamıyorum.

Neyse sorun şu. Neden her zaman bir şeyler için eksik kalıyoruz. Ya da neden her zaman yaptığımızın daha iyisini yapabileceğimiz iddia ediliyor.
İnsan neden hep daha fazlasını istiyor. Bu kadarı yeter diyememek, karşısındakinin elinden gelenin bu olduğuna ikna olamamak ne kötü. Ya da kendimiz için böyle hissetmek. Hep duymuyor muyuz? Sen yaparsın, sen daha iyisini de yaparsın, sen çok güçlüsün, istesen dünyaları devirirsin bilmem ne bilmem ne..

Seni bilmem sayın okuyucu ama ben artık yetebilmek istiyorum. Herhangi bir konuda yaptığım şeyin “tamam demek bu kadar becerebiliyor” denerek kabul görmesini istiyorum. Bu yetersizlik hissiyle boğuşmaktan çok yoruldum. Devamlı elimde imkan varken kullanmayan, yapabilecekleri sınırsızken potansiyelinin yüzde 10’unu lütfeden bir lapacı gibi hissetmekten yoruldum.

Yapman istenen-yapabileceğin-yapmak istediğin-yaptığın. İşte biz hep burada tıkanıyoruz. Bir olasılığa takılı kalıyoruz. “yapabileceğin!!!”

İyi de bunu kim belirliyor? Yapabileceğimizin her zaman yaptıklarımızın ötesinde olduğunu bilen o üst akıl kim?
Ya da yapmak istediklerimizin hep göz ardı edilme sebebi ne?

Neden hep birilerini, kurumları falan memnun etmek zorundayız ki? Neden hep daha fazlası için koşmak zorundayız. Üstelik bu koşmak hedefe varmaktan ziyade yürüyüş bandı koşularına benziyor. Seni bir yere vardırmıyor, boş , kuru bir yorgunluk veriyor sadece.


Bilmiyorum sayın okuyucu. Belki de ben gerçekten bir lapacıyım kim bilir. Sadece artık benim isteklerim, benim yapabileceklerim, benim sınırlarım da önemsensin istiyorum. Daha fazlası yok, şu saniye elimizde ne varsa, hepsi bu..

28 Ekim 2016 Cuma

Eyvallah

Selamlaaar, selamlaaar!

7 aydır uğramamışım buralara, doğrusu pek aklıma da gelmedi. Yarım gün olan iş saatimizi doldurmaya çalışırken neler yazmışım bir göz atayım dedim. Pöööh amma aşk acısı çekmişim, amma dramatik yazılar yazmışım. Bir zamanlar ağlayarak yazdıklarımı şimdi kahkaha atarak okumak da ilginçmiş. Fakat yazıya yeteneğim yadsınamaz. Keşke bunun üstüne gitseydim. Neyse. Hayat değişti her şey değişti. Kimse için üzülmeyin uzun zaman boyunca cidden hiç değmiyor. Değmemesini de geçtim, geçiyor yahu. Ama geçmesini gerçekten istediğin zaman. Hayatı yaşayın. Vakit varken toplayın tomurcukları ve carpe diem falan filan…

Eyvallah. Bir daha ne zaman gelirim bilinmez.

12 Mart 2015 Perşembe

Ben

bi bakalım.

düşüncelerim dağılmadan yazabilecek miyim acaba bu  kez. çoğu zaman imkansız benim için malum.

düşünceler bir çığ halinde akın ediyor, aynı hızda eriyor. uzun zamandır kısa cümlelerle kısa hikayeler anlatmaya çalışıyorum. uzun cümleler başladığı yerden bitmiyor çünkü. zihnim karman çorman bir oda.

evet. konumuz insanlar.

insanlar neden dürüst değil sevgili günlük?

ya da ben neden fazla dürüstüm? evet evet dürüstüm. en azından kendimle ilgili. açık bir kitap gibiyim. zaaflarımın, hatalarımın farkındayım mesela.

ne kadar da "riyakarım" diyebiliyorum. "ha yok ben değilimdir" diyor beriki. bunu söylerken bile dibine vurduğu riya kelimesinin anlamını sorsan bilmez.

kızıyorum. seziyorum kötü niyetleri.

kıskancım mesela. elbette benden daha başarılı daha mutlu olanları kıskanıyorum. kötülük yapma peşinde değilim ama.

sen değilsin değil mi? sen hiçbir şeyi  kıskanmazsın.

politik değilim mesela. o an bana yanlış hissettiriyorsa tüm gemileri yakabilirim. milyarlık maaşımı teptiğim gibi.

kötülük de yaparım. kötülük görürsem.

insanları kolay manipüle ederim.

yargılamam.

kendimi yargılarım.

seviyorsam ve sevildiğimden eminsem, dünyayı yakarım o'nun için. dost aile aşk farketmez.

hiçbir yanlışını görmem. her yanlışını affederim. omzum gözyaşlarına amadedir. kalbim yaralarına. kulaklarım saçmalamalarına, cüzdanım ihtiyaçlarına..

bir tek sarılmayı beceremem. fiziksel temastan korkarım. insanların vücut ısılarını hissetmekten hoşlanmam.

ağlarım. ağlarken görülmekten hoşlanmam ama ağladığımı söylerim.

midem kendini üzüntülerimin baş muhatabı sanır hep.

amy winehouse'un back to black albümüyle saatlerce oyalanabilirim.

wake up alone'u bana yazdığına inanırım.

wake up alone ile benimle saatler boyu dansedecek adamı bulamadığım sürece aşka inanmayı reddeceğim.

sevdiğim adamlar oldu artık yok.

artık sevilmediğimi kabullendim. bu yıllarımı aldı. geç kavrıyorum.

çayı sevmem. ara ara içerim. kahveye deli olurum.

peynirsiz bir hayat düşünemem.

bira en sevdiğim içkidir.

kendimi ödüllendirmek istediğimde sakinleştirici ilacımı 7 damla damlatırım suya.

sık sık sakinleşmeye ihtiyaç duyarım.

zihnimde istediğim şarkıyı çalabilirim.

işaretlere inanırım. bunun çok zararını görsem de.

geri adım atmakta zorlanırım.

iyi araba kullanırım. tek sorunum sağ tarafımdaki mesafeyi algılayamamak. araba nereden geçer nereden geçmez bunu kavrayamam çoğu zaman şansıma güvenirim.

2. ve 3. dövmemin ne olacağı belli ama maddi kaynak bulamıyorum. mükemmel işimi 1 ayda bırakınca boşa saçacak 1000 liram kalmadı.

her şey yoluna girer mi bilmem. ummak saçma.

yani kısaca;


Sizin alınız al, inandım.
Morunuz mor, inandım.
Tanrınız büyük, âmenna.
Şiiriniz adamakıllı şiir,
Dumanı da caba.
Ama sizin adınız ne?
Benim dengemi bozmayınız.



Bütün ağaçlarla uyuşmuşum,
Kalabalık ha olmuş, ha olmamış.
Sokaklarda yitirmiş, cebimde bulmuşum.
Ama sokaklar şöyleymiş,
Ağaçlar böyleymiş,
Ama sizin adınız ne?
Benim dengemi bozmayınız.



Aşkım da değişebilir, gerçeklerim de.
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara,
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum,
Hiçbirinizle döğüşemem.
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var,
Sizin alınız al inandım,
Sizin morunuz mor inandım,
Ben tam dünyaya göre,
Ben tam kendime göre,
Ama sizin adınız ne?
Benim dengemi bozmayınız...



Turgut Uyar
(1927 - 1985)