25 Eylül 2012 Salı

Obur'un diyet güncesi

bir çeşit şeker problemi nedeniyle başladığım diyet son hızıyla devam ediyor. tatlı olan hiçbir şey yok. sadece ot-sebze bazen minnacık bir parça tavuk. sevgili arkadaşım pelin de diyette. ağzımızın tadı yok tabi pek :( bugün bütün gün vişneli çikolatalı pasta hayaliyle gezdik. akşam yemeğimiz olan minicik bir kase çorbayla gelen zeytinli ekmekleri yemedik tabi. masanın ortasında öylece dururken onlar, pelin'den acıklı bir ses tonuyla şu cümle yükseldi; ÇİKOLATALI EKMEK Mİ O ? :( evet. açlık algıları kapattı. beyin fonksiyonlarımız tamamen durdu. yine de asdhhasdjasdha çok komikti. çikolatalı ekmek nedir ? neden çorbanın yanında çikolatalı ekmek getirsinler ? bunların çok önemi yok. açıkçası şu an önemsediğim tek şey; dolapta sessizce yatan bütün bir haşlanmış tavuk. duyuyorum. dolabın içinden şuh bir şekilde sesleniyor bana. "YE BENİ YİĞİDİM" diyor. orospu tavuk ! yarın öğlen olsa da bi lokmacık yesem :(

24 Eylül 2012 Pazartesi

Hababam Sınıfı

yıllar yılı yüzlerce kez izledim filmlerini. her repliği ezbere biliyorum neredeyse. çalışkan ahmet'in atarlanması, mahmut hoca'nın kalp krizleri, hüseyin şevki topuz'un sınıfı ziyaretleri, falan falan falan. senin en sevdiğin hababam sınıfı repliği ne ? mesela benim ki; çocuklar sakın gelmeyin tünelin bu ucu bombok bir yere çıktı :))

18 Eylül 2012 Salı

Kerem

ben bugün büyük bir eşeklik yaptım.

affet beni kerem.

beraber büyüdük sayılır.

ben lojmandan çıkmış sokak bilmez bir çocuktum. ne seksek, ne ip atlama...

tek bildiğim odamda barbilerimle oynayıp, hayali arkadaşım aktan'la muhabbet etmekti.

klasik annesi çalışan, bakıcıyla büyüyen ev çocuğu işte.

annem emekli olup lojmandan müstakil eve taşınınca gördüm mahalle denen şeyi.

gerçi bizimkiler mahalleye gitmeme izin vermezlerdi. bizim bahçeye gelmek zorundaydı oynamak isteyen benimle.

kerem yaşıtımdı. ama diğer erkek çocukları gibi değildi. naifti. kavga etmez, saç çekmez, kibar kibar konuşurdu.

seninle aşıklar olsak keşke derdi bana hep. ben de ona tokat atar kovalardım. 8-9 yaşındaydık.

ağaç yapraklarından yemek yapardık beraber. muşmulalarla duvarları boyar öğretmencilik oynardık.

sonra ilk gençlik yılları girdi devreye. uzaklaştık. birbirimizden çekinmeye başladık. utangaçlık aldı çocukluk arkadaşlığının yerini.

sonra ben ortaokula başlayınca her şey değişti. okulum uzaktı. arkadaşlarım başkaydı. artık bahçede oynamak yerine ev ziyaretleri yapıyorduk okul arkadaşlarımla.

kerem'le arada karşılaşırsak merhabalaşırdık acemice.

lise yıllarımın sonlarına doğru yabaniliğimiz dinmeye başladı. iki kelam eder olduk.

sonra üniversiteye girince ben o da bitti.

geçim sıkıntısı çekerlerdi oldum olası. kerem hayata erken atılmak zorunda kaldı. erken kavruldu.

merhabamız eksik olmadı ama karşılaştıkça.

o benim arkadaşımdı. zaman ve şartlar her şeyi değiştiriyordu belki, tutumlarımızı bile. değişmeyen tek şey kalben arkadaşım olduğu ve sonsuza kadar öyle kalacağı..

3 gün evvel annemi aradığımda "cenazedeyiz" dedi. kerem'in gencecik babası fethi abi sabah işe giderken kalpten yığılıvermiş yere.

geride karısı hülya ablayı, 9 yaşındaki evladı eren'i. delikanlı oğlu kerem'i.

çok istedim evlerine gidip başsağlığı dilemek. ama yine yapamadım.

ben duygularım incindiğinde hep kaçtım. duygularımın incineceğini hissettiğimde de kaçtım.

ne diyebilirim? o'nlar orada feryat figan yanarken. teselliye de inanmam ki ben. ki zaten ben kimim teselli vereyim o'nlara. put gibi donup kalıyorum kendimi bilmem mi ?

bu akşam eve dönerken işten önümde bir otobüs durdu.

kapı açılır açılmaz kerem indi içinden.

ah arkadaşım. gözlerin kıpkırmızıydı, omuzların düşük. sanki yaşlanmış koca adam olmuşsun.

göz göze geldik. bakışlarındaki kederden içim ezildi. ben ezildim.

koşup arkadaşımın boynuna sarılmak yerine, o lanet olası kafamı çevirdim. bastım gaza uzaklaştım ordan.

ben senin o üzgün gözlerin ağırlığını kaldıramazdım. senden çok teselliye ihtiyacım olurdu inan.

ne deseydim sana ? üzülme kerem mi ?

biliyorum tam bir eşeğim.

ne düşündün acaba arkamdam ?

bakışların hala beni izliyor gibi karşıdan.

beni affet arkadaşım. bazen o kadar hüzünlü geliyor ki her şey bana, yapılacak en kolay şeyi yapıp yüzleşmekten kaçıyorum.

konuşmaktan kaçıyorum, evler terkediyorum, sonuçlardan kaçıyorum.

en yakın zamanda geleceğim sana. kederini paylaşacağım. küçükken paylaştığımız patsitolar gibi :)

beni affet.

affetmemelisin ama affet...