31 Ocak 2014 Cuma

O'na

bugün tam 1 sene oldu sen gideli.

hani 1 ay içinde eriye bite gittin ya, işte o zamandan bu zaman tam 1 sene.

aklımda son gecemiz var hep. benim canım cips istedi deyişim. senin gecenin yarısı ayaklanıp almaya gitmeye kalkışın, sonra beraber kol kola gidişimiz markete. hatırlıyor musun kısacık yolu çok zor yürümüştün. ben daha bilmiyordum o zaman senin ebediyete hazırlandığını.

yorganı kafana kadar çekip uyurdun hemen. çok bağırırdın gece uykunda. janti adamdın. çok yalnızdın. kızların seni terkedeliberi benle doldurmaya çalıştın o boşluğu.
bembeyaz milyon tane saçın olduğu halde "keltoş" deyip kafana öpücükler kondururak severdim seni ne hoşuna giderdi ama :)

makarnayı ne çok severdin sen.

kızdığında dünyayı yakar, çabucak sönerdin. "annen" derdin, "annen benim elimde kalan tek şey.."

hastanede hani o utana sıkıla canının meyveli yoğurt istediğini söylediğin gün, hani almıştım da iki kaşık yeyip tonlarca istifra etmiştin. hani çarşafın kirlenmişti de söylemeye utanmıştın, işte ben o gün sana para bırakmıştım ya, benim arkamdan her gelene çocuk gibi çıkarıp göstermişsin parayı "Gönül bana para bıraktı" diye. her gelen anlattı bana bin kez. ben ilk kez acı nasıl da kalbi tuzla buz edermiş öğrendim..

"ben herhalde öleceğim, annenden ayrılmayı hiç istemem keşke yanınızda kalabilsem demiştin" kalamamıştın.
tam 750 km uzağa gittiğin gün ölüverdin. sonra orada bir yere gömdü kızların seni. ben vedalaşamadım seninle.

inanır mısın daha geçenlerde kar yağdığı gece kapı çaldı, "aaa dayımdır bu!" diye kapıya koşturdum. sonra herkes sustu. sonra ben de sustum. gerçek gibiydi. ilk kez o zaman anladım öldüğünü. ne kalın kafalılık ama.

işte şimdi tam 1 sene oldu. ben senin gerçekten ait olduğun yerde olduğuna inanıyorum.
ama seni özlüyorum.

21 Ocak 2014 Salı

Ayrıntılar

"hiçbir şeye inanmadım uğrunda ölecek kadar,

inanlara imrendim, o zaman yaşamak çok kolay.."

17 Ocak 2014 Cuma

Köylü

70-80'lerin yabancı vücut şampiyonu starları tarzı beyaz tişört giymiş, 
bol kotunu neredeyse göğsüne kadar çekmiş, steroid basılmış vücudu üstten genişlemiş ama boyu kısa olduğu için yapılıdan ziyade iyi gelişmiş bir  mantar gibi görünüyor. 
"benim tarzım var abi" mesajı yüklü bakışlarla etrafı süzüp takdir edilmeyi bekliyor sanırım. 
bense arkadaşlarımı dürtüp O'nu gösteriyor "şu kıyafete bakın lan ahuhauaha" deyip gülme krizlerine giriyorum. 
bittabi burası bir moda dergisi. 
ve açıkça ortada ki benim vizyonum sıfır. 
biliyorum. 
tam bir köyluyüm...

8 Ocak 2014 Çarşamba

SPY

ülkecek travmatik zamanlar geçiriyoruz. açıkçası olanları endişe verici bulsam da sağda solda "politik görüşünü bir diğer görüşe hakaret etmek" olarak ortaya atan insanları daha da endişe verici buluyorum. birkaç parçaya bölünmüş bu ülkede tarafı ne olursa olsun birçok insan "kurumlu dangalaklar" gibi davranmaya başladı. sosyal medyadan kusulan nefretler ise oldum bittim bana gülünç geliyor adamın yaklaşık 70 takipçisi var ve asla okumayacak birilerine hitaben " yok olacaksınız köpekler, sizi bitireceğiz" falan diye haykırmakta beis görmüyor. bense tüm bu olanlar için kendimi fazla yorgun hissediyorum. politik görüşümü kendime saklamayı öğreneli çok oldu. ve kimsenin beni siklemediği bir ortamda salak saçma şeyler yazacağıma odamda aynanın karşısında bağırmayı tercih ederim.

neyse o'nlara cevabımı sandıkta vereceğim. o'nları sandığa gömeceğim. asdfasfdgf. doğrusu bugüne kadar oy attığım kimse iktidara gelmedi. bu sebeple kendimi birilerine sandıkta haddini bildirecek kadar da yetkin hissetmiyorum. bir zamanlar en yakın arkadaşım eğer gerçek bir liberalsem oyumu ismi "özgürlük partisi" gibi bir şey olan bir partiye atmam için kafamı şişirir dururdu. ergenlik yıllarımda ise annemler hangi partiye oy atacaklarını söylerlerse inat olsun diye aksi partiyi savunur, kendimi bağımsız ve havalı hissederdim. ahh hatırlıyorum da bir zamanlar Necmettin Erbakan'ın üstüme devrildiği rüyalar görürdüm..

bir kanaat önderi olamayacağımı anladığım o meşum yıllardan beri siyasi görüşlerimi kendime saklıyorum işte. ama bir taraftan da iyi oldu. bazı akrabalarım ve arkadaşlarımın ne kadar salak olduğunu keşfettim bu sayede.
yani bir takım temel meseleler söz konusu olunca tabi. yoksa akli olarak salak olduklarını söylemek haksızlık olur. iyi insanlar hepsi. sadece biraz fazla heyecanlı ve "inanmışlar"
bakın "inanmışlık" burada iğneleme içeren bir sözcük. sık sık saçma sapan şeylere kendini adayan insanlarla "inanmış bu ya" diye dalga geçerim. (aslında alay ederim yazmıştım ama sildim sonuçta alay etmek son derece çirkin bir kelime ve yokuş aşağı inerken yuvarlanmaktan korkan biri kim oluyor da başkalarıyla alay ediyor be?)

neyse az evvel annem kardeşimle telefonda hükümet eleştirisi yaparken (bunu yapmaya bayılıyorlar) bir anda sesini yükseltip yüksek perdeden konuşmaya başladı. "evet evet açıkça söylüyorum eğer bu telefonu dinliyorlarsa bilsinler ki hepsinden nefret ediyorum, naparlarsa yapsınlar, alıp hapse atsınlar beni gerekirse, hakkımı helal etmeyeceğim, hırsızlar, duyun işte duyun." peeh daha fazlasını dinlemeye içim elvermedi.
bakın bence sıradan insanların sorunu bu. hayatı fazla ciddiye alıyorlar. yani baksanıza koskoca bakanların telefonu dinleniyor ama adamlar bunu zerrece düşünmeden rüşvet pazarlığı falan yapıyorlar. ve benim emekli bankacı annem bir şekilde telefonunun dinlendiğini düşünüyor. tabi bu sadece anneme özgü bir tutum değil. birçok arkadaşım da aynı kanıda. "ohh telefonumuzu dinliyorlar, bizi fişliyorlar" iyi ama arkadaşım sen aşçısın, ya da bir moda sitesinde editör veya bir yedek parça şirketinde asistan. yani sahip olduğun hangi yüksek önemde bilgi için seni dinliyor olabilirler ki?

şimdi düşününce acaba benim de telefonumu dinliyorlar mı diye kendimle çelişen bir düşünceye kapılmadım desem yalan. zira bu kendi adıma son derece utanç verici olurdu. yolsuzluk falan yaptığımdan değil tabi, yaptığım en büyük yolsuzluk işyerinde içi abur cubur dolu bankomatları sallayarak içinden bedava cips düşürmekti. yani tabi bununla gurur duymuyorum..
ama düşünsene ya dinliyorlarsa? gay arkadaşlarımın saatlerce anlattığı ve giderek korkunçlaşan randevu ve seks maceraları (nefret ediyorum tabi ama ilişkileri böyle temelleniyor ve ben iyi bir arkadaş olmak için çaba harcıyorum, iyi arkadaşlar birbirilerine ilişki tavsiyesi verir.) sonra kardeşlerimle saatlerce "annem-babam ve diğer akrabalarımızı çekiştirmemiz, bir başka arkadaşa ilişkisiyle alakalı verdiğim berbat tavsiyeler, bir diğerine "götüm çok büyüdü rejim de yapamıyorum" diye sızlanmalarım, eski sevgililerimizi çekiştirmelerimiz, ayrıldıktan sonra günlerce "acabaağ beni seviyo mu haaa seviyo mu sen ne düşünüyorsun" diye beyin yemelerim. ve oh tabi birbirimizin arkasından yaptığımız onca iğrenç dedikodu. yani bakın kızlar arasında bu doğaldır. biribirini tanıyan gruplardaki kızlar adeta bir kısır döngüymüşcesine birbirilerini gömer durur ve sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ederler.
tabi bana diğer kızlarla alakalı fikir soran tüm erkek kankalarıma " ah tabi bence de harika bir kız ama attığı twitler sence de biraz bayık değil mi, anlaşılan eski sevgilisini unutamamış ve niyeti bir koca kafeslemek, kilo almaya da müsait gibi, fazla makyaj yapıyor cildi kusurlu olabilir, meme çatalını göstermeyi seviyor teşhirci mi biraz ah hakkını yemeyelim kız güzel bir çift memen varsa göster felsefesini benimsiyor, demek ki kendine güveniyor, ama şu resimde biraz köylü gibi değil mi sence de, saç rengi kesinlikle yanlış, giyinmeyi pek bilmiyor gibi, ama tatlı kesinlikle tatlı, eminim bir sürü çocuk doğurmak ve aile olmak istiyordur ne harika değil mi senin bir ilişkiden beklentin buysa harika bir çift olacaksınız tatlım."

işte tüm bunları göz önünde bulundurunca eğer telefonum dinleniyorsa beni kesin "yüzyılın feci umutsuz kaltağı" olarak fişlemişlerdir. ya da "cehennemden gelen şirret kadın" sanırım bu da hapise girmem için yeterli değil. o halde bu konuya fazla kafa yormayacağım.

es kaza bu yazıya denk geldiyseniz ve sizde bir şekilde telefon numaram varsa beni haberdar edin :) dünyadaki varlığımdan haberdar olan insanları bilmeye ihtiyaç duyuyorum!


Tarabya'da uykusuz..

uyku sorunum öyle bir hal aldı ki bu gece de uyuyamazsam kesin kafayı yiyeceğime karar verdim.

böylesi kara geceler için sakladığım 3 tane xanax kalmıştı. aslında 5'ti ama 2'si uçak yolculuğu esnasında gömüldü. peeh uçak da düşmedi zaten ne savurganlık....

neyse gün bugündür kızım iç bir tane de uyu dedim. fakat sıçtığımın tabletleri nasıl olduysa kaplamalarının içinde parçalanmışlar. yani sadece biri. her zaman kötü haberi önceden almak isteyen biri olarak parçalanmışı içmeye karar verdim. evet elimdeydi. bir yarım parça, 2 minik parçaya bölünmüş bir çeyrek ve geri kalanı toz. siktir yaa elime döküldü. neyse 3 parçayı dikkatle bir araya getirip bi çırpıda yutuverdim. elime bulaşmış tozları da hoop şöyle bir yaladım. üstüne de su. harika! ağzımın içi zehir gibi. kendimi tamamen aklımı kaçırmış gibi hissediyorum. xanax tozları yalayan bir ucubeye dönüştüm. biraz daha mal. biraz dahaaaaa..

uykusuzluk berbat. ve sevgili dostum can'ın her seferinde iğrenç bir haz duyarak elini koluma koyup söylediği gibi "acı kadınlar içindir tatlım..."

6 Ocak 2014 Pazartesi

Hala

6 gün oldu. değişen hiçbir şey yok. şöyle bir etrafıma bakıyorum da herkes aynı şeyleri yapmaya devam ediyor. salak yine aynı salak, densiz yine aynı densiz, melankolik yine aynı melankolik..

koskoca 6 gün geçti. yani bilirsiniz tanrı dünyayı 6 günde yarattı falan ya, hani o sebeple şu 6 günde

kahrolası

bir şeylerin

değişmesini

bekliyor

insan.

oysa hala çoğu zaman kendimi keriz gibi hissediyorum. hala gece ışığı yakmadan salondan odama yürürken ayağımı ya da kafamı bir yerlere çarpıp, bir şeyleri devirip, hassiktir hassiktir hassiktir diye zıplayıp duruyorum evde. hassiktir..

hala telefondan şarkı açıp, mikrofon niyetine elime alıp hayali konserler veriyorum.

hala kendi kendime konuşuyorum. hala yemek pişirirken yemek programı sunuyormuş gibi yapıyorum.
hala birgün kıvanç tatlıtuğ'un alımlı sevgilisi bayan basun (soyadım daha havalı bir şey olabilirdi tabi ama bu en azından tek) diye haber olacağım güne inanıyorum.

hala doğum günümde arkadaşlarımın sürpriz bir şekilde beni tony shalhoub'a götüreceklerini umuyorum.

hala zamanında bir şekilde beni incitmiş biri veya birilerine inanılmaz laf koyuşlu bir ayar vererek son darbeyi vuracağıma inanıyorum.

hala birgün bensiz yapamayacağını anlayacağına inanıyorum. (haha ne hoş bir aldanış)

hala sonunda bir kilo alıp bir vermeyi bırakıp incecik olacağım günü bekliyorum. (memelerimi kaybetmeyeyim ama sevgili diyet tanrısı!!)

hala twitter'da muhabbetini çok bayık bulduğum bir-iki arkadaşı ayıp olmasın diye unfollow edemiyorum.

28 yıldır hala hiçbir ilişkim için zerrece emek vermemiş olmama inanamıyorum. biliyorum sonum yalnız ölmek ve alsas çoban köpekleri tarafından yendikten sonra komşularımın şikayeti üzerine 33 gün sonra 3 parça olarak halının üstünde bulunmak olacak.

hala mağazalara girip çeşitli elbiselerle dalga geçmeye bayılıyorum.

hala kendimce seks müziği olarak bestelediğim kısa bir melodiyi yerli yersiz mırıldanıp gülme krizine girmeye bayılıyorum.

hala bir heves delice flört edip iş ciddiye binmeye başlayınca vııızt aniden ortadan yok oluyorum. adamına göre bu da.

hala bu tertemiz 6 günde bile insanlardan o'nlara uzak olduğum, araya mesafe koyduğum, samimiyetlerine izin vermediğim konusunda sitemler duyuyorum.

hala elimden bir şey gelmiyor.

eskiden çok sevip yaşama sebebi saydığım şeyleri de artık o kadar sevmediğimi farkediyorum.

yani seviyorum. bir yerlerde sevdiğime eminim. ama hissedemiyorum. anlatamıyorum. var olduğunu biliyorum ama şu an öyle hissedemiyorum. geçici bir hafıza kaybı gibi.

kendilerini hiç istemesem de uzun zamandır peşimde bir iki adamın olmasına müsaade ediyorum. bana kendimi çekici hissettiriyorlar.

ama günün sonunda "şunu şunu yaptım, şuraya gitmem seni rahatsız eder mi?, iyi ya tamam o kızla takıl sen" diyebileceğim o adamı özlüyorum zaman zaman. ne tuhaf hala aynı resim karesi içerisindeyiz.