15 Haziran 2014 Pazar

"Hangi evresinde şaşırdı kendini 
doğuştan şaşı ve kalbi kırık aşktan, 
Yorulmuş bir kadın fikrine inanmaktan. 
Evde yokum desem komşudan buluyorlar 
kendi özel dağınıklığımda vuruyorlar 
"kapıyı" 
hiçbir şey için gereğince 
üstelemeden. "

allah için denedim. gidebilmenin yollarını aradım. gittim. yapamadım. döndüm. vazgeçtim. vazgeçirildim. alıştım. alıştığımı sandım. alışılır sandım..

hayatı sadece bir kaç sözcükle tanımlamak zorunda kalsaydık benimkilerden biri mutlaka "yanılsama" olurdu sanırım.

geriye dönüp baktığımda gerçek sandığım bir çok şeyin sadece ana özel bir yanılsama olduğunu öğreneli beri daha da inançsızım. 

neden mi uzağım? neden mi duvar örüyorum? neden mi o'nları gereğinden az umursuyorum? neden mi kolay vazgeçiyorum? cevapları aralara serpiştireyim bulunsun, oyunlu olsun.

acı gelir ve yerleşir. kaçınılmazdır. tabiattandır. farklı şekillere bürünür ve gelir. şiddetli bir çarpışma gibi, sadece saydamı. o'nu göremezsin sadece hissedersin. vurduğu yeri zayıflatır. hassaslaştırır. ölüme hazırlıktır her acı. kaçınılmaz an geldiğinde seni rahatça indirebilsin için çeşitli yerlerden zayıflatır içini..

ve hayattaki en büyük yanılgılardan biridir paylaşmak. kutsal addedilen, övülen en büyük yanılgılardan biri. paylaştıkça çoğalan tek şey kötülüktür hayatta. siz de gayet iyi bilirsiniz ki mutluluk yaşayana hastır. paylaşılana yalnızca en iyimser haliyle gıpta verir, daha fazlasını değil. bıktım artık bu boktan hümanist yalanlardan. bir cehennem çukurunda yaşayan o mutsuz yalnız nasıl isteyebilir ki başka birinin mutluluğunu. yapmayın hadi. siz de iyi bilirisiniz ki siz mutsuzken başkalarının işlerinin ters gitmesi daima hoştur.

ama genetik bir kod hatası olarak içimize işlemiş o siktiğimin paylaşma güdüsüyle, mesela bir derdinizi paylaşıverirsiniz biriyle. biri kim? herkes olabilir. dostunuz, kuzeniniz, sevgiliniz, anneniz..
sonra?? sonra gün gelir siz her şeyi geride bırakmanın yanılgısıyla (evet bu da bir yanılgıdır çünkü geride bırakılmaz hiçbir gerçek) mutlu mesut yaşamınıza devam ederken, hiç beklemediğiniz bir anda melekten kanatları ve tüm iyi niyetleriyle o ayrılmaya çalıştığınız gerçeği içinize çarpıverirler. 

hani şu bizim karşıdaki 6 katlı betonarme binayı komple yeseniz tam da ona benzer bir şey hissedersiniz zannediyorum.

ha ha! ne oldu? hayat yolunda yürürken ardınızda sizden oluşan bir enkaz yığınını görünür halde bıraktıysanız, günün birinde koşarak gelip bir kez daha tam tepenize yıkılması sadece ikincisidir.

ama anlamazlar. çünkü esasen bazen gerçekten niyet iyidir. o'nlar sadece cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıyla döşeli olduğuna inanmamışlardır. ve bingo. yol sizin. iyi yanmalar...

işte bu sebeple uzak olmalıdır insan ailesi dahil herkese. 





13 Haziran 2014 Cuma

Fener

bazen taahhütlü gelir almadım diyemezsin, gelir ve ortaya yerleşir görmeden edemezsin...


9 Haziran 2014 Pazartesi

Hayal Kırıklıklarına Dair

ne zor günlerden geçiyoruz bir bilsen. kalp ömrü hayatında hiç bu kadar örselenmedi belki.
dünya gittikçe yaşanmaz bir yere dönüşüyor. ne yana baksam kötülük görür gibiyim. korkuyorum.
her şey değişti son günlerde, insanlar, duygular, havalar, fikirler, sınırlar. bir türlü yağamayan dolu ve kapkaranlık bir bulut gibi çöktü alaycılık dünyanın üstüne. hoşgörü güneşi kayboldu o bulutların arasında..
hepimizi birbirimizden nefret eder gibiyiz. ediyoruz da zaten.

keskin sınırlarla ayırdılar bizi birbirimizden. sana ait olanda durmak zorundasın artık. hangi taraftaysan öte tarafı düşman belleyeceksin başka yolu yok.

yapamıyorum..

bu durumu canım Ortaçgil benim için cümleleştirmişti zaten. "hiçbir şeye inanmadım uğruna ölecek kadar, inananlara imrendim o zaman yaşamak çok kolay."

ben de hiçbir şeye tamamen inanamadım hayatım boyunca. tek bir tarafa ait olamadım. kendimi hapsedilmiş hissettim fanatizmin her türlüsünde. en aptalcasından gireyim misalini, mesela dizi izleyemedim herkes gibi. aynı gün aynı saatte bir şeyi beklemek hep ruhumu sıkardı. o gün başka bir işim varsa huzursuz olurdum.
bir beşiktaş anadolu liseli olarak tutkuyla bağlı olduğum galatasarayımın beşiktaşla derbi günlerinde okula galatasaray formasıyla gelecek kadar gözü kara ve aşık galatasaraylıyken çektim elimi eteğimi maçlardan. çünkü maç zamanları içim sıkılmaya başlıyor, mengeneye kıstırılmış gibi oluyordu göğsüm.
Allah inancı çok kuvvetli biri olarak ibadet de edemedim çok. kendimi yapmaya mecbur hissettiğim her şey beni bir süre sonra kafesine hapsediyordu çünkü.
hayat hiç durmayan bir devinim içindeyken bir şeye tastamam teslim olmak, bağlı olmak, inanmak zor. çünkü ben hayatla uyum içinde akmaya çalışıyorum. çünkü benim ruhumda devinim halinde devamlı. o yüzden daha hassasım mesela, daha kırılganım daha kırıcı, daha çarpıntılı..
Atatürk ilkelerine bağlı bir Cumhuriyet kadını olarak yetiştim. ama siyasi olarak da sola aşırı bir fanatizmle bağlanmadım. siyaset eli kanlı bir kiralık katildi bana sorarsan kafadan çıkıp iki insanın arasına girdi miydi mutlaka bir şeyleri öldürüyordu. dostlukları mesela.

apolitiksin o zaman dediğini duyar gibiyim. değilim. görüşüm net. ama bunu sokaklarda bağır çağır herkese empoze etmek yerine yaptıklarımla ortaya koymayı tercih ettim. olmam gereken yerlerde olarak, oyumu kullanarak, tanımadığım çocukların cenazesinde analarının ellerinden tutarak, gölgesinde soluklanılacak bir ihtiyar ağacı katil baltanın şerrinden korumak için gövdesine yaslanıp nöbet tutarak bazen.

benim gibi düşünmeyen birkaç dostum vardı. aramızdaki farklılık apaçık ortadaydı. ama bu benim dostlarımla arama giremedi hiçbir zaman. biz birbirimizi ikna etmeye çalışmadan dinlemeyi öğrendik. birbirimizin duruşuna saygı gösterip o hassas alanda kırgınlık yaratacak şeyler söylememeyi seçtik.

mevcut iktidarın saçtığı zehirli "ayrışın tohumlarının" filizlenmesine izin vermedim içimde. yine o'nların saçtığı "ben gibi olmayana ölüm oklarına" hedef olmadım ben. çünkü tastamam istedikleri buydu. zehirlenmedim. dilimi zehre bulamadım.

bu beni nefretle körelmiş gözlerde siyasi duruşu belli olmayan biri yapıyorsa şayet, varsın yapsın. ben insan duruşunu seçiyorum.

"ve herkes duysun;
yargıç değilim yargılamam
avukat değilim savunmam
savcı değilim suçlamam.
herkes ve her şey duysun
kendime şahidim
zamana şahidim
sonsuzluğa şahidim
ve herkes
ve her şey de şahit olsun ki,
bu devrimci duruşumla bütün evreni selamlıyorum.
ve tek başıma dimdik,
herkesi ve her şeyi kucaklıyorum.."

3 Haziran 2014 Salı

1506

gece korkunç bir rüya gördüm. kanser olduğumu öğreniyordum. dünya başıma yıkıldı sandım. bir taraftan ağlarken bir taraftan da "bomboş şeylere üzülerek hayatımı ziyan ettim" diye düşünüyordum. rüya sanki saatlerce sürdü, uyanamadım bir türlü.

gözümü açtığımda kendimi yatakta ve sağlıklı bulunca önce derin bir rahatlama hissettim, sonra keskin bir mutluluk ve tekrar uykuya daldım.

sabah uyandım ve o bomboş şeylere üzülmeye devam ettim.

sabah güneşine aldanıp giydiğim incecik giysiye ve parmak arası terliklere, maaşımızı hala yatırmayan şirkete, tadilat nedeniyle kapanan metroya, dayanamayıp baktığım bir resim sonrası çoktan yok oldu sandığım özlemin kafama bir balyoz gibi inmesine, istediğim ruju bulamadığım mağazaya, erkenden biten lens solüsyonuna, yarın itibariyla başlayacağım yalnız yaşamdan hemen önce gerçekleşip sinirlerimi bozan depreme, yatakta öylece dururken "deprem mi oluyor?" diye sıçramaya,çok iyi anlaşan bir arkadaş grubunun şen şakrak fotoğraflarına öfke kustum yine.

omuzlarımdan vücuduma yayılan o gerginliği azaltabilmek için her gün dakikalarca boynuma ve omzuma masaj yapan sevgili dostum Songül, yine taş kesildiğimden şikayet etti elleriyle çözmeye çalışırken düğüm düğüm olmuş boyun kaslarımı.

bense önce kalın bir beyzbol sopasıyla camı çerçeveyi indirirken "yeter laaaaaaaaaaan!" diye haykırmayı hayal ettim. sonra keskin bir bıçakla kendimi 1506 kere bıçaklayıp ölmemeyi.

insanlardan uzak bir sahilde aylarca tek başıma oturmak istedim. saatlerce çığlık atıp, dansedebileceğim kumlar mesela.

bugün zor bir gün.

1 Haziran 2014 Pazar

Bensiz

üzerindeki tişörtten,

ayağındaki ayakkabıdan,

bileğindeki saatten,

çoraplarından,

ayrı

ayrı

nefret ettim.

yeni kaleminden,

kitabından,

izlediğin filmden,

sevdiğin diziden,

dinlediğin şarkıdan,

ayrı

ayrı

nefret ettim.

sana dair benim bilmediğim ne varsa, misalen çayına koyduğun şekeri 15 toz zerresi kadar azalttıysan,

şekerden de nefret ettim.

mübarek olsun..