27 Şubat 2011 Pazar

Nine

yaşlı nineler gibiyim.

habire uykum geliyor.

yattığım yerde uyuyakalıyorum.

ve devamlı rahmetli erbakan'ın üstüme devrildiğini görüp korkuyla uyanıyorum.

tosun gibi de adamdı yani elma yanaklı felan.

silindir gibi ezer geçer şakaya almayın.

evet çok sıkılıyorum..

24 Şubat 2011 Perşembe

Bu senin seçimin.

ah ne zor günlerdi.

ciddi ciddi öleceğimi düşündüm.

bir acil serviste tüm aileniz dışarı çıkarılmış tek başınıza yatıyorsunuz.

doktorcuğunuz sizi muayene ediyor.

derken eline telefon alıp bir yerleri tuşluyor.

ameliyathaneyi hazırlayın çok acil bir hastam var diyor.

sonra bana dönüyor. ameliyata giriyorsunuz diyor.

ben ağlıyorum.

ben zaten 10 gündür hep ağlıyorum.

beni odama çıkarırlarken ağlıyorum.

serum takarlarken ağlıyorum.

doktor anneme kızınızın sinirleri harap halde, keşke bu kadar geç kalmasaydık derken duyuyorum.

hah demek ki geç kalmışız diye biraz daha ağlıyorum.

25 senelik ahir ömrümde hiç ağlamadığım kadar ağlıyorum.

elimden başka bir şey gelmiyor zira.

10 gün içinde en basit yaşamsal yeteneklerimi yapamaz hale geldim.

oturamıyorum.

kalkamıyorum.

yürüyemiyorum.

acıdan uyuyamıyorum.

hiç tahmin etmezken benim başıma geliyor bunlar.

defalarca acıdan delirten muayenelerden geçiyorum.

hiçbiri derman olamıyor.

sonunda bir sabah annemin kollarında bayılınca, işin ehli bir profesör bulunuyor, sevdiğim bir hastanede üstelik. bir de o baksın belki başka bir ilaç derken kendimi ameliyathaneye giderken buluyorum.

asansöre kadar gelebiliyor ailem, bundan sonrasında gelemezsiniz diyorlar.

ablam yalvarıyor duyuyorum. aşağı kadar geleyim lütfen diye.

izin vermiyorlar.

hepsine arkam dönük.

bakmaya cesaretim yok.

ameliyathaneye inerken de ağlıyorum.

birileri elimi tutuyor.

sanırım bir hemşire.

derken doktoumu görüyorum.

ya uyanamazsam diyorum.

bunun olmaması için uğraşırım şekerim emin ol, uyumana bak diyor.

sonrası karanlık.

ve yine onun sesiyle uyanıyorum.

bitti mi diyorum.

bak uyandın diyor gülerek.

ben yine ağlıyorum.

odama getirdiklerinde yarı uyur vaziyetteyim.

sonra onu görüyorum.

elinde bir mendil gizli gizli ağlıyor.

benimse onu görünce gülesim geliyor.

birsürü yerde bekledik birbirimizi, hastane bir ilk.

annem yanıma yolluyor. hadi git arkadaşına diyor. herkesi çıkarıyor odadan.

elimi tutuyor. gözlerini siliyor. bak iyisin diyor.

yine gülüyorum. hırkan güzelmiş diyorum.

sonrasını hatırlayamıyorum.

ona sorsan konuşmuşum.

şimdi dalga geçiyor benle, hayati sırlar verdin bana, bundan sonra dikkat edeceksin diye.

akşam evine gönderiyoruz.

can dostum o benim.

sonra kuzenlerim geliyor, sonra başka arkadaşlarım.

hepsini görmek ayrı ayrı mutlu ediyor.

şaşırdıklarım da oluyor.

o da geldi vay be dediklerim.

iğrenç görünüyorum.

normal şartlarda kimsenin beni öyle görmesine izin vermezdim.

bu da başka bir milat oluyor.

onlar beni seviyor. her halimle hem de sanırım.

tek sorun kimseyle ne konuştuğumu net hatırlamıyorum.

ve yavaş yavaş daha iyiyim.

bugün kendi kendime daha rahat kalkıyorum.

ağrılarım az falan.

herhalde iyileşicem (:

böyle olsun istemezdim.

ama oldu.

milyonuncu defa yalnız olmadığımı görüyorum.

ev çiçek bahçesi.

mumi'm en güzel buketleri, çikolataları yollamış taa antalya'lardan. sonra bir sürü güzel arkadaşın buketleri.

hepsini görebileceğim yere koyduruyorum anneme.

her gördüğümde yüzümde şeytani bir sırıtış tabi.

şımartılmaktan mest olmuşum.

ama en çok sevilmekten.

sevilmek istediğim insanlarca sevilmekten.

onları ben seçtim.

bazıları da beni seçti elbette.

hayatıma insan dahil ederken çok keskin hatalar yaptığım da oldu.

onlar da yine beni yaraladı.

ama esaslıca bakınca seçimlerim doğruymuş diyorum.

annemle babam da onaylıyor.

çok iyi dostlar seçmişsin deyip duruyorlar.

güzel.

bu önemli bir detay.

teşekkür ediyorum.

direk veya dolaylı etki eden herkese, her şeye.

olmasaydınız olmazdı demiyorum.

olduğunuz için daha kolaydı.

daha az acılı.

iyi ki (:

15 Şubat 2011 Salı

Bardağın dolu tarafı.

fazlaca bunalım yaptığım günlerdi sanırım.

işim beklediğimden daha yoğundu. sosyal hayatım tamamen bitmiş gibiydi.

işin kötü tarafı dostlara bunu anlatamamak.

günde 10-12 saati aşan bir tempoda çalışınca bir şey yapmaya pek halin kalmıyor. halin olsa vaktin olmuyor.

kangren olmuş arkadaşlıklarım vardı. bitirilmesi gerekiyordu ama kıyamıyordum.

ailemle de ara ara ciddi olmasa da sorunlar yaşıyordum herkes gibi.

aşk meşk mevzuları zaten son ilişkimden sonra hep karman çorman ama umursadığımı söyleyemem pek. yine de sıkıntı işte.

öyle bir noktaya geldim ki, ne yana baksam sorun görüyorum.

şikayet şikayet şikayet isyan isyan isyan..

bir gün bir arkadaşım şakayla karışık " bardağın dolu tarafını gör biraz" dedi.

" benim bardağım boş içtim ben hepsini " dedim. gülüştük.

derken bir hafta içinde ciddi bir şekilde hastalandım. detay vermek istemiyorum ama enfeksiyonel bir durum yaşıyordum ve bir noktadan sonra oturamaz hale geldim.

hep aynı pozisyonda yatıyordum. yatmaktan belim ve bacaklarım tutuldu.

derken bir titreme nöbeti sonrası annem ateşimi ölçtü. 39.8..

25 yaşındayım. ve çok fazla bir ateş bu. bir adım sonrası nöbet ya da havale.

her şey geçti aklımdan. korktum. ilk defa çok korktum.

ve çok klişe ama o an çok kişi gibi ben de farkına vardım hayata kadere ne çok haksızlık yaptığımızı.

bardak boşmuş.

ulan götünün üstüne oturabilmek bile bir sürahi ediyormuş

vücut ısını, ilaçsız normal sınırlarda tutabilmek bile çok büyük bir lütuf.

çok çalışıyorum diye şikayet ediyordum ya. çalışmak için gereken o enerjiye sahip olmak bile bir lütuf.

 isterdim mesela o kadar sağlıklı olup çalışmayı şimdi.

her neyse. yavaş yavaş iyi oluyorum.

düzelince aklımı başıma almayı planlıyorum.

6 Şubat 2011 Pazar

Ev Hayvanı.

"anne yea eve bir kedi mi alsak " dedim.

"kızım sen kedileri sevmezsin hiç, ne saçmalıyorsun "dedi.

" boşver yea sevmek şart mı süs gibi besleriz yumuşak yumuşak "  dedim.

" eve hayvan mayvan istemem ben, O PİS KILLARI  heryere dökülür delirtir beni valla. " dedi.

evet ailece hayvan sevgimiz bu kadardı işte. o pis kıllar. kesinlikle. kıl.

daha önce hayvan bakma deneyimlerim oldu aslında.

muhabbet kuşu, kaplumbağa vs gibi.

en talihsizleri kuşlardı sanırım.

babam " hep kafeste durmasın bunlar azcık kanatları açılsın " diyerek salar, ben de her seferinde çığlık
kıyamet" koy şunu kafese korkuyorum ben " diye avaz avaz evi çınlatırdım.

sonra bir gün yaz sıcağından daralan sevgili babam, aynı dertten kuşun da muzdarip olduğunu düşünerek,
kendisini bahçe hortumuyla yıkadı.

evet evet. aynen öyle. bit kadar kuşu, bahçe hortumuyla yıkadı serinlesin diye.

hayvan birkaç gün sonra öldü tabi. babam üşüttük galiba hayvanı diye dertlense de benim teorim beyin
travması geçirdiği yönünde.

sonra başka bir kuş geldi. ilginç bir şekilde hepimize alıştı. bütün gün evde serbest takılıyordu. babam iyice
evcilleştiğini düşünmüş olacak ki, cam pencere açıkken de salabiliyordu havvanı.

neyse sonra birgün pencereden kaçtı bu. karşıda duran ağaca kondu. babam sesleniyor. bu nasıl ötüyor.
aranıyor resmen. ama çözemiyor sesin geldiği yönü.

neyse orda benim keskin zekam devreye gitti. ağzımdaki sakızı hemen top yapıp kuşun kafasına attım ki,
arkasında olduğumuzu anlasın geri dönsün.

teori fos çıktı. ürküp kaçtı ve ormanın derinliklerinde kayıplara karıştı zavallı hayvanceyiz.

he sonra bir de kaplumbağalarımız var ki, anlatması zor.

habire suyun içinden alıp süs olarak, odama masamın üstüne koymam, ters çevirip altlarındaki desene parşömen kağıdı basıp çizmeye çalışmam, su soğuk üşümesinler diye kaloriferin üstüne koymam, yemleri pis kokuyor diye o yemden vermeyip suyuna ekmek peynir salam atmam, dövüşün ninja kaplumbağalar diye gaza gelip hepsini birbirinin üstüne çıkarmam, kabukları üstünde döndürmece oynamam, kabuklarına çekildikleri vakit paso dışarı çıksınlar diye kabuklarını tıklatmam falan gibi önemsiz detaylar işte..

amcamın av köpeği hektor'un üstüne binip bahçede gezdiğimden ise bahsetmemeyi tercih ediyorum.

tüm bu olanlar 6-12  yaş arası dönemler.

6 yaşımdan önce yaptığım akvaryum katliamını ise hatırlamıyorum. yalnız nesilden nesile aktarılıyor öyle de
ciddi bir vaka.

neyse zaten 12 yaşından sonra hayvanlarla muhabbetim komik videolarını izleyip, uzaktan bakmakla sınırlı kaldı.

mazime şöyle bir bakınca şimdi, sanırım eve kedi almak pek iyi bir fikir değil.

sanırım bir sevgili bulacağım.