29 Aralık 2013 Pazar

Samsun 2

burada günler yavaş geçiyor. farklı bir şehir. bana hiçbir yeri anımsatmıyor. sevemedim nedense.
bütün insanların e harflerini açık söylediği öğrenci şehri samsun. eğğlibeş.
istanbul'dan bunaldım bıktım derken kafam neredeymiş acaba? şimdi herkese yabancı gözlerle bakıyorum. kendi şehrimi özledim ilk defa. antalya'da böyle hissetmiyordum mesela.

ama sahili çok güzel. üstüm başım kum olana kadar uzun uzun yürüyorum. kimseler de yok.
kafa dinliyor muyum bilinmez. uzun zaman oldu zaten ben düşünmeyi falan bırakalı. kafam genelde boş. 1 kere ağladım ama.

tırnaklarıma bakım yaptıramadığım şehirlerde yaşamak içimdeki büyük şehir kaşarını ziyadesiyle üzse de buna alışmaya çalışıyorum. zira geldiğimden bu yana yüzüme zerre makyaj da yapmadım. organik halimleyim. galiba döner dönmez ilk işim kendimi kuaförüme atmak olacak. sonra günlerce diyet, spor salonu. ve en sevdiğim avmlerde fink atmaca. izlemek istediğim öyle çok film var ki.

herkese o'nları da özlediğimi söyleyip duruyorum. oysa kimseyi zerre özlemedim. sadece şehrimi. sadece hayatımı.

hala haber yok bu arada.

öyle işte.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Samsun

oturup adamakıllı bir günlük yazayım diyorum ama üşenmenin dibini gördüm yine.
işim gücüm istanbul'dan kaçmayı hayal etmekken, istanbul'dan uzak kalışımın 3. gününde bu kadar özlüyor olmak da kafa karıştırıcı.
esasında bu bende biraz da karakter özelliği olmaya başladı, uça kaça hayatımdan çıkardığım her şeyi sonradan eşşek gibi özlüyorum niyeyse.
neyse, beklendiği gibi uçak düşmedi ve ölmedim. 1 şansım daha var. burası yazlık bir şehir bence. bana biraz kasvetli geldi. neden bilmiyorum, belki de ben kasvetliyim, belki de sokaklarında hoş bir erkeğe rastlamadım diye. öğrenci şehri bir de burası, bana biraz bizim İzmit'i hatırlattı.
yine de istanbul'umun kalabalık sokaklarında gezmeyi tercih ederim ben.

işsizlik sıkıcı. benim kafamın her daim meşgul olması lazım patlamaması için. esasen antidepresanlardan fersah fersah kaçsam da psikiyatristimin odasında koca bir seans boyu ağlamayı da özledim.

içiyoruz. çok içiyoruz. hadi benim gündemim karanlık o'nlar neden içiyor bilmiyorum. kafam dumanlı gezmeye de epey alıştım. çok acıklı şarkılar dinliyoruz biz burada. masaların altında ağlarken buluyorum ben bizi. sonra çok gülüyoruz. sabahları zor uyanıyorum. dudaklarım şişiyor nedense içince. hoşuma da gidiyor, hep küçük ağızlı olmaktan yakınmıştım zaten.

müthiş bir sahil var burada. bomboş. bir romandan fırlamış gibi, köşesinde koca bir starbucks olan upuuuzun bir sahil. yürümekten nefret etsem de bayıla bayıla uzun uzun yürüyorum orada. kumlara şekiller çiziyorum. midye kabuğu topluyorum.

arkadaşlarımı da özlüyorum. avm köşelerinde buluşup sinemaya kaçak çilekli lila pause ve maden suyu sokmalarımızı, kafelerde eski sevgililerimizi çekiştirip, flörtlerimizle kafa bulmamızı.

sokaklarında bir eski sevgiliye veya bir dosta rastlama ihtimali olmayan şehirler bir değişik.

ben burada yaşar mıyım diyorum, sonra hayıııır diye bağırarak istanbul'a kadar koşasım geliyor.

antalya var sırada. burası olmazsa orası. orada da aynı his peşimi bırakmazsa bunu bir daha değerlendiririz.

gidip biraz daha içeyim. umarım alkolik olurum.

20 Aralık 2013 Cuma

Yol Arkadaşları

yukarıdan torpilim var aslında. evet dönem dönem her şey kötü gidiyor. dönem dönem ayrılıklar özlemler yaşıyoruz ama bunun sadece yeniliklerin başlangıcı olmadığını kim söyleyebilir?

önceki işimden ayrıldığım dönem özel olarak zor zamanlar geçirdiğim bir dönemdi. bitmiş bir ilişki, bitmiş bir dostluk.. her şey kapkaranlık görünüyordu gözüme. hani her şey niye tek tek elimden gidiyor hesabına girmiştim. bari işi olsundu, bari onla oyalansaydım?

akabinde çok eskilerden gereksiz kırgınlıklarla birbirimizi yitirdiğimiz arkadaşım buldu beni. tabir-i caizse sahip çıktı. 7-24 birlikte ağladık. gezdik. içtik. alışveriş ettik. kaldığımız yerden devam ettik..

belki o an tam ihtiyacım olan da böylesine bir dost eliydi. bir diğeriyle yakalayamazdık bunu. bir diğeri hala hayatımda olsaydı o'nunla yeniden birbirimizi bulamazdık.

derken 15 gün içinde eski patronum aradı 1 ay gibi bir süre için bir organizasyonda yardıma ihtiyacı vardı. acaba ben boş muydum? birkaç arkadaşımla organizasyonu kotarabilir miydim?

kabul ettim. yanıma da biri yıllardır görüşmediğim ilkokul arkadaşımı diğeri sözlükten tanışıp çok eğlenceli bulduğum başka bir arkadaşı aldım. niye o'nları seçtiğimi ben de bilmiyorum.

derken bizim 15 gün oldu 7 ay :) ilkokul arkadaşım gitti yerine başka bir arkadaşımı çağırdım. onun da gitmesi gerekince o 2 arkadaşını yönlendirdi bize.

bizim dönüm noktamız da böyle başladı :) bir gün saçma sapan başlayan bir muhabbet rezalet bir hale dönüştü ve hepimiz birbirimizin içindeki salakları keşfettik.

o gün bugün o 7 ay hayatımın en eğlenceli 7 ayına dönüştü. hergün kahkaha krizleri, hergün başka bir delilik.

şimdi düşününce o 7 ay boyunca eski işimde devam ediyor olsam galiba hayatıma bu kadar rahat devam edemeyebilirdim. burada attığım her kahkaha beni hayatımdaki sıkıntılardan çok uzaklara attı.. iyi ki diyorum, iyi ki işten çıkıp da buraya gelmişim. bugün son günümüz ama bir dakikasını dahi yıllara değişmem. çok şahane arkadaşlarım oldu benim burada :)

kaybolan şeylerin ardından çekilen acıya isyan etmemek gerek.
zira yaşanan onca güzel şey bir anda bitiverince gerçeklik duygun da zedeleniyor. tüm yaşananlar yalan mıydı diyiveriyorsun.
işte ondan kalan acı senin mirasın.
ondan kalan acı, onun bir zamanlar gerçekten seninle olduğunun ispatı. belki de tutunman gereken tek şey..
acıdan korkma...

ben yarın gidiyorum. zamanında benden uzağa gidiyor diye çok üzüldüğüm birinin yanına. belirsiz bir süre yokum buralarda. kadere bak ki tam da her şeyden uzaklaşmak istediğim bir zamanda zamanında acı olanın lehime dönüşmesini izleyerek hem de.

bunun için biten şeyler elinden tutup zor yollardan geçmeni sağlayan birer yol arkadaşı belki...

sevgi bizimle olsun :)


18 Aralık 2013 Çarşamba

Dair

her şey çok komik geliyor artık.

çok istesem de özlediğimi söylemek bile...

2 Aralık 2013 Pazartesi

Son

ben çok büyük yanlışlar yapmak üzereyim.

bir umut varsa gel toparla beni.

yüzün hafızamdan siliniyor yavaş yavaş.

nolur...

24 Kasım 2013 Pazar

12 Kasım 2013 Salı

Camus'dan en sevdiğim...

Zor zamanlarınızda yardımcı olsun diye, size en güvendiğim şiiri, naçizane bir çevirisiyle bırakıyorum..

In the midst of hate, I found there was, within me, an invincible love.
In the midst of tears, I found there was, within me, an invincible smile.
In the midst of chaos, I found there was, within me, an invincible calm.
I realized, through it all, that…
In the midst of winter, I found there was, within me, an invincible summer. (Albert Camus)

Nefretin en keskin anında, ben nihayet, içimde yenilmez bir aşk olduğunu öğrendim.
Gözyaşlarının ortasında, ben nihayet, içimde yenilmez bir gülümseme olduğunu öğrendim.
Kaosun tam ortasında, ben nihayet, içimde yenilmez bir sükunet olduğunu öğrendim.
Hepsinden öte;
Kışın en soğuk zamanında, ben nihayet, içimde yenilmez bir yaz olduğunu farkettim.



28 Ekim 2013 Pazartesi

Bir devam filmi (Duvar)

İçimde duvarlar, içimde koca dağlar, içimde benim; bir adamın göğsünde kalp diye taşıdığı et kadar sert ve kendine dahi yumuşak başlılık göstermeyen ve elyafımsı bir hisse dönüşmeyen bir incinmişlik var.

Biraz endişeliyim, çünkü biliyorum;
Bir an olacak, ve ben tek başıma yediğim yemeklerden birinde kendimi alenen kontrol altına alamayıp hıçkırıklara hıçkırır bir vaziyette bulacağım.
Ekmeğin topuzuna küseceğim.
Dilerim o sırada ''wake up alone'' çınlıyor olmaz kulağımda, hiç gocunmaz ölürüm.
Arabayı tek hamlede park etmeyi beceremediğim zamanlardaki kadar utanıyorum bundan, ben kendimden bazen fazlaca yüzümü gizliyorum.
Bana ne olduğu hakkında hiçbir fikre sahip olmayan ama ''tanıyorum seni, senden daha iyi tanırım hem de'' diyenlere ben cumartesi geceleri yastığıma yüzümle neler yaptığımı sorarım.
Hayır, daha fazla değilim, daha az da.
''Yetiniyorum''
Artık ben heybeme tıktığım kinlerin insafından da faydalanamıyorum.
Üzerimdeki hafiflik bu sayede yüküm oluyor benim.
Bunu anladım.

Artık tanımadığım insanlara baktığım gibi bakıyorum affettiklerime ve büyük ölçüde ''unuttuklarıma'' ve yüzümde hiçbir yaşanmışlığın izi olmadan.
Kendimi çok daha adil buluyorum bu şekilde.
Minnet duygusu kurtulamadığım bir illet gibi yapışmasın diye belleğime, affedecek kadar bağlarımı kopardıklarıma bunu yapmak zorundayım.
Başka türlüsü güç.
Olmuyor.

İçimde, asla değil ama zaman zaman en azından, yıkıcı olmayan ve bir fırtınaya dönüşmeyen bir mevsimle, öfkem de kırgınlığım gibi kör değil artık.
Kelime haznem ''hiçbir şey söyleyemeyeceğim'' cümlesi kadar hiçliğe dönüştüğünde, ve içim de zerre giz'e dönüşmüş, öteki odalara atılmış ve en ufak bir durum izahı kalmadığında; hoyrat bir sessizliğe çekilmekte beis görmüyorum.
Bu geçmişe, bu kimseye geçilmiş bir kıyak değil; yalnızca kendimi yoğun bir endişeden kurtarmaya çalışıyorum.
En kızgın zamanlarımda bile varlığıyla ruhumu ağırlaştıran bu endişeden tamamiyle kurtulduğum oranda varlığımı kanıtlayacağım.

Sonrası eylül, sonrası hüzün ve yoğun bir sis'le gelen sinsi bir sus payı, içimdeki incinmişliğe..

Duvar

Duvarlar yanlışlıkla oluşmaz, duvar isteyerek örülür, bir engeldir.
Mahsustan esarettir.
Bir seçimdir, tercihtir, kader değil, kasıtlı bir tecrittir.
İçimde benim cüceler var mesela, bazı olaylara, karakterlere, kişilere hususi belki, duvar ören, sıvayan ve yıkan cüceler.
Muhakkak senin içinde de var bunlardan.
Bir tanesi benim içindi, onu da sevdim, gölgem düşerdi duvarına, onu da severdim.
O duvarların öyle katı ki; bizim bakışlarımız denk gelmiyor hiçbir yerde, hiçbir yerde çarpışmıyoruz, hiçbir iletişim aracını lazım görmüyoruz, kopardığımız bağlara araç olsun diye.
Belki bir ses olur, bir şarkıdır, özlem diner, çok beklenen vuslat olur.
Belki öfke dinmiştir, aşk hiç olmadığı kadar olmuştur, öyle ki ''böyle olmamalıydı'' demişsindir, demişimdir, belki benzer rüyalarla uyanıp aynı şeylere özlem duyarak avuçlarımızın arasına düşürmüşüzdür başımızı, ''aç karınla içme şunu'' lafını duyamamanın acısıyla bir de kahve yapmışızdır.
Belki aynı anları, anıları düşüne düşüne eskitmişizdir..
Çok düşündüğüm için, ayet gibi okuduğum yüzünü hatırlamakta güçlük çektiğim için alkolden ve sonrasında bundan cesaret alarak fotoğrafından medet umduğum gibi yapmışsındır sen de, tıpkı benim gibi, belki özlemişsindir de, söyleyememişsindir..
Ama duvarlar demiştim sevgilim, bu yüzden işte sesimiz de aynı duvarların içinde çarpışmıyor uzun zamandır.
Kesişmiyor yollarımız da, benim semtimdeki otobüslere de hiç binmiyorsun, bunların hepsi birer tercih belki, benden uzay kadar uzak durduğun gibi..

Söylesene, benden başka hiç kimse kaldı mı ördüğüm duvarlarının içinde?

20 Ekim 2013 Pazar

Ağır Ölüm

"Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar. 

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler. 

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler. 

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar. 

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar. 

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir. 

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına. "


Pablo Neruda 

7 Ekim 2013 Pazartesi

Yok

insanlardan çok sıkıldım. yeni insanlardan da sıkılıyorum. yaz henüz bitmesine rağmen yazı özlüyorum.

bozcaada'da olmak istiyorum. her gün ayazma'dan denize girip, akşamları rum mahallesi'nde dolaşmak, kahve içmek, bira içmek istiyorum...

etrafımda olan, olmaya çalışan herkesten bıktım. soğudum. 1-2 arkadaşımı tenzih ederim..

söylediğim her sözü, her duyguyu üstüne alınanlardan bunaldım.

kış beni bozdu..

25 Eylül 2013 Çarşamba

Diyorum ki;

Mazhar Alanson konserine götür beni.

"ah bu ben" çalarken omzunda ağlamama izin ver.

sonra beni sevdiğini söyle.

bu sefer inandırmak için söyle.

inanmaya hazırım, söyle..

biliyor musun? bu şarkıyı bana yazdı...



24 Eylül 2013 Salı

Afrika'dan

benim her duruma uygun şarkılarım var. mesela ayrılık için başka, kavuşmak için başka, mutluyken başka, nispetliyken başka. o'nlar hep hayatımın arka planında çalıp duruyor. ve evet sadece ben duyuyorum.

bakın " müziğin sesini duymayanlar dansedenleri deli sanıyor." duymuyorlar. sadece benim bildiğim şeyler bana kendimi özel hissettirmekten ziyade, dünyayla benim aramda sıkışmış koca bir balon gibi içimi sıkıyor. göğsümü darlıyor.

mutsuz olmamı ister gibi bir halleri var insanların. "mutsuzsun ama mutluymuş gibi davranıyorsun" diyorlar.
çocuklar buna emin olun ki kimse sonsuza kadar mutsuz kalamaz. ruh hallerime isim takmaktan yorgunum. böyle biriyim ve öyle kalacak.

beni esasen içimde kalanlar boğuyor. söyleyemedikçe düşündüklerimi kilo alıyorum mesela. hayır bu yemekten değil. içimde kalan düşünceler şişiyor. 

ne zaman o telefonu alıp biriyle yüzleşmeye kalksam, bir engel beni durduruyor. hep yaptığıma değecek mi diye düşünmekten bir hal oluyorum. doğrusu ben lütuf görüyorum bazen yüzleşmelerimi. 

kendimi frenlemekten beynim patinaj izleriyle dolu.

omuzlarından yakalayıp silkeleye silkeleye "ya bi dur amına koyayım konuşmadığımız şeyler var" demek istiyorum.

sonra beni omuzlarımdan yakalayıp "yapma onlar susula susula çoktan çürüdüler. ölüyü diriltme" diyorlar.

sonra cemal süreya çıkıyor sahneye, ben susuyorum..

Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
 diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil...

17 Eylül 2013 Salı

İçimizdeki Şeytan

"Bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret falan değil. İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile. Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu beynimden geçen şeyleri teker teker uzun uzun anlatacak birini. O zaman ne kadar hazin bir hal aldığımı tasavvur edemezsiniz. Kış günü sokağa atılmış üç günlük bir kedi yavrusu gibi kendimi zavallı hissediyorum. Odamdaki duvarlar birdenbire büyüyüveriyor. Pencerelerin dışındaki şehir ve hayat bir anda, insanı içinde boğacak kadar kudretli ve geniş oluyor.. Zannediyorum ki, tasavvuru bile baş döndüren bir süratle hiç durmadan koşup giden bu hayat ve bir avuç toprağın bile doğru dürüst esrarına varamadığımız bu karmaşık dünya beni bir buğday tanesi, bir karınca gibi ezip geçiverecek.. Böyle acz içindeyken odamda her şey bana küçüklüğümü ve zavallılığımı haykırıyor. Sokağa fırlıyorum. Bir tek çehre görsem de yanında yürüsem, hiç ses çıkarmadan yürüsem diyorum."

Sabahattin Ali

5 Eylül 2013 Perşembe

Umarım

ben bazen çok saçma sapan şeyler yazıyorum.

bana alınmıyorsunuz ya?

30 Ağustos 2013 Cuma

Hayalet

özlem sadece birine duyulmuyor işte.

ben bazen bir yeri de çok özleyebiliyorum.

ne zaman huzura ihtiyacım olsa aklım şarköy'e kaçıyor.

hani uzun zaman üstüne kasabaya ilk ayak bastığım o an,

meraklı gözlerle etrafa bakıp bir şeyler değişmiş mi diye anlamaya çalıştığım o an.

deniz kokan havasını derin derin soluduğum o an.

açıklayamadığım bir şekilde dolan gözlerime mukayet olmaya çalıştığım o an.

ya sen hiç bir sokağı özledin mi?

hiç bir kaldırım taşını, duvar briketini özledin mi?

köşedeki üzüm asmasını, seyrek yapraklı incir ağacını.

yol kenarındaki marketi.

sokak lambalarını özledin mi hiç?

sinek arabalarını.

çatal bıçak seslerini özledin mi?

hani desem orada çatal bıçak sesleri bile daha bir melodik, iyice delirmiş der misin bana?

yerin sıcaklığını daha çok hissedeyim, ayağıma kumlar yapışsın diye geceleri hep yalınayak dolaştım.

o hissi unutmamak istedim. aylar sonra özlediğimde tabanlarımdaki o sıcaklığı düşünebilirdim mesela.

bir şey daha olurdu orayla benim aramda. bize özel.

açıklayamadığım bir şeyler var.

bu yaz oradayken gözümü hep yola dikip sevdiğim adamın gelmesini bekledim.

çünkü güzel şeyler ancak orada olurdu. 

gelmedi ama gelebilirdi de.

daha evvel gelmişti.

aynı yollarda yürümüştük.

bir daha yürüdüm.

zamanın birinde oradan sarmaş dolaş geçen bizi gördüm.

zamanın birinde biz orada mutluyduk..

insanların hep mutlu olduğu bir zaman dilimi vardı. o hep başka yerlerde akıyordu.

ben görmüyordum ama emindim. hissediyordum.

oradayken mutlu olduğum zamanları yaşıyordum.

ve yine bir gün orada mutlu olacağımı biliyorum.

içimden çıkmaya çalışan o yeni kadın gelecek zamanların birinde yine mutlu mesut gezinecek orada.

fısıldadı kulağıma. uzun sürmeyecek dedi.

nasıl dayanıyoruz sanıyorsun mutsuzluklara.

ve o mutlu kadın oralarda gezerken geçmişte kalan üzgün hayaleti görüp fısıldayacak kulağına.

üzülme. uzun sürmeyecek.

uzun sürmeyecek.

uzun sürmeyecek.





26 Ağustos 2013 Pazartesi

Ada

nazan öncel'in "gidelim buralardan" şarkısı beni çok ağlatıyor.

bende

bir

resmin

var

yüzüme

bakmıyor..

ki yine haklıydı.

bir ihtimal daha vardı,

felaket oldu...

cuma günü gidiyorum..

22 Ağustos 2013 Perşembe

Kırmızı

ve ne kadar çok istersen iste, iste, iste

eğer sevmiyorsa,

gökyüzü kırmızı olsun diye dilemekten farksızdır...

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Anlatmam lazım

insanların acılarına şahit olmaktan rahatsızım.

kendi acılarımdan değil belki.

ama insanların acılarından fevkalede rahatsızım.

gökyüzünü izlemek için balkona çıkıyorum geceleri. belki de bu ülkede izlediğim son gökyüzü onlar.

yine çıkıyorum

karşı balkonda bir kızla göz göze geliyoruz.

elini tutuyor birileri, gözleri kan çanağı.

"babam yok artık" diyor.

"babamı geri istiyorum." diyor.

sabah denize gitmişler babasıyla, deniz yutuvermiş babasını sonra da geri getirmiş cansız bedenini.

ah..

insanların acılarına şahit olmaktan rahatsızım.

hep söylüyorum.

bu dünyada çok acı var.

bana ait olmayanlar beni çok daha fazla üzüyor.

hadi diyorum ben çekerim bir şekilde ama o?

insanlar anne babalarını kaybetmemeli.

kendi babam geliyor aklıma.

hemen ağlamaya başlıyorum fikrine.

o'nun annesi. durun ben ona da ağlarım o'nun yerine.

geçen gün bir köpek gördüm sokakta.

çok yorgun ve açtı. tir tir titriyordu. eve koştum köfte buldum dolapta.

yedirdim ona.

ama hep korktu benden. sevmeme izin vermedi.

yaklaştıkça ben titredi.

cinsdaşlarım belli ki ona hep kötü davranmıştı.

ne kötü.

siz sokak hayvanlarına neden kötü davranıyorsunuz?

onlara çok yazık değil mi?

hayvanların acılarına şahit olmaktan da çok rahatsızım.

bazen yorgun hissediyorum. erken uyuyorum.

ben genelde acılarımı yazılarda yaşıyor, hayata yansıtmıyorum.

ben aslında çok gülüyorum.

sesli gülüyorum.

"belki de bu kadar gülmemelisin" diyor bana.

"gülmek ne zamandan beri kötü bir şey yahu??" diyorum.

"arkasına gizlenenleri gördüğümden beri" diyor.

off bazısı ne çok biliyor.

karanlık yazıyorum.

karanlık yaşamak için fazla gururluyum.

benim mutsuz olmama izin verdiğim tek yer karman çorman cümlelerim.

biliyor musun bana hep " bu kadar enerjik ve neşeli olmanın sırrı ne?" diyorlar.

ha ha!

hayat sürprizlerle dolu.

bu yazıdan ayrılırken seni bir yere götürmeme izin ver.

başlığa tıkla.


20 Ağustos 2013 Salı

Nature Boy

There was a boy
A very strange enchanted boy
They say he wandered very far, very far
Over land and sea
A little shy and sad of eye
But very wise was he
And then one day
One magic day he passed my way
And as we spoke of many things
Fools and kings
This he said to me
"The greatest thing you'll ever learn
Is just to love and be loved in return.."

4 Ağustos 2013 Pazar

Özgür

yazmak istiyorum.

duygularım çok yoğunken yazmak istiyorum.

çünkü eğer o an yazmazsam sıcaklığını yitiren duygular kelimelere dönüşebilme sihrini kaybediyor.

çok yoğunum. 

yazmak istiyorum. 

isteyip de yazamadığım her şey içimde birikiyor.

zehirliyor beni.

bu dünyada çok acı var.

görebiliyorum.

bana ait olmayanları da çok canımı acıtıyor bazen.

şimdi yazmak istiyorum.

bu duygu beni ezip geçmeden yazmak istiyorum.

yapamıyorum.

savaşçı özelliği yazabilmek olan süper kahramanınız bugün gücünü yitirmiş görünüyor.

yazamıyorum.

ıspanak çözüm değil.

beni alt etmesine izin vereceğim.


31 Temmuz 2013 Çarşamba

uyuşukluk

uyuşma var.

el ve ayak aman yarabbi.

kesip atasım geliyor.

aypodumu bozdum. aytunsun da alla belasını vere.

şarkı yüklemeye çalıştım beceremedim, eşzamanlayayım derken hepsi silindi.

steve jobs ters dönüyordur mezarında yeminle.

sikim sokum işler afedersin. yani tak usb'yi aç hafızayı at şarkıyı bitsin.

nedir bu kadar ıncık cıncık?

benim kafam ermiyor hacı amca? alla alla.

aşırı sinirliyim şu an lan.

camdan dışarı sarkıp bütün dünya göttür diye bağırmak istiyorum.

bilhassa sen en büyük götsün.

bedelini ödersin ama.

bye!

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Merhaba

çocuklar;

ağırlıklı olarak burada yoğun duygusal yazılara yer veriyorum.

benim duygularımı ifade edebildiğim tek yer yazılı ortamlar.

bu demek değil ki ben hep 7*24 bir melankoli bulutu ortasında yaşıyorum.

üstelik bulutlar bana göre içinde yaşamak için değil yemek için ideal.

ve bu demek değil ki ben yazdıklarımın hepsini hissediyorum/yaşıyorum/adıyorum.

beni devamlı takip eden birileri varmış burada,

sözlükten bulup mesaj attılar, güzel güzel sözlerle onore ettiler.

çok içten bulmuşlar yazdıklarımı.

teşekkür ederim.

gerçeğim.

hayallerim var.

gerçeklerimle karışık.

onları kelimelerle cisimlendirmeyi seviyorum.

benimle olduğunuz için teşekkür etmek istedim.

sizin için yazıyorum.

ve kim olduğunu bilmediğim ama her gün giren;

o mac sahibi

firefox kullacısı,

ukrayna'lı.

umuyorum ki sizler aynı kişilersiniz. her gün farklı bir mac kullanıcısı, firefox browser seven, ukrayna'lı farklı insanlar beni ziyaret etmiyordur.

bu 3 kişi her kimse, tanımak isterim.

diğerleri zaten selamlarını eksik etmiyorlar.

sizi
seviyorum.

benimle olduğunuz için teşekkürler.

buraya düşen her harf sizin için biraz da. bilin istedim :)

23 Temmuz 2013 Salı

Uyanırken

her zaman değil.

zaman zaman.

gün hiç aydınlanmıyor.

o zaman hafif uykulu yattığım yerden doğrulup kalbime dönüyorum.

"geceler mi uzadı? bu karanlık ne?"

kalbim beni affetmiyor..

özür dilerim.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

İsyancılık

bugün biraz asiliğim üzerimde.

"neden ben hep bir şeyleri özlemek zorundayım bana bir izah edebilir misin acaba?" dedim benim tanrım.

"ben bunu hakedecek ne yapıyorum sence" dedim?

sonra verdiğin güzel şeyler geldi aklıma. biraz korktum.

tamam o'nlar için teşekkür ediyorum ama hep özlüyorum ve biraz yoruldum.

esasen çok yoruldum.

kimi sevsem sonradan çok özlüyorum..

bu sebeple kimseyi sevmek istemiyorum.

bu sebeple çok yakın arkadaşım olsun istemiyorum.

eski sevgili "neden her gün ayrılalım diyorsun" sevgimi mi sınıyorsun derdi.

alakası yok aslında.

nasıl olsa gün gelecek özleyeceğim daha çok sevmeden gitsin bari psikolojisi bu.

şimdi şimdi farkediyorum..

nilüfer'cimler taşınıyor. tayinleri çıktı samsun'a..

çocuklukta zaten birlikte yaşadık. evlendi izmit'e gelin gitti 1 sene sonra ben üniversite'yi kazandım yanına gittim.

1 sene yanlarında yaşadım. sonra ayrı evdeydim ama hep beraberdik.

sonra ben döndüm. o'nlar İstanbul'a döndü.

konuşabildiğim, anlaşabildiğim, anlayabildiğim, her şeyi paylaşabildiğim yegane insanlardan.

en az 2 haftada bir mutlaka beraber kalıp vakit geçiririz.

tam 10 gün sonra kilometrelerce uzağa gidiyor. en az bir 5 yıl dönmeyecek..

ben yine burada. yine özlemle..

bizim tatlı yudum. ilkokul arkadaşım. benimle birlikte işe başladı sağolsun.

aşırı naif ve sevgi doludur. geldiği günden beri beni ilgi alakaya hiç alışık olmadığım bir sevgiye boğdu.

zaman zaman cinnet noktasına geldiğim de oldu. hani bilen bilir içten içe duygusal olmama rağmen gösteremem.

biri bana gösterdiğinde de taş kesilir kalırım.

yudum işte öyle bir kız. devamlı sarılır, öper. dokunur. konuşur.

kahve getirir, çay getirir. saatlerce sırtımı kaşır ben çalışırken, saçımla oynar.

hayatı kolaylaştırır. dinler.

bazen saflığa varan naifliği beni çıldırtsa da çok alıştım varlığına.

beni kayıtsız şartsız seven ilgilenen biri iyi geldi..

ve gitti.

ani bir şekilde başka bir iş buldu evine daha yakın. ağlaya ağlaya gitti "sensiz ne yapacağım" diye.

esas ben seni çok özleyeceğim diyemedim tabiki.

ben yine aynı yerde kaldım. özlemle..

en iyi arkadaşımdan, sevdiğimden, ankara'daki dostumdan, antalya'dakinden bahsetmiyorum bile artık.

ben yerimde özlemle kalakalmaktan çok yoruldum.

sevmeye yüz tuttuğum birilerinin hep gitmesinden de biraz..

özlemeyi bir hayat biçimi haline getirmeyi reddediyorum benim tanrım.

sonra varsın bana sevemiyor, soğuk, arkadaşlık edemiyor desinler.

bir gün sonunda kendini hiç özletmeyecek biri çıkıp gelirse,

eğer gelirse,

geri gelirse,

yeni gelirse,

yeri gelirse,

bekliyorum...

7 Temmuz 2013 Pazar

Şarköy

ismi ne basit oldu.

ama ne bileyim. şu an aslında yoğun bir baş dönmesinden muzdaribim. pek yazcak halim yok ama şimdi yazmazsam belki hiç yazamam...

güzeldi. hep güzel olur.

kopamadım. dile kolay 27 sene. çocukluğum boyunca kendimi en mutlu hissettiğim yer orasıydı.

hala seviyorum. bir ucundan diğerine 10 dakikada yürünen minicik bir sahil kasabası. meydanından araba geçmez.

en gelişmiş yeri küçücük bir migrostur mesela :)

3 gün boyunca tırım tırım tarak arayıp bulamadım yahu :)

herhangi bir markanın varolmadığı bir yerdir orası. ne bilindik bir cafe, ne bir lokanta, ne bir butik yoktur.

her şey yerel ve oraya özgüdür. lokantalarında ne varsa onu yersiniz, butiklerinde ne varsa onu giyersiniz..

pazarları şahanedir. sebzenin meyvenin en şahanesi, en tazesi, en ucuzu.

insanı bir tanedir. has trakyalı. saf. sapına kadar cumhuriyetçi. donla gezseniz ne giymiş bu diye dönüp bakmazlar.

r'leri vurgulayarak hafif hızlı konuşurlar, ilk harfi h ile başlayan kelimelerde h harfini hep yutarlar. be demeyi çok severler. ya demeyi de.

güleç yüzlüdürler. uzun yaşarlar.

geç yatarlar.

tatilcilere bayılırlar. yere göre sığdırmaz, kendi özel misafirleriymişcesine yardımcı olurlar.

simidi meşhurdur. 75 kuruştan satılır. her daim sıcaktır. istanbul simidine benzemez. en ünlü fırını şenol'dur.

köftesi lezizdir. ayhan'ın yeri en şahane köfteyi yapar. çiftlik market 20'den fazla yıldır en çok işleyen marketidir.

lunapark'ı çok şirindir. gidip de görmemek, görüp de bir gondol'a binmemek şarköy'e ihanettir.

gelelim bana...

gelelim mi?

erkan motel'e gittim yine. her seferinde" yav burası eski ne demeye buraya geliyorum her sene" dedim yine.

cadı cadı indim aşağı bu çarşaflar pis bu oda pis diye carladım her zamanki gibi.

soktular kadınları odaya. baştan aşağı temizlediler. çarşafları değiştirdiler.

yine ikna olmadım ama alıştım.

yine yatağın yayları battı. yine yastık sert geldi. yine banyo küçük geldi :)

ama biliyorum ki seneye yine oraya gideceğim koştur koştur.

alışkanlıklarım...

saatlerce güneşlendim. içtim. yedim. müzik dinledim. şarkı söyledim. dansettim. ağladım. güldüm.

tanışmak için gelip gidenlere ben evliyim dedim :)

sokağın kokusunu içime çektim.

gece sahilde şezlonglarda yatıp dalga seslerini dinledim.

eski evime gittim..

uzunca bir süre balkonumuzu izledim.

çocukluğumu düşündüm.

komik gelecek belki ama belki 15 dakika orada öylece izledim..

apartmanımıza baktım.

sonra dayanamayıp girdim içeri.

merdivenler aynı..

hafif kumlu yine. denizden gelenlerden kalma..

benim bisikletimin yerinde başka bisiklet zincirli ama.

sonra kapımızın önüne geldim.

başka terlikler...

biz denizden döndüğümüzde ev kumlanmasın diye kapının önüne bi kova su koyar ayaklarımızın kumunu arıtır eve öyle girerdik :)

kapıda bir süs asılıydı kapı açılıp kapandıkça çınlardı. 12 numara...

zilimiz bile aynı kalmış :)

o kapının önünde merdivenlere oturdum...

düşündüm.

çok düşündüm.

kim bilir kaç kez, kaç farklı duyguyla inip çıktım o merdivenleri.

ne çok anı, ne çok duygu biriktirmişim.

dışarıdan biri görse halimi deli bu derdi.

deliyim belki de.

özlediklerimi bazen çok özlüyorum.

anlatabildim mi?

bazen geride kalanları çok özlüyorum.

ben uzun zamandır bir şeyleri çok özlüyorum sevgili okuyucu.

sonra kendimi oralarda buluyorum.

anıların mekanlarında..

hem çok güzel. hem yaraya neşter gibi..

canım pelin'le gitmiştik geçen sene. gelemedi.

pelin'in sevdiği şeyleri de yaptım.

istediği yerlerde gezdim. birlikte oturduğumuz şezlongda oturdum o gece.

emre'yle yürüdüğümüz yollardan geçtim. o'nun çok sevdiği köfteden yedim.

tuğçe'ciğim benimleydi. mutsuzdu. unutmak için gelmişti.

unutabildi mi bilmiyorum.

ama çook içtik. çook dansettik.

çook güldük. unutsun diye elimden geleni yaptım.

harika sesi olan bir müzisyenle tanıştım. oradaki bir mekanda çalıyordu. fazla iyiydi.

son akşam senin için dedi ve kardan adam'ı söyledi gözlerime baka baka.

ilk kez başıma geliyor. heyecan vericiydi.

ama doğru şarkıyı seçmişti. çünkü şarkı bitince gözlerimle teşekkür ve veda edip gittim.

benden daha fazlası olmazdı.

bitti.

hah!

pelin;

selçuk sana çok selam söyledi, seni özlemiş ve en yakın zamanda bekliyormuş haberin olsun.

bitti.







2 Temmuz 2013 Salı

Acı

dünyadaki tüm acıları hissedebilmek mümkün mü?

bazen hissedebiliyorum.

emre ve arkadaşları tarafından kapıcı çocuğu diye dışlanan özgür'ün acısı,

 okulda "emre'yi yok etmece" oynayan arkadaşları emre'yi tekmeyince emre'nin acısı.

bir anne olarak kardeşimin acısı.

bir anne olarak özgür'ün annesinin acısı.

pelin'in dinmeyen mutsuzluğu.

bay monk'un yalnızlığı.

evet evet bay monk'un yalnızlığı ve çaresizliği.

tuğçe'nin itiraf edemediği kalp kırıklıkları.

annemin geçmişinden taşıdığı mutsuzluk izleri

gamze'nin kanser oluşu.

dünyada kanser oluşu.

birilerini hasta olması.

mc donald's da oğluna bir hamburger patates alıp karşısında bir şey yemeden oturan baba.

çoktan ölüp ben sensiz de yaşarım diyen o dilim.

ah bütün mutsuzluklar..

hepsini hissediyorum bazen.

çok acı var dünyada.

dayanamıyorum doktor.

verdiğin ilaçlar da bir boka yaramıyor esasen.

ben yine seans boyunca ağladığım gibi tüm dünya için ağlıyorum.

çok acı var.

yarın gidiyorum.

bir süre için acıları,

hani hep değil dönünce yine teslim alırım diyerek

tam buraya bırakıyorum.

gözyaşlarımdan ıslaklar biraz.

dönene kadar kururlar ben. 

ve 6. sezon 6. bölüm.

bay monk hala çok yalnız.

hala çok zavallı.

hala trudy'i çok özlüyor.

sizi tahmin edemeyeceğiniz kadar çok seviyorum Adrian :)

26 Haziran 2013 Çarşamba

Başka..

şimdi ben çok başka bir yazı yazacaktım.

sonra bu şarkıyı ilk kez dinledim.

19 saatten beri ağlamıyordum.

tam burada...

22 Mayıs 2013 Çarşamba

brek brek

mey dey mey dey.

bu hayattan kurtarın başka bir hayata atın.

şaka yaptım hayatımı seviyorum.

hayatımdaki tüm insanları itibarsızlaştıran bir mod kurdum kendime.

çalışıyor.

uzun saçlarını topuz yapan kirli sakallı erkeklere ilgi duymaya başladım.

ben uzun saç sevmezdim.

hızla değişiyor her şey.

hoşçakalın.

ya da kalmayın.

kendi mutluluğum dışında hiçbir şey umrumda değil artık..

25 Şubat 2013 Pazartesi

Sondan sonra

içimde kalmasın..

çivi çiviyi söksün istemedim.

çok kişiyle tanıştım.

bazen hoşlandım.

olur gibi gelen de oldu.

ama olmasın istedim.

sen nasıl ki senden öncekini unutturdun,

o da seni unutturacaktı. istemedim.

seni unutmak istemedim.

senin için üzüldüklerime değsin istedim.

unutmaya kıyamadım.

sevmemeye kıyamadım.

bitirmeye kıyamadım.

aylar sonra senin de diğerleri gibi "öylesine biri" haline gelmeni istemedim.

senin olduğun yerde başkası olsun istemedim.

sana söylenmiş sözleri başkasına söylemek istemedim.

sana dokunmuş ellerim başkasına değsin istemedim.

senin adından başka ismin yanına sevgilim koymak istemedim.

istemedim.

istemiyorum.

gel gör ki elimden bir şey gelmiyor.

böyle olmasına sebep oldumsa

böyle olmasını da istemedim...





9 Şubat 2013 Cumartesi

Böyleyken böyle..

durup dururken araya mesafe koyuyormuşum.

vallahi değil.

senden sebep değil.

ayrılalım sevgilim sorun sende değil bende.

bittabi bunlarla en çok ben alay ettim.

fakat cidden sorun kimsede değil.

bazen konuşmak çok yorucu geliyor.

ben insanlara sıkıntımı anlatırken bunalıyorum.

insanlar bana akıl verince de bunalıyorum.

duymak istemediklerimi duyunca da bunalıyorum.

fekat heyhat! sadece duymak istediklerimi söyleyen o mübarek varlık henüz bahşolunmadı bana.

mutsuz değilim.

ama daha mutlu zamanlarım da olmuştu.

sadece huzursuzum.

yaptığı hataları göremeyen insanların varlığında rahatsızım.

bulunduğun yerde takılıp kaldığını hissediyorsan yer değiştirmelisin dostum.

yer değiştiriyorum.

hayır sezen bu sefer yanılıyor. tebdil-i mekanda bal gibi ferahlık vardır.

devamlı normalin üzerinde bir hızla atan kalple yaşamaktan da yoruldum.

sol bileğime bak Anderson!

ben iki sefer boşuna mı deştirdim orayı lanet bir iğneyle.

tam damarımın üstüydü üstelik.

riski kabul ediyorum diye imzalar attım.

şimdi orada kendime söz verdiğim şey yazarken..

olmaz böyle devam etmek kendime haksızlık.

mutsuz da değilim üstelik.

halden anlayanlar bunu yanlış yorumluyor.

aşk mı diyorlar.. vah vah.

aşk mı?

ya bırak sevdiceğim şu saatten sonra yenisi gelene kadar da kim siker aşkı.

bilemiyorum.

sanıyorum ki bu son yazım..

bu zamana kadar beni okuduğunuz için teşekkürler.

yolumuza başka yerlerden devam etmek üzere, kesişirse ne ala diyerek hepinizi tek tek kucaklıyorum.

hoşçakalın...


gönül/09.02.2013 23.54

3 Şubat 2013 Pazar

Acı

"öyle düşünme ama olacağın önüne geçilemez.."

son birkaç gündür sıkça duyduğum cümlelerden biri.

oysa ben tam da öyle düşünüyorum.

aklımda hep o sahne.

hastane odasında eli elimdeyken soruyorum.

"dayı sen antalya'ya gitmek istiyor musun?"

gözleri nemleniyor.

"istemesem n'olcak? bu durumdayken annen bakamaz bana. kızlarım çalışıyor."

"istemiyorsun yani" diyorum..

gözlerindeki o acı içime doluyor.

"sizden, annenden uzakta ölürüm diye korkuyorum."

gitmesin diyemiyorum.

zaten kızları kararlı.

oranın havası iyi gelir diyorlar. doktoru da orda. bakılır.

annem teyzemi de kanserden kaybetti. o'na baktı. aylarca toparlayamadık.

ya yine bir şey olursa, ya kaldıramazsa diye korkuyorum.

en azından birkaç hafta antalya'da kalsın. belki toparlar vücudu, kemoterapi alır hale gelir. o zaman geri getiririz diyoruz.

hastaneden çıkmadan O'na biraz harçlık bırakıyorum.

şimdi öğreniyorum ki benden sonra her gelene gururla göstermiş. "gönül bana harçlık bıraktı" demiş...

öpüyorum O'nu resimlerini çekiyorum.

son görüşüm olduğunu bilmeden aceleyle atıyorum kendimi dışarı.

ertesi gün antalya'ya götürüyorlar.

gittiği gün fenalaşıyor. hastaneye yatırıyorlar..

doktorlar ertasi gün durumu iyi görüp ameliyat etmeye karar veriyorlar.

ameliyat oluyor.

uyanamıyor..

uyanamıyor..

uyanıyor..

iyiyim diyor.

tekrar uyuyor.

sonra hiç uyanmıyor.

750 kilometre öteden bir kadın sesi "hastanız kötü durumda, son saatleri olabilir başına gelin" diyor..

kızları gidiyor önce.

ertesi gün biz gideceğiz.

ertesi gün oluyor. telefonum çalıyor.

arayan nilüfer. biliyorum.. açmak istemiyorum.

açıyorum..

ağlıyor. gitti diyor.

gerisini flu.

gülşah'ın kollarında odama geldiğimi hatırlıyorum ofiste.

sonra tolga'yı görüyorum. "canım?" diyor.

gardım düşüyor. kendimi masama kapanmış hıçkırırken buluyorum..

sonunda tolga'yı duyuyorum omzuma dokunup hadi diyor.

her şeyim toplanmış.

tüm itirazlarıma rağmen beni eve o götürüyor.

bir ara yolda emniyet kemerimi taktığını duyuyorum..

dayım son zamanlarda bizde kalıyordu.

kızlarıyla uzun süre küstü.

sonra annem bir akşam zorla barıştırdı. ölümünden 1 ay evvel.

o akşam kızlar gidince, biz annemle mutfakta otururken dayım da sevinçten evi turluyor. gece olmuş saat 10.

hasta. ama kanser olduğunu bilmiyoruz. sadece çok zayıf ve devamlı kusuyor.

anneme laf arasında canım cips çekti diyorum.

dayım duyuyor.

bir bakıyoruz o haliyle montunu giymiş.

"noluyo yakışıklı" diyorum.

"sevgilim cips istemiş gidip almaz mıyım" diyor.

"dayı etme eyleme hastasın gece saat 10!"

dinlemiyor. "iyi" diyorum "ben de geliyorum o zaman."

beraberce yürüyoruz. çok yavaş yürüyor sadece o dikkatimi çekiyor.

kol kolayız. "biliyor musun evlatlarımla barıştım ya, 3 sene üstüne ilk kez bu gece rahat bir uyku uyuyacağım" diyor.

o gece cidden yatağına girdiği an uyuyor..

kafamda hep bu sahne canlanıyor.

ah.. yazdıklarım da kafam gibi dağınık..

çok vicdan azabı çekiyorum ben.

buna mahkum edildim.

göndermeyecektim. ne olursa olsun göndermeyecektim...

bizden uzakta, burdan uzakta tecrübesiz doktorların yanlış kararı yüzünden ölmeyecekti..

bilmediği bir şehirde, kimsesinin olmadığı bir mezarda, taa anasını sattığımın 750 km ötesinde yatmayacaktı..

çok acıyor kalbim..

bununla nasıl yaşanır...

29 Ocak 2013 Salı

Can sıkıntısı

bu bir can sıkıntısı yazısıdır sevgili seyirci.

şu an ofiste yapacak bir işim olmaksızın boş beleş tabir edilen bir şekilde oturmaktayım.

pms kaynaklı olduğunu sandığım bir ruh kararması, can sıkılması, üzgünlük, kızgınlık tarzı hallenmeler içindeyim.

üstelik karnım ağrıyor.

kalbim de kırıkcana.

neden olduğunu da bilmiyorum.

birilerine bir kızıyorum beddualar ediyorum, bir affediyorum haklıydılar diyorum.

esasen genel olarak kendimi kimseye yakın hissetmiyorum.

belki de deliriyorum.

gerçi etrafta normal olan kimse de kalmadı.

delirdik.

iyi günler.

12 Ocak 2013 Cumartesi

adsız...

sonra bir gün bir doktor sanki dünyanın en normal şeyiymişcesine "kanser çok yayılmış, 3 ay yaşar en fazla" der.

sen anlamazsın. idrak edemezsin. bağlantı kuramazsın.

daha geçen güne kadar bir şeyi yoktu.

neden 3 ay sonra ölsün?

neden o?

neden kanser?

neden neden neden diye kafayı yersin.

elinden bir şey gelmez kafayı yersin.

elinden bir şey gelenler önemsemez kafayı yersin.

kızları pek de üzülmez kafayı yersin.

başkaları çok üzülmüş gibi yapar da sorumluluk almaya gelince kaçar gülersin.

başkalarını eleştirirken kıyasıya, hastanede onu görmeyi gözün yemez, ziyaretine gidemezsin.

sanki böyle bir şey yokmuş gibi hayatına devam edersin.

çok çok gülersin. çok çok eğlenirsin.

sıklıkla ölecek gibi hissedersin.

sonra yine güler etrafa neşe saçarsın.

etrafındaki herkesten nefret edersin.

sonra yine gider bir yerde eğlenirsin.

hepiniz defolup gidin.

hepimiz defolup gidelim aslında.

birbirimizi hiç anlamıyoruz...

birbirimizin yanında olamıyoruz...

10 Ocak 2013 Perşembe

Anısına...


"...ve sen sonunda bir gün çıkar gelirsin diye,
çok şeyin adı küçük yazıldı."

Cemal Süreya

8 Ocak 2013 Salı

Dipnot

büyük şeyler değil.

karlı bir akşam türlü zorluklardan sonra evimize varabilmenin huzuru var içimizde.

yemeğimizi yemiş salonumuza yayılmışız.

sen bir şeyler okurken ben öylesine mutfağa gidiyorum.

ikimize bol tarçınlı salep pişiriyorum sana duyurmadan.

sonra iki fincanla koşuyorum yanına.

ışıl ışıl bakıyorsun bana. "ne iyi gelir şimdi var ya" diyorsun.

sımsıkı kucaklayıp saçımdan öpüveriyorsun.

sonra ışıkları kapatıp benim çok sevdiğim o saçma sapan noel temalı filmlerimden birini açıyoruz. battaniyenin altında kucak kucağa izlemeye koyuluyoruz.

muhtemel ki sen böyle filmlere bayılmazsın. ama benim için izliyorsun.

ve yine muhtemel ki ben film bitmeden uyuyakalıyorum ama sen sonuna kadar izliyorsun.

"sırtımı kaşısana" diye mızıldanıyorum. iki kaşıyıp bir duruyorsun.

temelde mutlu olmak bu kadar basit.

basit şeylerin imkansız olması kanuna aykırı olmalıydı sevgilim..



4 Ocak 2013 Cuma

Dövme (vol2)

ilk heyecan geçipte gerçekleri görmeye başlayınca dövmenin istediğimden çok daha ince ve silik durduğunu farkettim.

hemen dövmeci arkadaşıma mesaj atttım üstünden geçsin düzeltsin diye.

adam başladı hık mık etmeye. sen fenalaştın yaparken diğerini, sağlığını riske atma bence, öyle kalsın cart curt.

ya dedim ne fenalaşması bittikten sonra içim fena oldu evet ama düşüp bayılmışlığım kendimden geçmişliğim yok, bir bardak su içip akabinde toparladım. 5 saniyelik bir olay.

yok diyor adam "sen bayılacaktın ben hissettim zor tuttun kendini." yahu ben kendime bile bile zarar verir miyim? bir şey olmaz bana işine bak sen dedim.

bu seferde demez mi ama bak dağılabilir dövmen, orda deri çok ince parçalanabilir 2 seferde, enfeksiyon da kapabilir zart zurt.

bunu söyleyen adam da dövmeyi yapmadan dövme 2 seansta yapılır ilkinde ana hat belirlenir sadece, o görüntüyü ciddiye alma diyen adam yani.

herif meğerse ruhsatsız çalıştığı için bana bir şey olursa hesabını veremez diye tırsıyormuş. bir de yazarken kaydırma yaptığı için hepten tırsmış.

korkmasını anlıyorum. ama bunu delikanlıca söylemek lazım. "ben beceremedim bu işi, heyecanlanıyorum da. sen başkasına yaptır bu işi, al bu da paranın %2o'si."

o parayı alacağımdan değil, ama sen bi işin içine sıçıp hakkını veremiyorsan kusura bakma tamahkar olmayacaksın.

neyse ben tabi bunların hepsini yüzüne söyleyince arkadaş kendisiyle alakalı başkalarına da bir şey söylerim de işleri kesilir diye korktu. arıyor beni nası geri vites yapıyor.

hemen düzetecekmiş, bana bir de bedelsiz dövme yapacakmış. ben çok değerli olduğum için sağlığım bozulacak diye korkmuş sadece falan filan.

elbetteki bu tavrı sonucu bırak dövmeyi yaptırmayı kapısından geçmem.

isim vermeyeceğim ama dövmemi yapan kişi bir ekşi sözlük yazarı. ekşi tattoo diye de bir stüdyosu var. bilen bilir. evet çok iyi biri ama aşırı amatör, stüdyosu inanılmaz pis, ve ortalıkta gezinen bir kedisi var. ki bence bir dövme stüdyosunda hayvanın işi olmamalı.

gelelim işin ikinci boyutuna.

dövmenin o soluk görüntüsü beni o kadar mutsuz ettiki, gözümü karartıp en iyi stüdyoyu bulmaya karar verdim. pazarsı neyse umrumda değildi. bu dövme düzelirse her şeye değecekti.

bilen bir sürü insana danıştım ve mekan hep aynı söylendi. taksim gate tattoo.

aldım randevuyu gittim.

bi kere çok sıcak, renkli, temiz ve profesyonel bir mekan. mekan sahibi tahsin adında yaşı olan bir adam. dövmeleri inanılmaz meşhur. dövme tutkunları adama tapıyor. ben gittiğimde de müthiş büyük bir dövme üstünde çalışıyordu.

beni öyle üzgün görünce baktı bileğime. olmamış evet ama biz bunu anında hallederiz dedi.

yardımcılarından barış'ı çağırdı. dövmeyi gösterdi ve beni ona emanet etti.

bu arada barış hayatımda gördüğüm en yakışıklı adamlardandı sanırım. cidden bakmaya doyulmayan cinsten bir adam. bunu da ayrı bir not olarak düşeyim.

yaklaşık bir 10 dakika kadar çalıştı. evet canım yandı. baya acıdı hatta. fakat bittiğinde gözlerime inanamadım.

dövme bambaşka bir hale gelmişti kalınlaşmış, belirginleşmiş, bir harfte meydana gelen kayma hatası düzeltilmiş. kusursuz görünüyor. beklentimin çok çok ötesinde.

yapılırken de kanadı, bittikten sonraki birkaç saatte.

şimdi gayet iyi. kabukları birkaç güne düşecek. gün geçtikçe güzelleşiyor.

temiz bakıyorum. nemli tutuyorum. hayran hayran seyrediyorum. başka biriyim ben artık.

inanılmaz bir his. bunu tarif edemiyorum. o kadar mutluyum ki ilk dövmecim 2. seansa hık mık ettiği için. yoksa burayı bulamazdım.

ilk yapıldığında güzel durduğunu düşünmüştüm evet fakat çok inceydi, kalemle yazılmış gibi. benim istediğim görüntü ise tam olarak buymuş. yapıldıktan sonra anladım.

bu işe meylediyorsanız ama iyi araştırın derim. ve gate tattoo işin en iyilerinden bunu unutmayın :)