21 Temmuz 2011 Perşembe

Komşu

Bizim bi Rahim Amca vardı. Bi de karısı Sabriye Teyze. Yazlığın orda. 
Evlerimiz yanyanaydı. 
İşte bunların bir muhabbet kuşu vardı.
Rahim Amca kuşun kanatlarını kesmişti bir kere kafesten kaçtı diye. 
Ben O’nlara gittiğim zaman kuş sevmeye, beni geri postalamak için ” annen seslendi, hadi evine git kızım ” derdi. Yok yeaa ben duymadım der oynamaya devam ederdim.
Her sabah bitişik sayılacak kadar yakın balkonlarımızdan selam verirdi bize. ” Günaydın komşu, ne çok uyudunuz yahu” derdi o koca sesiyle.
Balkonlarında muazzam çiçekleri olurdu hep. Fesleğeni çok sevişim hep ordan kalma. 
O’nlar bahar sonu gelir, kış başına kadar kalırlardı. Yaşlıydılar. Emekliydiler.
Biz 15-20 günlüğüne giderdik en fazla.
Karşı komşumuzun oğlu Selçuk’la bizi ne zaman yanyana görse ( 6-7 yaşındaydık) ” Ooğ eski dostlar, yine mi biraraya geldiniz der gevrek gevrek gülerdi.” ( hala kulağımda sesi)
” Bana bak Selçuk sen bu kızı kaçırma, büyüyünce evlenin e mi ” derdi. Selçuk böbürlenir ” evlencem zaten Rahim Amca, babasını da tanıyorum, para kazanınca evlencez işte ” derdi.
Ne çok kızardım ikisine de. Selçuk’a bir tokat atıp küser, Rahim Amca’yı da ağlaya ağlaya anneme şikayet ederdim.
Ben o zamanlar ablamın yakışıklı arkadaşı Akın’a aşıktım. Kanımca o da bana dediler gibi aşıktı. Çünkü ne zaman ablamın yanında görse, gelir sever, sırtına alır, hoplatıp zıplatırdı. Evet ben 6, O 18 yaşındaydı ama, aşk engel tanımıyordu işte. Hem demişti bana ” büyüyünce senle evlenirim ben ” diye.
Şimdi Rahim Amca gelmiş Selçuk’la evlen diyordu. Gel de deli olma. Ben sözlüydüm ayol !
Apartmanın terası vardı. Selçuk’la en çok orada oturup geleni geçeni izlemeyi severdik.
Rahim Amca kendi katının üstündeki tarafta oturmamıza katiyen müsade etmez, çatı akar sonra der, kovalardı bizi başka tarafa.
Çok cimrilerdi, belki de tutumlu bilemiyorum. Ama yine de evlerine her gittiğimde bana verecek nefis yaldızlı çikolataları olurdu.
Bir bileziği vardı, iki ucunda top olan, spiral şeklinde bir bilezik ya da bileklik. Belki birileri hatırlar o bileklikleri.
Dinç adamdı. Her sabah yüzmeye giderdi..
Sabriye Teyze’ye hep ” hatun ” derdi. 
Ben 2. ismi zannederdim Sabriye Teyze’nin.
Yazlığa gittiğimiz ilk gün mutlaka yemek pişirir doyururlardı bizi. Dönerken de yolluk hazırlarlardı.
Çocukları yoktu.
Çok tuhaf gelirdi bana o zaman.
İnsanlarını nası çocuğu olmazdı yahu büyüyünce ?
Sorardım.
Acıtabileceğimi bilmeden, defalarca sorardım.
Rahim Amcaaa sizin neden çocuğunuz yok ??
” Allah vermedi kızım, bazı kulun nasibi yalnızlıkmış” derdi.
Anlamazdım.
Sabriye Teyze 5 dakika bize gelecek olsa dayanamaz, hatun geliver artık der, geri çağırırdı eve.
İki şezlongları vardı, bir radyoları, dizdize oturur radyo dinler, akşamları kendi deyimleriyle televizyonda ” ajansa ” bakar. Erkenden yemek yer, erkenden uyurlardı.
Muazzam insanlardı.
Ama Rahim Amca daha tuhaf tabiyatlı bir adamdı.
Bir gün babama, ” komşu senle karşılıklı birer tek atalım. ” dediydi.
Ben nevalemi getiririm diye de ekledi.
Akşam geldiğinde elinde bir çay tabağı, içinde bir dilim çiğ sucuk, bir yeşil erik, bir de zeytin vardı.
Hayır fakirlikten değil, cimrilikten de değil.
Diyorum ya Rahim Amca’nın mizacı kimseye benzemezdi.
Güzel adamdı. Kuşları severdi. Karısını severdi. Bizleri severdi. Ama kendi üslubuyla.
Sonra bir kış, öldüğü haberi geldi.
Sabriye Teyze’yi yapayalnız bırakıp gitti.
Neden öldüğünü hiç sormadım, hiç merak da etmedim.
Ölüm O’nunla anacağım bir kelime olmadı hiç.
O sene yazlığa gittiğimizde, balkonları bomboştu. Sabriye Teyze’de gelmemiş.
Ne yapsın “adamı ” olmadan balkonu. ( bizlere Rahim Amca’dan bahsederken ” benim adam” derdi)
O tarafa bakmak gelmedi içimden. Bakmadım da zaten. 
Sonra eksik kaldı bir şeyler. 
Sanki orası her parçası komşularla, sevdiğimiz dostlarla tamamlanan bir puzzle kasabaydı.
Parçalar eksildikçe, mânâ da azaldı.
Biz de sattık sonra yazlığı.
Bir daha hiç gitmedik.
Sabriye Teyze’den hiç haber almadık.
Yaşıyor olmasını dileyemem bile, öylesine korkunç bir yalnızlıkla zulüm olur gibi geliyor.
Çok uzun yazmışım. Saatlerdir kelimelerle oynuyorum. Bir yandan ara verip, anlattığım her sahneyi gözümde canlandırıyorum.
Laf lafı açarken annemle, konu bir anda Rahim Amca’ya geldi. Rahmet istedi dedik. Güldük.
Ama ben anılarımda kalsın istemedim sadece.
İstedim ki; yazıya dökülsün, kelimelerle can bulsun, güzel anılarım üstüne nur olsun yağsın.
Umarım cennettesindir.
Umarım seni güzel andığımı hissetmişsindir.
Umarım Hatun’un yanıbaşındadır.
Dikkat ettiyse kanadını kestiğin kuş olayını çok detay geçmedim.
Aramızda kalacak.
Sevgiyle, rahmetle.
14/05/11
00.10

Memet Amca

bugün saat 10.30'da öldü...

ben o saatten beri hiç düşünmüyordum O'nu.

çünkü ağlamak saçma geliyor uzak bir ölümün ardından ve ağlamadan düşünmekte imkansız.

kulakları tamamen sağırdı neredeyse.

gözlerinde kocaman gözlükler vardı. şişe dibi gibi, bulanık gözlerini daha da kocaman gösteren :)

ve kulağı duymadığı için iyice yaklaşırdı konuşurken birine.

birde ağzı açılırdı duymaya çalışırken konuşulanı.

öyle sevimli gelirdi ki bu çabası, özellikle uzun uzun bir şeyler anlatırdım O'na.

anladığınca cevap verir, bazen çok başka şeylerden bahsederdi.

85 yaşındaydı. ince ve uzundu. dinçti.

hergün takım elbisesini giyer, kravatını bağlar kahveye çıkardı.

kahvenin önünde bir sandalyeye oturur, kimseyi duymadan, kimseyle konuşmadan ağzı açık etrafı izler, olanı biteni anlamaya çalışırdı.

bana müthiş acıklı gelirdi o hali.

her şeye rağmen hayata tutunma çabası işte..

çok kayboldu. çok bulduk...

ağzı açık memet amca'nın yüzünden gülümseme eksik olmadı ki hiç.

annem sabah öldüğünü söylemek için aradığında tamam dedim sadece.

ve gün içinde çok da düşünmedim.

ama eve gelip dairesine çıkınca,

yüzü gözümün önünden gitmiyor işte şimdi.

o komik haliyle beni duymaya çalışıyor yine.

memet amca !

bunu duymak için çaba sarfetmene gerek yok.

eğer allah varsa ve melekleri, senin için dua ettiğimi münasip bir dille iletirler sana.

şahsen ben seni samimiyetle seviyordum.

hoşçakal.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Takvim

düşünüyorum da bazen.

ben de pişman hatta çok pişmanım esasen bazen.

ama üzülmüyorum.

deli miyim ?

sen söyle hayat...

başlığa tıklamayı unutma.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Esasen..

dostum !

sevdiklerini önemseme.

önemsiyormuş gibi yap.

yap ki yarın sana yaptıkları yanlış çok da değmeden geçiversin yanında.

elbet sen gibi ademoğlu hepsi.

ve elbet sen gibi yanlışa meyilli.

ne sen dağılıp tuzla buz ol.

ne o'nları suçla.

dostum;

kimseyi önemseme.

-mış gibi yap...

10 Temmuz 2011 Pazar

Bazı bazen.

afilli bir giriş yazısı yazmıştım ama dayanamayıp sildim.

umrumda değil.

üniversite yıllarımı çok özledim.

aslında üniversiteden ziyade öğrenci hayatımı, evimi..

koskoca bahçemi.

her gece usanmak bilmeden gittiğimiz sahili.

herhangi bir sorumluluğum olmaması halini.

aslında tam öyle denemez, kimsenin bana yüklediği bir sorumluluk olmaması hali. 

sorumluluklarımı kendim seçebilme özgürlüğü.

ya da şarköy'ü özlüyorum bazen.

o müthiş büyük balkonu.

günlerin o balkonda akıp gitmesini.

minicik evde onlarca kişi kalabilme başarısını.

sevdiğim birçok insanla aynı çatıda toplanabilme lüksünü.

hatırlıyorum da, oraya gittiğim ilk gün bütün kasabayı yürüyerek gezerdim. bir şey değişmiş mi keşfedebilmek için.

farkında olmadan fazlasıyla anlam yüklemişim o kasabaya. son zamanlarda bunu keşfediyorum.

zira her bahsedişimde boğazımın düğümlenmesi başka türlü açıklanamaz..

gitmek istiyorum elbette. ama bir turist gibi otel ya da pansiyonda kalmak cezbetmiyor beni.

bir de çok çok sevdiğim biri olsun yanımda istiyorum.

bazı yanlışlarını görüp hayatımdan çıkardığım birkaç dostu özlüyorum.

keşke diyorum biraz da tolere edebilseymişim bazı uyumsuzlukları.

sonra vazgeçiyorum. biliyorum ki zedelenen şeyleri ölsen eski haline getiremiyorsun. dostluk bağları da öyle aslında. 

eski sevgililerim de geliyor aklıma. biri hariç hepsiyle iyi ayrıldık ne mutlu ki.

biriyle güzel zamanlarımız geliyor aklıma, mutlu olduğumuza inandığımız zamanlar.

mesela o akşamı. deniz kenarındaki evdeyken ben balkonu çok seviyorum diye koltuğu balkona çıkardığı, bütün gece balkonda film izleyip karpuz yediğimiz akşamı.

sonra yaz arkadaşım Evren'le geçirdiğimiz o komik ve muhteşem yazları.

lunaparka gidip gondol'a bineceğim diye ısrar ettiğimi, tüm uyarılarına rağmen binip inince baş dönmesi ve mide bulantısından yürüyemeyecek hale gelmemi. onun da durumunun benden farklı olmaması sonucu bütün geceyi deniz kenarında iki şezlong kiralayıp gülme krizleri eşliğinde yatarak geçirdiğimizi.

part time çalıştığım dönemlerde bir iş için bodrum'a gittiğimiz zamanı mesela. gündüzleri çalışıp akşamları otelin sahiline battaniyelerle inip topluca orada uyumamızı. ayaklarımızı denize sokmamızı. uzun yürüyüşlerimizi...

ve ve vesaire..

geçip giden zamanları bir yerlerde bulmayı kim istemez ki.

başlığa tıklamalısın bittikten sonra, özlediğin şeyleri düşünüp şarkımı dinlemelisin.

ve sonra gülümseyip yola devam..