13 Mart 2017 Pazartesi

Nemo

hayat bazen çok "ulan benim burada ne işim var, bu olanların benimle ne ilgisi var" modunda geçiyor.

13 Şubat 2017 Pazartesi

Kardeyşan

tam buraya girip "blogumu uzun zamandır ihmal ettim" falan tarzı yazılar yazacak oluyorum ki içimden bir ses "ULAN SENDEN BAŞKA KİM OKUYOR SANKİ BLOGU DA İHMAL EDİLMİŞ OLSUN" diyor.

böyle küçük farkındalık anlarını seviyorum. aynısını kalçalarımı kardeyşan gibi sanıp sonradan sadece şişko ve koca götlü olduğumu anlayınca yaşamıştım.

6 Ocak 2017 Cuma

o yaz

Aklımda 13-14 sene evvelki bir yaz gecesi. Şarköy’deyiz. Şu an evli olan çok sevdiğim bir arkadaşım var. Hafiften yanığız birbirimize ama çaktırmıyoruz. Her öğlen buluşup denize gidiyoruz. Ara ara ben boğuluyor gibi yapıyorum o geliyor elimden tutup kurtarıyor falan. Ölümüne çocuğuz acayip masumuz. Öğlen denizden sonra akşamüstü eve gidip yıkanıp paklanıyor, süsleniyor yine buluşup gece gezmesine çıkıyoruz. Canlı müzik çalan barları geziyoruz. Zar zor birer bira içiyoruz. Yürüyoruz, dondurma yiyoruz. Ama çok eğleniyoruz.

Derken benim son gecem geliyor yazlıkta. O akşam lunaparka gitmeye karar veriyoruz. Büyük bir karar daha vermek üzereyiz. Gondola binsek mi!?? Büyük karar çünkü Şarköy efsanelerinden biri de “gondol öyle hızlıymış ki çocuğun biri içinden fırlayıp yere çakılıp ölmüş!!”
Neyse uzun münazaralar sonucu binmeye karar veriyoruz. Fırsattan istifade belki kolkola gireriz düşüncesi de var alttan alta.

Biniyoruz. Gondol gerçekten çok hızlı. Korkuyoruz bağırıyoruz falan ama ciddi bir problem var ki o da feci şekilde midemin bulanması. Sesleniyoruz durdurun falan diye ama nafile kimsenin durdurduğu yok. Sonunda bitiyor. İniyoruz fakat ben yerimde duramıyorum. Deli gibi başım dönüyor midem bulanıyor. Arkadaşım  koluma giriyor J büfeden birer soda alıyoruz midemize iyi gelir diye. Bunca şeye rağmen bir taraftan da olanlar feci komik geliyor ki durmadan kıkırdıyoruz.

Eve gitmek istemiyorum ama ayakta duracak halim de yok. Kumsala gitmeye karar veriyoruz. Yan yana iki şezlong buluyoruz. Uzanıyoruz.

Bir gökyüzü var tepemizde, aman yarabbi böyle bir şey yok ışıl ışıl. Ötemizde deniz, dalga sesleri, kumsalın kokusu. Konuşuyoruz. Şuradan buradan. Birbirimize dönüp öyle devam ediyoruz konuşmaya. Derken gözgöze geliyoruz. Bir süre zaman duruyor sanki. Arkadaşım elini beceriksizce yanağıma koyuyor. Muhtemelen kıpkırmızı kesiliyoruz. Gözlerimizi birbirimizden kaçırıyoruz. Bir süre eli orada kalıyor. Sessizce duruyoruz.

Sonra eve gitme saati geliyor. Az önceki o duygu yoğunluğu yerini hafif utanca bırakıyor. Şakalaşmaya çalışıp eve kadar yürüyoruz. Apartmanın önünde vedalaşıyoruz. Tuhaf bir yanaktan öpüşme derken sarılsak mı tereddüdü bizi iyice garip bir hale sokuyor. Ayrılıyoruz ve evlerimize dönüyoruz. Bütün kışı kontörümüz oldukça mesajlaşarak, olmadığı anlarda da birbirimize çağrı bırakarak geçiriyoruz. Sonra zaman, büyümek, başka arkadaşlıklar, hoşlantılar giriyor araya. Biz yazlığımızı satıyoruz. Arkadaşımı son görüşümmüş o gece.

Yıllar sonra birbirimizi buluyoruz. Elbette o çocuksu hisler geride kalıyor. Kısa sohbetler ediyoruz. Benim sevgililerim, O’nun evliliğe dönüşen güzel bir ilişkisi oluyor.

Arkadaşımı ve o masum duyguları her zaman derin bir sevgiyle anıyorum. Zerrin Özer’in “o yaz” şarkısını ne zaman duysam aklıma bizim zamanımız geliyor. Arkadaşım da benimle hemfikir. O bizim şarkımız. Zerre kirlenmemiş iki güzel ruhun en güzel zamanlarının şarkısı.


Sevgili arkadaşım ömür boyu mutlu olsun..